browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Kıbrıs’ta Sıcak, Kısa ama Zorlu bir Ultra – Crusader Castles 30k

Posted by on 26/05/2015

Bu sene iş sebebiyle sürekli Kıbrıs’a gittiğim için aylardır aklımdaydı bu yarış. Asıl planım, Kuzey Kıbrıs’ta dağların üstünde iki kale ve bir manastırdan geçen 80 km’lik olanına katılmaktı tabii. Sakatlık sonrası antreman eksikliği, planlama gecikmesi derken sonunda 30k olan “Cesur yürek” koşusuna katılmaya karar verdim. Organizasyon ve arkadaşların bilgi ve önerileri de kararımı destekler nitelikteydi: “Parkurun dağ tepelerinde, sert iniş çıkışlarla tek sıra ince patikalarda geçen en eğlenceli kısmı son 30k”.

Gülüyorum ama yaşadığım en zor anlardan, CP1'e varış.

Gülüyorum ama yaşadığım en zor anlardan, CP1’e varış.

Ankara’da ancak son iki gün hava ısınmıştı. Henüz güneş altında  antreman yapmamıştık. Parkurda gözümü korkutan tırmanacağımız tepeler değil, cayır cayır yanan havaydı. Sonunda gün geldi. Son 10k “dağ keçisi” etabını koşacak olan Mert ile Girne’ye yakın dağlardaki Bellapais manastırı bölgesindeki Ambelia tatil köyüne geldik. Burası aynı zamanda 210 metre yükseklikteki yarışın bitiş noktasıydı. Ne zamandır kullanmayı beklediğim Black Diamond Ultra Distance batonlarım ve Ultimate Direction SJ Ultra Vest çantamı yüklendim. Başlangıç için servislere binip 600 metrede, dev kaya tepelerle süslü Beş Parmak dağlarının tam arasındaki Alevkaya’ya gittik. Başlangıç için “keçi çanı” çaldığında saat tam öğlen 13:00 idi. Evet, mayıs sonu Kıbrıs ve öğlen 13:00!

Yine de başlangıçta fena hissetmiyordum. Küçük bir tırmanıştan sonra hemen dağ içinde patikalara girdik. Birkaç gündür dinlendirdiğim, yogayla rahatlattığım bacaklarım koşmak istiyordu. Ben de bıraktım koşsunlar… ta ki birkaç kilometre içinde üzerime sürekli gelen güneş ve kıpırtısız nemli hava ile aşırı artan vücut ısım beni durdurana kadar… Birden duvara çarpmış gibi hissettim. Nefes alamıyordum, kalbim küt küt çarpıyordu. Suyumu sürekli kafamdan aşağı döküyordum ama fayda etmiyordu. Önde başlamıştım ancak bir süre sonra pek çok kişi beni geçmeye başladı. Geçenlere bakacak halim bile yoktu, geçenlere yol vermeyi kenarda durmaya bahane olarak görüyordum. Batonlarıma dayanarak ilerliyordum, ama yokuş aşağı bile sanki dizlerim kırılıp yere çökecekmişim gibi oluyordu. Ne zaman toprak yollardan, ne zaman ince patikalardan geçtim hatırlamıyorum bile. Çalılar ve kayalar arasındaki en son çıkışa geldiğimiz zaman artık iyice başım dönüyordu. Kontrol noktasına ulaşacak olmak bile beni hızlandıramadı. Dura dura ilerleyebiliyordum.

İlk "duş"!

İlk “duş”!

Kontrol noktasına bir şekilde geldim, kendimi sandalyeye attım. O ana kadar hiçbir yarışta oturmamıştım. Aklımda bir sürü soru vardı; devam edebilir miyim, bu böyle biter mi, bayılıp bir yerde kalır mıyım, 30klık bir yarışı yarıda nasıl bırakırım? Bir taraftan oradakilerin yardımıyla su torbamı doldurdum. Sonra ayağa kalkıp üstüme su dökmeye başladım. Başım, kollarım, üstüm, taytımın çok ıslak olmadığını görüp bir daha döktüm. Hafif de bir esinti vardı. Sonunda daha iyi hissedip yola çıktım.

Bu noktadan itibaren kilometrelerce belli belirsiz, kayalarla kaplı incecik bir patika ile tırmanışa geçiyorduk. Tepeye doğru çıkarken hafif de esinti başladı. Burada kimsenin koşması pek mümkün değildi zaten. Ben batonlarıma dayanarak, tempomu bozmadan tırmanmaya başladım. Atlamaya çalıştığım kayaları, çalıları, yükseldikçe iyice beliren manzarayı seyrederek keyifle çıktım. Bu sefer ben insanları tek tek yakalıyordum. Yaklaşık 300 m çıkmışız böylece. Sonrasında hafif iniş başlasa da kayalık zemin, çok dikkatli koşmayı gerektiriyordu. Güneş alçalmaya başlamıştı, ara ara kayaların, ağaçların gölgesi de vardı artık. Kayaların arasında zıplaya zıplaya Buffavento kalesindeki son kontrol noktasına ulaştım.

Bu sefer ne yapacağımı biliyordum. Hemen torbamı dolduran gönüllünün elindeki şişeyi istedim, kafamdan aşağı döküverdim. “Bunu ben de yapardım” deyip bir sefer de o su dökünce herkes halimle pek eğlendi. 15 dakika sonra koşuya başlayacak Mert de motivasyon verdi. Hemen bu senenin sürprizine giden yolu işaret ettiler: 1.5 km merdivenlerle 200 metre tırmanacağımız Buffavento Kalesi! Baktığım zaman kalenin tepesini göremiyordum bile. Yine batonlarıma sarılıp, tempoyu düşürmeden çıkışıma başladım. Merdiven boyunca inen, çıkan, birbirine şans dileyen bir sürü ultramaratoncu ile selamlaşma, muhabbet, dertleşme… Çıktıkça taş merdivenler iyice eskileşti, tarihi bir bina/kemerin altından geçtim, merdivenleri kapatmış dev bir kayanın yanından ilerledim, ama bir türlü tepeye ulaşamadım! Artık geldiğimi sandığımda meğer sadece yarısındaymışım. Sonunda tepedeki fotoğrafçı, tırmanışın sona erdiğini müjdeledi. Pozumu verip önümde serilmiş manzaraya bir bakış attım. Derin bir nefes alıp aşağı inişe geçtim.

İki kertenkele finish'te bitirme çanlarıyla mutlu

İki kertenkele finish’te bitirme çanlarıyla mutlu

Kontrol noktasına geri vardığımda Dağ Keçisi koşucuları yola çıkmıştı. Tekrar duşumu alıp, küçük bir köprüden geçerek ince patikalara daldım. Zaman zaman çarşak haline gelmiş bol kayalıklı ince patikalardan ilerleyişe başladım. Kısa süre sonra 10k koşucularıyla da karşılaşmaya başlayınca rota hareketlendi. Yolu takip etmek de kolaylaştı. Küçük çıkış-inişlerden sonra dağ yamacından, taşlı, zaman zaman kaybolan patikadan çok sert bir inişe geçtik. İşte bu bizim gibi dağcılar, orienteeringciler, maceracılar için ideal parkurdu! Dikkati elden bırakmadan, tempoyu korumaya çalışarak ilerledim. Burada düşen de çok olmuş. Bu arada sürekli birçok kişiyi geçiyordum, koşucular da birleştiği için 30kdan kaç kişi geçtim hesaplayamadım.

Finish noktasında

Finish noktasında

Dik yamaç bittikten sonra geniş bir cip yoluna bağlandık. Sıklıkla tırmanarak bu yola devam ettim. Aklımda sayfada yazan bir not vardı: “cip yolundan yapılan inişle parkur biter”. Tırmanışın sonunda bir kadın koşucuyu geçtiğimde aklımda bu vardı, herhalde 1-2 kilometre sonra bitecek dedim kendi kendime. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla inen yolda her dönüşte aşağılara baktım, artık gelmedik mi diye. Ah bir öğrenebilsem ne kadar kaldı diye! Meğerse 5 km’den fazla varmış. Sert ve sürekli iniş iyice yordu, ah biraz çıkış yok mu diye bakıyordum. En sonunda asfalta bağlandık. Evet az var, ama ne kadar az? Birazdan son 50 m çıkışta alkışlarla kendimi finish çizgisine attım!

4 saat 16 dakikalık süre ile parkuru bitirdim. 35 koşucu arasından kadınlarda 2., genelde 5. olduğumu öğrenmek beni çok mutlu etti. Halbuki bir ara sadece bitirebilmek için dua ediyordum! Bir ultrada kendini iyi dinlemen, psikolojini sağlam tutman gerektiğini; dayanıklılığın, bırakmamanın ne kadar önemli olduğunu; bazen işler kötüye gitse de sonra beklenmedik şekilde toparlayabileceğini gösterdi bana bu.

"Cesur yürek" kadınları. 1. Monica (sağda) İsveçli, 3. Janet İngiliz.

“Cesur yürek” kadınları: 1. Monica (sağda, 4:03) İsveçli, 3. Janet İngiliz (solda, 4:19)

One Response to Kıbrıs’ta Sıcak, Kısa ama Zorlu bir Ultra – Crusader Castles 30k

  1. Haluk Akalın

    Tebrikler. Zor bir parkur daha basariyla tamamlanmış 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *