browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Yıl Biterken Kızlar Sivrisi Zirve Denemesi

Posted by on 04/01/2013

Macera dolu bir yılı geride bıraktık. Kutlamasak olmayacaktı. Bu sebeple yeni yılı, yeni macera dilekleri ile karşılamak üzere Göcek’teki Kertenkele Üssü’ne gittik. Dört günlük tatilimizi en verimli şekilde kullanmak istiyorduk. Aklımız arka bahçemizdeki Yellidere kayalarında bitiremediğimiz boltlu rotalardaydı. Bir yandan da bir zirve yapmayalı uzun süre olduğunu düşünüyorduk. İşin aslı birkaç haftadır Beydağları zirvelerinden Kızlar Sivrisi ve Tahtalı hakkında raporlar okuyor, fotoğraflara bakıyorduk. Seçenekleri değerlendirdik ve Göcek’e 140km uzaklıkta bulunan Kızlar Sivrisi’ne tırmanmaya karar verdik.

Kızlar Sivrisi

30 Aralık 2012, Perşembe sabahı saat 04:00’da uyandık. Hızlı bir kahvaltı ve diğer hazırlıklardan sonra 05:00’da arabamızla yola çıktık. Fethiye, Kemer, Elmalı üzerinden Finike yoluna çıktık. Güneş henüz doğmamışken geçtiğimiz dağlarda yoğun sis vardı. Dar yollar, karanlık ve sis yolculuğun sinirlerimizi iyice germesine sebep olmuştu. Finike yolunda ilerlerken Doğu yönünde kalan Çamkuyusu Milli Parkı’na doğru döndük. Burası dünyada sayılı kalan doğal Sedir ormanlarından biri olmasıyla biliniyor. Saat 07:40’da milli park girişindeydik. Görevli kulübesinde değildi ancak kapıya telefon numarasını bırakmıştı. Bu noktada ayrıca milli park girişinin saat 8’de açıldığını da öğrendik. Milli parka giriş için önceden izin alınması gerektiğini biliyorduk. Ancak planlarımız kesin olmadığından izin almamıştık. Görevli arkadaş, Ankara’dan geldiğimizi duyunca yardımcı oldu ve geçişimize izin verdi. Elbette bir dolu nasihat ve azıcık da sitem ile…

Milli park girişinden, göle kadar 5 km uzunluğundaki yol çok düzgündü. Ancak yer yer yolda karlı bölümlerle karşılaşmaya başladığımızdan arabayı yol kenarına park ederek yürümeye koyulduk. Rakımı 1600 m. olan gölden ormanın çıkışına kadar 3km boyunca yüksek tempo ile yürüdük. Etrafımızdaki değişik biçimlere girmiş, yer yer karla kaplanmış iri sedir ağaçlarını izleyerek yaptığımız bu yürüyüşten büyük keyif alıyorduk. Ormanın bitişine yaklaştığımızda ilerimizdeki çıplak tepeyi görebilir olmuştuk. Kızlar Sivrisi ise bunun hemen arkasında olmalıydı. Bu açıdan çekilmiş onlarca fotoğrafını görmüştük ve kendimizi büyüleyici manzaraya hazırlayarak Ardıç ağaçlarının donattığı tepenin etrafını dönmeye başladık. Tepenin ardındaki açıklığa çıktığımızda kendimizi vadinin ortasındaki bir patikada bulduk. Sol tarafımız sık olmayan Ardıç ağaçları bulunan tepe, sağ tarafımızda ise tamamen karlarla kaplı dik bir yamaç görebiliyorduk. Ancak ilerimizde görmeyi umduğumuz Kızlar Sivrisi ortalıkta yoktu. Karşıdaki kayalıkları kalın bir sis tabakası kaplamıştı ve dağ kütlesini neredeyse tamamen gizliyordu. Yola çıkalı henüz bir saat olmamıştı. Yüksek tempo ile yürüyüşe devam ettik.

Sedir Ormanı Çıkışından Kızlar Sivrisi'nin Bulutlu Zirvesi

Yönümüz uzunca bir süre patika ile aynı doğrultudaydı. Ancak daha sonra Güney’e doğru patikadan ayrıldık ve dağın karlı yamacına doğru döndük. Kimi zaman 55 dereceye varan eğimde tırmanmaya başladık. Kar, rahatlıkla iz açılabilecek kadar yumuşak, içine batmayacağımız kadar sertti. Hava serin olmasına rağmen tempomuzun yüksekliğinden ötürü hiç üşümüyorduk. Sadece bir dış katman ve içlik ile durabiliyorduk. Güneş ve mavi gökyüzüne ait küçük parçalar, nadiren de olsa sislerin arasından beliriveriyor, sonra tekrar kayboluyorlardı. Tırmanmayı hedeflediğimiz zirve ise hala saklıydı.

Tek AğaçDik yamaçta, rotamızın üzerinde olan görebildiğimiz en uzaktaki kayalara doğru ilerliyorduk. Vardığımızda, sisler arasında seçebildiğimiz bir diğer kayalığı kendimize hedef belirliyorduk. Ancak bu sayede kalın sis içinde gittiğimiz yönden emin olabiliyorduk. Sık sık altimetreden yüksekliği kontrol ediyor, zirveye ne kadar kaldığını kestirmeye çalışıyorduk. Tırmanışa geçtiğimizin ikinci saatinde sislerin ortasında tek başına dikilen biçimsiz bir Ardıç ağacıyla karşılaştık. Hiçliğin ortasındaki bu “tek ağaç” dallarını yere paralel olarak uzatmış, üç veya dört kişinin altında rüzgardan ve yağıştan korunabileceği bir sığınak sunuyordu. Hızlanan rüzgar ve düşen sıcaklıktan ötürü ağacın altına sığınarak kalın eldivenlerimizi giydik, kar gözlüklerimizi taktık, batonları kısaltıp çantaya takıp, kazmalarımızı elimize aldık. Ardıç bizi rüzgardan o kadar iyi sakınıyordu ki dışarı çıkmak istemiyorduk. Bunu bahane bilip, termosumuzdaki sıcak çorbadan yudumladık ve bir gün önce hazırladığımız peynirli, domatesli sandviçlerimizi yedik.

Kızlar Sivrisi’ne Batı’dan yaklaşıp, Güney yüzünün altından ilerleyerek Doğu sırtından zirveye ulaşmayı planlamıştık. Bu Banu ile birlikte yaptığımız ilk iki kişilik zirve denemesiydi. Aslında aklımızda Kuzey yüzünün kaya, kar, buz mix rotaları vardı ama bu dağ ile ilk tanışmamızın daha yumuşak olması gerektiğinde karar kılmıştık. Tırmanıştan bir hafta kadar önce Kuzey rotalarını kullanarak dağa çıkma planlarımızı Deniz Tokay ile paylaştığımızda bize “bence bir dağa giderken mütevazi yaklaşmalı, önce birbirinizi tanımalısınız dağ ile…” demişti. Dinledik… Planlar değişti…

Dik ve YüksekKafamızı ağacın altından çıkardığımız gibi rüzgarın hızlanmış olduğunu farkettik. Ama kar gözlükleri ve kalın eldivenler bizi daha iyi koruduğundan soğuktan etkilenmiyorduk. Tüm molalarımız çok kısaydı. Tempomuz yüksekti. Bu sayede hiç üşümeden, hızla yol alabiliyorduk. Diklik arttı, Banu iz açmak için öne geçti. O önümde kırmızı botlarıyla dik ve sert kar yüzeyi üzerinde burun izleri açtıkça, soğukkanlılığına ve dayanıklılığına duyduğum hayranlık katlanarak çoğalıyordu. Bir ara öne ben geçtim. Kısa süre sonra dizlerim ağrıdı, yoruldum, terledim ve öncülüğü yine Banu’ya bıraktım. Ses çıkarmadan, şikayet etmeden, büyük adımlarla yükselerek önümden ilerledi. Açtığı bazı izlerde adımlarının yumuşak kara denk geldiğini ve diz seviyesine kadar kara gömüldüğünü gördüm. Yükseldikçe rüzgar şiddetlendi. Dağ yeli yerden kaldırdığı tüm kar zerreciklerini dondurup üzerimize püskürtüyordu. Sis çok artmıştı. On beş metre ötemden sonrası seçilmiyordu. Bu da demekti ki on beş metre çapındaki görüş alanımda Banu, arkamızda bıraktığımız izler ve bembeyaz kardan başka bir şey yoktu. On beş metrenin ötesi ise tamamen gri idi. Ne bir kaya seçebiliyorduk, ne zirve, ne sırt…

Karlı Yamaçtan Aşağı İnivermekRotayı Banu takip ediyordu. Sırta az kaldığını tahmin ediyorduk. Ama 2500 m yüksekliğe ulaştığımızda rüzgar ve tipi fazlasıyla artmıştı. İlerlemek zor değildi ama siste yolumuz kaybederek, dönüş yolunda, önceden görmediğimiz bir kaya-buz kulvarına girmek hoş olmazdı. Üstelik planlarımıza göre hava kararmadan milli parktan çıkmalıydık. Arkamıza baktığımızda şiddetle savrulan kar tanelerinin hızla izlerimizi kapatmakta olduğunu farkettik. Bir dönüm noktasına gelmiştik. Karar vermemiz gerekiyordu. Dağın Güney yüzüne giden sırta ancak iki yüz metre yol kalmıştı. Oradan tüzgarın kesileceğini umduğumuz Güney yüzü dibine kadar ancak 1 km. 2 km. sonrasında ise zirvede olacaktık. Bunu yapabileceğimizden şüphe duymuyorduk. Riski değerlendirdik. Değmeyeceğine karar verdik ve saat 13:05’de dönüşe geçtik.

 

Verdiğimiz kararın ne kadar doğru olduğunu geri dönüş yolu üzerinde hemen anlayıverdik. Yüz metre gerimizde kalmış olan izlerimiz neredeyse tamamen kapanmıştı. Sis ve tipi içinde üzerleri kapanmamış olan izleri görebilmek de kolay olmuyordu. Hızlı bir biçimde inişimize devam ettik. Uzun bir süredir birşeyler yememiştik. Bir kayanın arkasında nispeten rüzgarsız bir alanda mola verdik ve çorbalarımızı yudumladık. Yüksekliğimiz azalınca rüzgar da hafiflemişti. Hatta biraz daha inince güneş sisler arasından sıyrılıp bize göz kırpıp tekrar kayboldu. Saat 15:10’da Sedir ormanına girdik. 17:30 gibi arabaya varmıştık. Elmalı’dan sonra yine dağ geçitleri, kıvrılarak yükselen yollar ve kalın sis altında ağır ağır Göcek’e doğru yol aldık. Vardığımızda Ateş ve Pınar tekne gezilerinden dönmüş, alışverişi yapmış, yemeği hazırlamakla meşguldü. Şömine başında şaraplarımızı yudumlarken hikayelerimizi paylaştık.

Sedir Ormanına Girerken

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *