browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Kapadokya Ultra Trail Koşusu Deneyimlerimiz

Posted by on 29/10/2014
Arzu13

Fotoğraf: Arzu Temizsoy Duman

Bu haftasonu Deniz ile Kapadokya Ultra Trail yarışında 60K parkurunda koştuk. Deneyimli ultra maratoncular Sertan ve Serkan Girgin kardeşlerin hazırladığı yarışmanın çok güzel olacağından şüphemiz yoktu. Umduğumuz gibi hem organizasyon çok başarılı idi, hem de parkur bize olağanüstü güzellikler sundu.

Kapadokya’ya cuma akşamından ORDOS ile birlikte oldukça kalabalık olarak ulaştık. Hemen kaydımızı yapıp yarış kitimizi aldık, malzemelerimizi kontrol ettirdik ve yemeğimizi yedik. Kitimizden yarış bilgilendirme notu, üzerinde profil ve istasyon bilgilerinin olduğu suya dayanıklı yarış numarası ve sevimli yarış tişörtünün yanında, kadın koşuculara hoş bir sürpriz olarak The North Face’in teknik ara koşu katmanı da çıktı. Hemen start’ın 300m ötesindeki otelimize yerleştik, son hazırlıklarımızı yapıp yattık.

Yarış 60K ve 110K yarışmacıları için erkenden, saat 07:00’da başlıyordu. Katıldığım Frig Vadisi ultra maratonu üzerinden bir ay geçmemiş olmasına ve uzun süredir uzun antreman yapmamış olmama rağmen kendimi oldukça iyi hissediyordum. Deniz ise iki haftadır gripti ve neredeyse bir aydır antreman bile yapamamıştı. Ancak Frig Vadisi’ne gelememiş olduğu için bu güzel ortamda beraber koşma şansını kaçırmak istemiyordu. Artık daha fazla değerlendirme yapacak durumumuz yoktu. Erkenden kahvaltı edip start bölgesine gittik. Son saniyeleri sayıp finish takının altından kendimizi koşucular arasında akışa bıraktık…

Dar Ürgüp sokaklarının dik yokuşundan, kalabalık halinde taze vücutlarla kolaylıkla çıkıverdik. Sağımızda solumuzda Kapadokya kayaları kendilerini göstermeye başlasa da, parkurun geri kalanına göre daha “tek düze” bir ortamda, geniş bir toprak yolda, sürekli bir pozitif eğimle Ortahisar’a kadar tırmandık. Kaleyi geçip patika dönüşünü kaçırınca kalenin arnavut kaldırımlarında biraz fazladan indik. Neyse ki koşucular hala kalabalıktı. Hızlıca geri dönüp doğru yolu bulduk. Kontrol noktamızın son 4 km’lik kısmına sert başlayan bir eğimle devam ettik. 1:05’de 10. km’deki kontrol noktasında idik. Portakalları yiyip, suları tamamlayıp hızlıca devam ettik.

CappadociaUltraTrail1

Fotoğraf: Organizasyon

CappadociaUltraTrail2

Fotoğraf: Organizasyon

Sonraki istasyon Uçhisar’da, bizden 16 km uzaktaydı. 3 km’de 200 metreden fazla tırmanışla bir tepeye ulaştık. Çıktığımız eğimle hızla aşağı inerek anayolu kestik. İşte bu kısım bizi Kapadokya’nın kendine özgü bir derin vadisine, parkurun en güzel kısımlarından birine soktu. Vadi dik bir eğimle alçalıyordu. Yüksek hızla aşağı inmemiz pek mümkün değildi. Kontrollü ilerlemeliydik. Daracık geçitlerde, karşımıza çıkan değişik zorluklarda taş zeminde hoplaya zıplaya, yer yer birden çıkan engellerde tereddüt edip durarak, nasıl geçebileceğimizi tartarak ilerledik. İşaretleme o kadar iyiydi ki normalde hiç de parkurun parçası olacağını tahmin etmeyeceğimiz yerlerde bile işaretler bizi doğru yönlendiriyordu. İşte bu bölümde taş geçitlerden, kaya altlarından, sonunu göremediğimiz alçak, karanlık tünellerden, bilinmedik yerlere tırmanan demir merdivenlerden ve ancak ipe tutunarak inilebilen dik bölümlerden geçtik. 6 km’lik bu bölüm zorluklarıyla hem bitmek bilmiyor, hem de sürprizleriyle akıp gidiyordu. Bu bölümlerde dostumuz Fırat Kara ile karşılaştık, beraber ilerleyip, bir süre ayrılıp sonra tekrar kesiştik. Normalde Fırat’ı parkurda görme ihtimalimiz pek yok. Bu yarışta tedbirli gidiyor olması nedeniyle beraber parkurun keyfini çıkarabildik. Benim yarışta en zayıf hissettiğim kısımlar bu bölümlerdi. Beni motive etmek için elinden geleni yaptı.

Sonunda tekrar bir şehre, Göreme sokaklarına çıktık ama burada henüz istasyonumuz yoktu. Başka bir vadiyi bu sefer tırmanarak geçiyorduk. Vadiden çıkıp zigzaglar yapmasına rağmen yine de dimdik olan bir etapla Uçhisar kalesine, çevreye hakim dimdik bir tepeye ulaştık. Taş binadaki istasyonda yok yoktu. Buraya varmamız 3 saat 10 dakika almıştı. Bu beklediğimizden biraz uzundu ama bol tırmanışlı-yürüyüşlü, zorlu vadilerden geçen etapta daha hızlı gidebilmemiz çok da olası değildi.

AlessiaDeMatteis1

Fotoğraf: Alessia De Matteis

Geldiğimiz gibi Uçhisar’ın diğer tarafından hızlıca aşağı indik. Kesiştiğimiz asfalt yolu biraz takip edip ilerledikten sonra tekrar bir vadiye yokuş aşağı girdik. Sonra bir “U” yapıp Göreme’ye doğru geri tırmanmaya başladık. Göreme sokaklarında yokuş aşağı indikten sonra üçüncü istasyona ulaştık. Bu istasyonda, sanki parkurun her yerinde olmayı başaran, sadece istasyonda değil ara noktalarda da yakalayıp motivasyon veren ORDOS’tan Argün ve Murat yine bizleydi. Onların yanı sıra çok saygı duyduğumuz ve sevdiğimiz tecrübeli ultra maratoncu dostumuz Aykut Çelikbaş tüm samimiyeti ile bize yardım ediyordu. Sularımıza magnezyum ve karbonhidrat tozlarımızı atıp, biraz atıştırıp yola koyulduk.

Göreme istasyonundan sonra 2-3 km görece düz bir bölgede devam ettikten sonra dev peri bacası – tuhaf kaya manzaralarıyla, taş geçitlerle süslü bir vadiden 3 km kadar tırmanış yaptık. Bundan sonra “umutlarımıza göre” sonraki istasyon Çavuşin’e kadar iniş yapacaktık. Sağımızın yükselti, solumuzun dik iniş olduğu ve kırmızı kaya oluşumlarıyla dolu, bunları yukarıdan izleyen upuzun bir yamaç geçişine geldik. Sözde iniş olan, ama dik yamaç boyunca kayalar üzerinde bir aşağı-bir yukarı yan geçiş yapan, soldaki dik eğimi hissetmekten çekindiğimiz halde sımsıkı dizilmiş olan kaya oluşumları manzarasına bakmaktan gözümüzü alamadığımız belirsiz bir patikaya girdik. Patikayı bitirip manzaralara daha devam ederken Çavuşin istasyonuna ulaştık.

Arzu6

Fotoğraf: Arzu Temizsoy Duman. Fırat Kara ile.

Bu noktadan sonra eğim profilinde özellikle 1 km sonrasında görünen dikeye yakın çizgi bölümünde karşımıza ne geleceğini korku ve merakla bekliyorduk. Asfalt yoldan indikten sonra gördüğümüz “dağ” herşeyi açıklığa kavuşturdu! Kayalar ve otlar arasından yaptığımız dik çıkış sırasında mecburen soluklanmak için durakladığımızda arkamızdaki muhteşem vadi manzarasına göz atmadan edemiyorduk. Yüksek tempolu tırmanış bana iyi gelmişti, öncekinden daha iyi hissetmeye başlamıştım. Çıkış bitip dik inişe başladığımızda Deniz’in bana kolaylıkla yetişeceğini düşünüp onu biraz arkada bıraktım, zaten sonra da istasyona varacaktık. Ancak sandığım gibi çıkış henüz bitmemişti. Bu sırada Deniz kendini daha hasta hissetmeye başlamış ve halsizleşmişti. Yanlız kalmış, biraz duraklamaya ihtiyacı olduğunu söylemek için sesini duyuramayınca bana yetişmek için iyice zorlanmıştı. Sonunda çıkışın bitmediğini anlayıp yavaşladım ve Deniz’i bekledim. Bu arada Caner’le karşılaştık. Bacağında bir sıkıntısı olduğu belliydi ama konsantrasyonunu bozmamak için birşey sormadım. Hem sıkı bir ultra maratoncu, hem de en favori etkinliklerimizin düzenleyicisi olan Caner ile parkurda karşılaşmış olmaktan -kendi kendime- gururlanıp yola devam ettim. Yanlızlık hissi veren bozkır tepelerin arasından geçip inişe başladık, kısa süre sonra da istasyona ulaştık. Son istasyondu ve artık çok büyük tırmanışlar yoktu. Zaman kaybetmek istemediğimiz için çok az duraklayıp hemen yola devam ettik.

Manzaralı sert inişlerden sonra tarlalar arasından yolumuza devam ettik. Yol sinir bozucu, hafif bir eğimle tırmanıyordu. İnsan böyle bir eğimde yürümek istemiyordu ama yorgun vücudumuz koşmak konusunda da pek istekli değildi. Ben yüksek tempolu yürüyüş moduma geçtim. Deniz iyice nefes alamaz hale gelip birkaç kere yetişmekte zorlanınca önden gitmemi önerdi. Ancak artık son 6-7 km kalmıştı ve bu parkuru birlikte tamamlamalıydık!

FundaKulahci(emindegilim)-3

Fotoğraf: Funda Külahçı Gönendik

Asfalta yaklaştığımız noktada 3ok parkuru koşucularıyla karşılaşmaya başladık. Hareket bizi biraz kendimize getirdi. Bir tırmanış sırasında ODTÜ Orienteering Takımı’ndan Yağmur ve DASK ekibinden Aras ile karşılaştık. Her ikisinin de bacaklarında sorun vardı ama her zamanki gibi neşeli ve sevimliydiler. Birbirimizi görmek iyi geldi. Ben turbo-yürüyüş modunda, Yağmur ve Aras ile geyik yapan Deniz’i de çekerek yokuş boyunca ilerledim. Tekrar asfalta doğru yaklaşırken gördüğümüz bir görevliye kaç km kaldığını sorduk. 2.5 dedi ama biraz daha fazla idi, bizi motive etmek için söyledi sanırım. Anayoldan dönüp arnavut kaldırımı köprüden Ürgüp’e doğru yükselmeye başladık. Köprü tırmanışı bittiğinde Deniz’e, “Tamam artık, tırmanışlar bu sefer gerçekten bitti!”, dedim. O anda başımızı kaldırdığımızda tam karşımızda yoldan araziye doğru bir ok bize Ürgüp’ün tepesini gösteriyordu! Artık gülsek mi, üzülsek mi bilemez halde bayrakları takip edip en tepe noktaya ulaştık. Sonrasında Ürgüp sokaklarında okları takip edip her dönüşte, “acaba geldik mi?” diye heyecanlanır olduk. Sonunda finish takı bizi karşıladığında el ele tutuşup sevinç içinde yarışı bitirdik!

Deniz1

Herkes kürsüde

DASK ailesi ve diğer dostlarla kucaklaştıktan sonra hemen masaj çadırına gidip sıramıza girdik. Bu sırada, her nasılsa ta İngiltere’de olmasına rağmen bizden daha çabuk fotoğraf ve sonuçlara ulaşan, dağcı ve ultra-maraton koşucusu dostumuz Burçak sayesinde kadınlarda 1. geldiğimi öğrendim. Bu benim için hoş bir sürprizdi. Parkurda güçlü kadın koşucu arkadaşlarımız vardı, yarışta kürsü beklentim olmamıştı. Bunun yanında ORDOS ve KoşAnkara sporcuları adeta kürsüyü doldurdu. ODTÜ Orienteering takımından Emre 60k, Murat da 30k’da üçüncü oldular.

Organizasyonun sağladığı keyifli ortam sayesinde masaj, yemek, dostlarla muhabbet derken kolayca dinlendim. Deniz için durum tam olarak öyle olmadı. Bir süre sonra titreme ve yüksek ateş ile kendini yatağa attı. Bu halde yarışı tamamlayabilmişti. Ben gece boyu 110K koşucularından yarışın kahramanı Elena’yı, arka arkaya gelen Jean-Marc Delorme ve Aurelian Perrey’i, ORDOS’un gururu Serhan Poçan’ı, el ele varan muhteşem UTMB’ciler Alper, Bahadır ve Bilge’yi karşılamanın keyfini çıkardım. Ertesi gün ödül töreninden sonra, adeta hayal dünyası olan bu müthiş ortamda, muhabbeti hiç bitiremediğimiz dostlarımızdan zorla ayrılıp gerçek hayata doğru yola çıktık.

Yarış sayfası ve sonuçlar:  https://cappadociaultratrail.com/2014/TR/

Strava GPS kaydı:

FundaKulahci-1

Fotoğraf: Funda Külahçı Gönendik

One Response to Kapadokya Ultra Trail Koşusu Deneyimlerimiz

  1. Aykut Celikbas

    Banu tekrar tebrikler. Kosun gibi raporun da harika olmus.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *