browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Yeni Hafta, Yeni Bisikletler, Yüksek Motivasyon! – Bölüm 1

Posted by on 14/06/2012

Cuma günü ofiste yoğun ve bunaltıcı bir gündü. Hafta boyu hazırlandığım bir sunumun heyecanından Cuma sabahı şafaktan önce uyanıverdim. Aslında Bilgi İşlem’deki yeni görevime atandığımdan beri sıkça uykularım kaçıyordu. Sorumluluklarım artmıştı ve bunun baskısını yoğun biçimde üzerimde hissediyordum. Cuma günkü sunum beklediğim kadar iyi geçmedi. Günün ortalarında yorgunluk, bezginlik ve tükenmişlik hislerim sesimden ve yüzümden belli oluyor olmalıydı. Zaman geçti. Haftanın bitmesine dakikalar kalmıştı. O an bile tüm haftasonumu alacak olan Tez İzleme Komitesi raporu hazırlığındaydı aklım. Ve sonunda dayanamayarak telefona sarıldım.

-Ateş, ne dersin akşam Eymir’e gidelim?

-Harika olur.

-Ama bisikletle.

-…

-Ateş?

-Ben arabayla gelsem?

-Yapma yahu, alt tarafı 15km. Tamam biraz yokuş yukarı ama Yalıncak’tan gideceğiz en azından trafik olmayacak.

-Bence ben arabayla geleyim.

15 dakikalık hararetli tartışma sonucunda Ateş’i ikna edemedim! Sıra Banu’daydı.

-Bango, akşam Eymir, bisikletlerle, Yalıncak’tan.

(daha cümlemi bitirmeden) -Yubbi!

Ve kaldı Mert….

-Mert akşam bisikletlerle Eymir’e gideceğiz. Gelebilir misin?

-Hmm. Ben 100. Yıl’dayım. Bisikletle önce Bahçeli’ye gideceğim, ama sonra yanınıza gelirim.

-Oğlum, nasıl yetişeceksin?

-Dert etme… Orasını ben düşüneyim.

-Pekala!

Yalıncak'ta başaklar

Saat 19:00 gibi sınav gözetmenliğinden çıkan Banu bisikletiyle ofisin girişinde belirdi. Vakit geçirmeden yola çıktık. Kampüs yollarından Yalıncak’a, araziye… Yine daha önce denemediğimiz bir patikayı deneyerek Ahlatlıbel’e doğru yollandık. Bisikletleri yeni yağlamıştık, bu sebeple normalden daha iyi bir performans ile sorunsuzca yol alıyorduk. Doğruca güneye giden patikaya girdik. Otlar coşmuştu. Zemin kuru ama sertti ve kolayca yükselmemize olanak veriyordu. Batan güneşin Bilkent gölü üzerinde yansıyor ve rüzgarda dalgalanan başakları çekici bir kızıla boyuyordu. Durup fotoğraf çektik. Ama buluşmaya geç kalmamak için hızla yola koyulduk. Ciddi anlamda bisiklet sürmeye başladığımız dönemlerde bu yokuşu tırmanabilmemizin olanaksız olduğunu düşünebilirdik. Ama o zamanlar geride kaldı. Soluğumuz bile kesilmeden, seri bir biçimde parkuru tırmandık. 45 dakikadan kısa bir sürede ODTÜ Bilgi İşlem’den Ahlatlıbel’e vardık. Toplam 5km. Son 4km’sinde 310m irtifa kazancı. 8%’e yakın bir eğim… Taşlı çukurlu arazide fena değil.

Ağaç ve Deniz

Saat 20:02’de  TRT OR-AN kavşağı girişinde Gezginder’den Deniz ile buluştuk ve Eymir’e doğru inişe geçtik. Eğer insan olsaydı ehliyet alabilecek yaşta olan bisikletimin frenleri tutmuyordu. Bu yüzden çok yavaş, grubun en arkasından gidiyordum. Eymir’e ters yönden girdiğimizde hava iyice kararmıştı. Ateş ve Mert ile buluşacağımız büfeye 1,5 km kadar kaldığında zincirim kırıldı. Pedalımın birden boşalmasıyla dengemi yitirdim ama neyse ki düşmeden durabildim. Deniz ve Banu yanıma geldiler. Aramızda zincir tamir etmiş kimse yoktu. O an Ateş’in arabayla gelmiş olmasını umuyordum. Zinciri tutturmanın kolay bir yolu olmadığını anlayınca ne yapmam gerektiğinin farkına vardım. Banu’yla bakıştık. “Lago di Caldaro’daki tekniği uygulayacağım” dedim. Banu başıyla onayladı, Deniz ise neden bahsettiğimi bilmediğinden açıklama istercesine bakıyordu. Geçtiğimiz sene Kuzey İtalya’da Banu, ben ve bir arkadaşımız bisikletlerimizle çıktığımız bir gezide çok şiddetli bir fırtınaya yakalanmıştık. İliklerimize kadar ıslandığımız yetmediği gibi, arkadaşımızın bisikletinin ön tekeri de yarılmıştı ve yurt odamıza varmamıza kilometreler vardı. Bunun üzerine sağnak yağmurun ve üç saniyede bir çakan şimşeklerin eşliğinde bisikleti yanımda tutarak yurt binasına kadar koşmuştum. Kısa bir açıklamadan sonra Banu ve Deniz yola devam ettiler ve ben de karanlıkta koşarak onların reflektörlerini takip ettim. Buluşma noktasına vardığımda epeyce yorulmuştum. Ancak hayat karşıma yeni bir seçim daha çıkarmıştı. Balık-ekmek mi, sucuk mu yoksa köfte mi? İyisi mi uzman görüşü almak diye düşünerek işletmeciye sordum.

-Köfte mi balık mı?

-Tabii ki balık! (anlamlı bir bakış ile birlikte)

-Pekiyi, balık mı, sucuk mu?

-…….. balık!

Karar verilmişti ama içimdeki proje yöneticisi tüm opsiyonları ve alternatif yolları bilmek istiyordu. Sormalıydım:

-Köfte mi, sucuk mu?

-Köfte daha iyidir. (gerçekten üzerine düşünerek vermişti bu cevabı)

-Bize 5 balık!

-İçecekler? (ovv! her seçim bir vazgeçiş…)

Kertenkelecikler ve çalışma

Hemencecik göl kenarındaki bir sedire kurulup siparişlerimizi beklemeye koyulduk. Kırık zincir aklımın bir kenarındaydı. Sonra Ateş, ofiste kestirdiği aluminyum logo ve şablonları ortaya çıkardı! Muhteşem görünüyorlardı! Keyifle incelerken bir yandan da Banu’nun hazırladığı malzeme listesi müzakere ediliyordu.

Balıklar geldi… Afiyetle yendi… Şehirden atılan havai fişeklerin karanlık göl üzerindeki renkli yansımaları izlendi…

Eymir üstünde havai fişekler

 

 

Saat 22:30 olduğunda mekanın kapanmakta olduğunu bildirdiler. Zincir tamiri nasıl olduysa unutulmuştu. Hemen işe koyuldum. Daha önce hiç bisiklet zinciri tamir etmemiştim. Ancak Mark’ın detaylı olarak anlattıkları aklımdaydı. Delta Bisiklet’ten aldığımız çok işlevli tamir setinde zincir tamir etmek için bir aparat bulunuyordu. Bisiklet zinciri, biri dişi, diğeri erkek olmak üzere iki tipte zincir baklası (bakla deniyor değil mi?) serisinden oluşur. Bu sebeple bir bakla kırılırsa, tekrar birleştirebilmek için bir tane daha çıkarmak zorunda kalırsınız ve zinciriniz kısalmış olur. Bu sebeple tur bisikletçileri yanlarında yedek zincir taşırlar. Zincirden bakla sökmenin de bir yöntemi var. Baklaları birbirine bağlayan küçük mili sonuna kadar çıkarmamanız gerekir, çünkü tekrar takılması oldukça zordur. Sonuç olarak kısacık bir sürede zinciri tamir ediverdik. Yola çıkmaya hazırdık ancak Ateş endişeliydi. Eymir yokuşunu kırık ve tamir edilmiş bir zincirle çıkmama göz yummayı vicdanının kaldırmayacağını söyledi ve bisikletleri arabasıyla taşımayı önerdi. Sırf Ateş üzülmesin diye (!) bisikletleri arabaya yükledik. Eve döndüğümüzde saat gece yarısına yaklaşıyordu.

Devamı bir sonraki gönderide…

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *