browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Raidlight Aladağlar Sky Trail – Yükseklerde Koşmak

Posted by on 22/08/2015
Foto: Coraline Chapatte - bvsportturkiye

Foto: Coraline Chapatte – bvsportturkiye.

Çantamı kontrol ettirip sakince başlangıç çizgisinin gerisinde, en arkalarda yerimi aldım. Aladağlar’da çoğu 3000 metre irtifanın üzerinde 45 km yol alıp 3000 metreden fazla tırmanış yaparak dağları tırmanacaktım. Kendimi hazır ve ilk defa bu kadar yüksek irtifada teknik bir parkurda yarışacağım için biraz da heyecanlı hissediyordum. Hatta biraz da endişe içindeydim. Aktif olarak dağcılık yaptığımız dönemde ekip liderimizin bilinçaltımıza kazıdığı sözleri sürekli kendime tekrar ediyordum: dağın şakası olmaz. Farklı seviyede dağ tecrübesine sahip 100 kadar sporcu 3700 metre yüksekliklere en hızlı şekilde çıkmaya çalışacaktık; acaba Aladağlar’la dalga mı geçiyorduk? Her türlü önlemi aldığı belli olan tecrübeli organizasyon ekibi ve gönüllü ordusunu düşünerek rahatlamaya çalıştım. Çalan müzik heyecanımızı artırdı. Arkalara geri sayım sesi gelmediği için önümüzdeki koşucuların başlamasıyla biz de şaşkınlık içinde koşmaya başlayıverdik.

Deniz’le birlikte koşmaya karar vermiştik. Derece hedefim yoktu ama kendimce iyi bir hızda gitmek istiyordum. Deniz’le hem birbirimize destek olacaktık, hem de o inişlerde beni hızlandırmaya çalışacaktı. Arkadan sakin sakin koşmak güzeldi de, kalabalık arasına girince batonlu sporcular arasında kendimize boşluk yaratmak için dakikalarca uğraşmak zorunda kaldık. Önümüzdeki yüce dağların bilincinde, Sokullupınar ve ilerisine kadar devam eden teknik zorluğu düşük traktör yolu etabını eğime göre yürü-koş stratejisiyle temkinli şekilde aldık.

Arzu'ya gülümserken... Çelikbuyduran'dayız!

Arzu’ya gülümserken… Çelikbuyduran’dayız!

Sokullupınar’daki gönüllüler arasındaki dostumuz Ayşegül’e merhaba dediğimizde tam 45 dakika geçmişti. Yükselmeye devam edip yaklaşmakta olan dağ silsilesinin eteklerindeki dar patikalara girdik. Dağ kütlelerinin yüksek platolara giden Karayalak vadisine doğru geçit vereceği kapıya yaklaştığımızda, boy boy Aladağlar taşları patikayı kapladı. Tırmanış dikliği artmış, sporcuların arası açılmıştı. Bir kayanın üstünde Hacettepe Bisiklet Takımı’ndan Enes oturmuş, gülen yüzüyle sporcuların geçişini not alıyordu. Biz herhangi bir şey sormadan bir mühendis keskinliğiyle bilgi verdi: “Önünde iki kadın sporcu var, yakın olan iki dakika ilerinizde”. O zamana kadar kaçıncı olduğumu düşünmemiştim, zaten o kalabalıkta kaç kadın sporcuyu geçtiğimi takip etmeme imkan yoktu. Önümdekiler Elena ve Caterina olsa gerek diye tahmin ettim. İçine düştüğüm şaşkınlık ile konumumu koruyabilmeyi ve bu güçlü kadınlarla kürsüyü paylaşmayı ilk defa orada düşledim.

Birkaç adım sonra kapıya doğru dik tırmanış başladı. Artık 3723 metrede Emler dağı zirvesine kadar bitmeyecek dimdik, taşlı, zikzak yapan patikalarda ilerliyorduk. Kendimi tamamen eğime konsantre edip tırmanmayı sevdiğimi düşünüdüm. Nabzımı rahat bir seviyeye düşürünce, dağcılıktan alışık olduğumuz “tembel yürüyüşü”ne (diz kilitleme tekniği) geçiverdim. Böylece hem stabil bir hızla ilerliyor, hem batonlarıma iyice yük veriyor, hem de sürekli hamstring kaslarımı esnetmiş oluyordum. Deniz benim az önümde rahatça ilerliyordu. Ben olmasam daha hızlı giderdi diye düşündüm. Kapıdan geçip Karayalak Vadisi önümüzde açıldıktan sonra yukarılarda Elena’nın beyaz-mavi kıyafetleri dikkatimi çekti. Çok yavaş olsa da yaklaşıyorduk. Sonunda yetiştik ve bir süre beraber gittik, muhabbet edip gülüştük. Sonra ağır ağır geçtik. Elena’nın ultra maraton ve patika koşularında çok tecrübeli ve kuvvetli bir sporcu olduğunun farkındaydım. Bu sebeple tırmanış sırasında yanından geçerken, iniş ve düz ovada bize yetişeceğine garanti gözüyle bakıyordum. Bir ara kafamı kaldırıp baktığımda “Dinlenme Taşı” belirgin, ama epey uzakta görünüyordu. Her dönüşte bir taşın üstüne oturmuş, bizi heyecan ve sevgiyle izleyen bir gönüllüye daha selam verdik. Gönüllüler güler yüzleri ve destekleyici sözleri ile verdikleri rahatlığın yanında, rotada güvenlik ve eşitliği de sağlıyorlardı. İşi gücü bırakıp dağların tepesine bizler için çıktıklarını düşünürken gönüllülere duyduğum saygı katlanarak çoğaldı. Bu düşünceler arasında nasıl olduğunu anlayamadan Çelikbuyduran’a varmıştık bile! Arzu’nun objektif arkasındaki gülümsemesine sevinçle karşılık verirken saatime baktım. Süre henüz 2:30 olmamıştı.

Emler zirveye çıkan Mars yüzeyi bitmek üzere... Foto: Ordos

Emler zirveye çıkan Mars yüzeyi bitmek üzere… Foto: ORDOS

İçimden kendimizi tebrik ederken Deniz’den seri olmam konusunda uyarı geliverdi. Ağzıma bir şeyler tıkarken su torbamı çıkarıp doldurmaları için görevlilere uzattım. Sonra içine iki elektrolit tablet attım. Ama bu ufak tefek işler epey zaman alıyordu. Torbayı çantama tıkarken Deniz yola çıkmıştı bile. Batonlara sarılıp Mars yüzeyini andıran geniş çarşak üstünde Emler’e doğru yükseldik. Daha teknik, taşlık bir patikaya ulaştığımızda Mahmut Yavuz’u gördük ve şaşırdık. Belli ki Kapadokya RunFire yarışının yorgunluğundan sonra 3000 küsür metrelik yükseklik biraz çarpmıştı. Normal bir günde rüzgar gibi koşan Mahmut’a bir kere olsun yetişip, destek olabilme heyecanıyla, zirveye az kaldığını söyleyip motive etmeye çalıştık. Emler’e ulaştığımızda Ayşen ve diğer görevliler bizi tebrik ediyordu. Deniz de onlara “Caterina ne kadar güzel gidiyor öyle!”, dedi. Meğer Deniz, Çağatay’la Caterina’nın biraz önümüzden tırmanıp aşağıya hızla inmeye başladığını görmüş. Bunu da yarıştan sonra öğrendim. Kendi dikkatsizliğimi düşündüğümde bazen Deniz’in kafasının her tarafında gözü olduğundan şüpheleniyorum.

Emler Zirve'ye son gayret.

Emler Zirve’ye son gayret. Foto: ORDOS

İşaret direkleri zirveden itibaren kuzeye doğru tam sırttan bizi aşağı yönlendiriyordu. Bu rota, bizim daha önce yaptığımız sırt altı yan inişten daha rahat ama sol tarafımızdaki sonu görünmeyen uçurumlara çok yakın gidiyordu. Deniz’in bu tip yerlerde boşluk hissi ve yükseklikten ötürü büyük rahatsızlık hissettiğini biliyordum, bir şey demeden önümde nasıl gittiğini izledim. Neredeyse hiç yavaşlamadan ilerleyip daha yayvan inişlere geldi. Yarış heyecanı biraz gözünü karartmıştı demek. Yer yer bol çarşaklı teknik inişlerde Deniz ceylan gibi zıplayarak inmeye başladı. Bazen durup bana “Rahat mısın, korktuğun bir şey mi var?” diye soruyordu. Halbuki gayet rahat, dinlenmiş şekilde, kendimce hızlı iniyordum. Deniz’in inişlerine bir kere daha hayran kalarak ayak uydurmaya çalıştım. Sırt bitip eğimin azaldığı yerde, destek almadan kendi malzemesiyle koşan, dağcılık eğitmenimiz Mustafa Kızıltaş’ı gördük. “Aferin çocuklar, çok iyisiniz!”, dedi. Biz de şevkle patikalarda arkasından koşmaya devam ettik. Çok geçmeden Direktaş’taydık. Çelikbuyduran’da doldurduğumuz su azalmadığı için torbaya su doldurmayalım diye konuşmuştuk. Ben ağzıma kek tıkarken önüme asılan küçük su torbasını doldurmaya karar verdim. Torbayı uzatırken görevli bir arkadaş bana İngilizce bir şeyler söylemeye başladı. Nedense çok eğlendim, bir süre dinledim. Deniz bu aşırı rahatlığım karşısında bana artık yalvarırcasına gitmemiz gerektiğini söyledi. Tam o sırada yine Elena’nın gelmiş olduğunu gördüm.

İstasyondan sonraki 500 metrede Deniz, hayatında hiç yapmadığı şekilde beni fırçaladı. Boğazımda bir şeyler düğümlendi. Aşırı hırslı davranmaya niyetim yoktu ama haklıydı. Madem bir mücadeleye girmiştik, akıllıca davranmak da sorumluluğumuzdu. Kısa süre içinde moralimizi toparladık ve koşu tempomuza döndük. Her boynun sonrasında karşımıza çıkan boy boy göllerin çevresinde, genelde batonları elimize alıp koştuk. Meşhur Çağalın Geçidi’ne yaklaşırken son gölde Caterina ve Çağatay’a yetişiverdik. Benim için karşıma çıkmaları yine sürpriz oldu. Bu sırada diğer Kertenkele Doruk da gönüllü olarak bir köşe başında bizi karşıladı. Deniz önden yaklaşıp Caterine ve Çağatay ile biraz sohbet etti. Ben yanlarından geçerken Caterina, “Koş Banu koş!” diye bağırdı. Bu güzel rekabetten duygulanıverdim. Ne yapacağımı bilemeden batonlarımı kaldırıp bağırarak motivasyon vermeye çalıştım.

Kısa süre sonra Çağalın Başı’nın bitmek bilmez çarşaklarındaydık. Deniz tempo verdi. “Biraz nabzımı toplamam lazım”, deyip bir an önce dağcı yürüyüşüne geçtim. Bu geçidin birçok insan için psikolojik bir savaş olacağının farkındaydık. Biz tırmanırken kendimizi iyi hissediyorduk. Yine biraz sohbetle Caner’in (Odabaşoğlu) yanından yavaşça geçtik. Hazırlıklı olduğum halde geçidin yalancı zirveleri birkaç kere beni yanılttı. “Hala mı bitmedi?” dediğim noktada GPS verisinde daha önce olmayan Çağalın Zirvesi’ne yönlendiğimizi gördüm. “Yok artık!” derken içten içe hak da veriyordum. Bu kadar gelmişken zirveyi ziyaret etmemek Aladağlar’a ayıp olmaz mıydı?

Yorgun ama mutlu yüzler

Yorgun ama mutlu yüzler

Zirvede yine gönüllü karşılamalarından sonra meşhur teknik inişe başladık. Bu teknik inişte aceleye hiç yer olmadığının farkındaydık, sakince inişi tamamladık. Sonrasında yine Deniz’i yakalama uğraşısına girsem de düzlük çabuk geldi. Maden Yayla kontrol noktası ise beklediğimden uzaktı. Vedat ve diğer arkadaşları görüp keyiflenirken sistematik şekilde ağzıma kaşar peynir atıp su torbasını doldurdum. Elime aldığım iki keki yerken siyah taş tepenin tırmanışına doğru bir yandan yürüyüp diğer yandan nefesimi toplamaya çalıştım. Enerjimiz tazelenmişti. Eğime göre koş-yürü şeklinde devam ettik. Sonunda en yüksek boyna doğru tırmanırken Deniz’e, “İşte şahane Karagöl geliyor!” diye seslendim. Kısa zamanda göl çevresinden dönüp traktör yoluna bağlandık. Mesafenin azalması rahatlatırken, aslında avantajlı olduğum yerlerin bittiğini, zorlanacağım aşamaların gelmekte olduğunun da farkındaydım.

Sanki hiç değişmeyen yollardan sürekli iniyorduk. Bunun uzun süre sonlanmayacağını biliyor, psikolojimi sağlam tutmaya çalışıyordum. GPS’ten mesafeyi kontrol edip, “Artık Pınarbaşı istasyonuna yaklaşıyor olmamız lazım”, dedim. İstasyon beklediğimizden 3 km sonra, benim GPS’ime göre 38. Km’de çıktı. Bu sırada sıcak da basmaya başlamıştı. Sadece ön torbaya su doldurup ağzıma birşeyler attım, başımdaki buff’ı ıslattım. Bu sırada istasyondaki bir görevli arkadaşın bana “Cati” diye seslenmesi ile neşelendim. Şu halimle bile Caterina kadar sevimli biriyle karıştırılıyor olmamın ne sakıncası olabilirdi ki?

İnmeye devam ettikçe beklediğim sorunlar başladı. Yarış öncesi bir şapşallık yapıp yarış için ayarladığım giysi ve ayakkabılarımı şehir dışına götürüp unuttum. Yerine altı düzleşmiş Salomon Speedcross’larımı giymiştim. Bunu son etaba kadar mümkün olduğunca kafaya takmamıştım. Ancak artık hareketli taşlar üzerinde sürekli ve sert inişte kayıyor, zemindeki tüm taşları hissediyordum. Ayak parmaklarım da öne doğru vuruyordu. Bu sorunlar konusunda “yokmuş gibi” davranmaya çalıştım ve acıyı kabullendim. Ama asıl sorun, azalan rakım ve öğle saatleriyle artan sıcaklıktı. Bu sene başka faaliyetlerde de sıcaktan çok etkilenmiştim ve sıcaklık direncimi bir türlü artıramadığımın farkındaydım. Hafif rüzgar da durup tamamen güneş altında kaldığımız zamanlarda iyice kendimi kaybedip, gözlerim yarı açık “rüzgar, rüzgar…” diye sayıklayıp düz yolda bile ilerleyemez hale geliyordum. Bu son 10 km boyunca Deniz’in beni motive etmek için dökmediği dil kalmadı. “Sıcak yok şu an…”, diyordu, yıllar önce yakalandığımız bir tipiye gönderme yapıp, “Kızlar Sivrisi’nin tepesindeyiz ve kar tipisi bize gözlerimizi açtırmıyor!” diyordu. “Yarışa şimdi başladın, önünde şu kadarcık bir sprint yarışı var, hadi!”. “Bu dağ yarışı.”, diyordu, “Bütün dağları aştın, ne kadar zor yollardan geçip geldin, şimdi düz yolda mı bırakacaksın?”. Yanımda hem hayatta, hem koşuda en büyük destekçim ben gidemez hale geldikçe acı içinde kıvranıyordu. Kendi acılarını, yorgunluklarını unutmuş, sadece beni götürmek için uğraşıyordu.

Caterina ile birlikte mutlu sonda!

Caterina ile birlikte mutlu sonda! Coraline bizle röportaj yapıyor. Foto: Funda Atun.

Bu sırada Caner hızla yanımızdan geçerken halimi görüp “bir sorun var mı?” diye sordu. Deniz, sıcaktan etkilendiğimi söyledi. Caner o anda bana şapkamı çıkarmamı söyledi ve başıma matarasından su döktü. “Hadi, şimdi koş!” diyerek uçtu gitti. Birden şaşkına dönmüş ve duygulanmıştım. Kendimi ıslatmayı nasıl düşünemediğime de şaşırdım. Kıbrıs’taki yarışı her istasyonda “duş alarak” bitirebilmiştim. Sonra ben de küçük torbamdaki suyu yavaş yavaş başımdan dökerek ilerlemeye başladım. Pınarbaşı köyündeki asfalta indiğimizde sağdaki çeşmeden de su alıp kendimizi ıslattık. Hala güneşte acı çekiyordum. Yarı baygın halde çıkışları tamamladım. Son tırmanışı yaptığımızda bitiş çizgisi önümüzde görünüyordu. Sakince ilerledik. Deniz’le sevgi ile birbirimize baktık. İkimiz de çok duygulanmıştık. El ele tutuşup bitiş çizgisinden geçecekken çocuklar çevremizde toplandılar. Ellerinden tutup beraber geçirmeye çalıştık. Sonra beni durdurup bir ip çektiler. Mutluluk ve gurur içinde ipten geçtim. Video çekimi yapmakta olan Coraline ile birbirimize sarıldık. Tüm organizasyonun nazik ilgisi üstümdeydi. Verdikleri buz gibi suyu başımdan aşağı döküp karpuz yerken Caterina da finishten geçiverdi. Hemen sarıldık, birbirimizi tebrik ettik. İkimiz de birbirimize ne kadar güçlü olduğumuzu, varlığımızın motivasyon verdiğini söylerken samimiydik. Eğer birimiz olmasaydık muhtemelen diğerimiz yarışı daha uzun sürede bitirecekti. Birlikte daha başarılı olduk!

Ordos, DKSK, Raidlight, Argeus… tüm organizasyon ekibine bu güzel etkinlik için teşekkür ediyoruz!

Hazırlık:

Antrenman olarak ideal zamanımda değildim. Uzun süredir ancak 13-14km’lik kısa antrenmanlar yapıyordum. Ama bunu kafaya takmadım. Çünkü DASK ADAM gibi uzun yarışlara katılmıştık ve bu yeterli sayılırdı. Yarıştan üç hafta önce Mert-Başak Derman ile ağır kamp çantalı, 2 gece Direktaş’ta konaklamalı bir etkinlik yaparak Maden Yaylası yakınına kadar rotayı gördük. Bir önceki haftasonu da Derya-Arzu Duman’la birlikte 8 kişilik ekip halinde, yine kamp ekipmanı taşıyarak tüm parkuru geçtik. Bu etkinlikten önce ben cut-off’lara yetişemeyebilirim diye kuşku duyuyordum. Ancak sonra güvenim biraz daha yerine geldi. Bir hafta önceki bu iki günlük etkinlik yüksekliğe uyum için belki çok anlamlı değildi ama parkuru tanımam, konsantre olmam ve kendimi rahat hissetmem için çok faydalı oldu.

Organizasyon:

Etkinlik öncesi düzen ve açıklamalar organizasyon konusunda içimizin rahat olmasını sağladı. Arazide işaretleme eksiksizdi, hiçbir sorun yoktu. Gönüllüler harikaydı, araziye dağılmış olmaları güven, motivasyon ve eğlenceyi artırıyordu. Parkurun zorluğu yarıştan önce biraz dağcılık geçmişi olan beni bile çok korkutmuştu. Dağcılık geçmişi olmayanları da barındıran yüz kadar kişinin yarışı büyük oranda bitirmesi çok büyük bir başarıydı ve beklenmeyen bir şeydi açıkçası. Bugüne kadar dağa karşı “aşırı” temkinli yaklaşımımız fazla mı abartı acaba diye düşünmeye cüret gösterdik. Tabii ki bu, hava koşullarının iyi olması sayesinde oldu. Dağlar asla küçümsenmemeli!

Beslenme:

Ben yanımda jel ve kendi yaptığım enerji barlarını getirmiştim. Yarış öncesinde, Serkan’dan noktalarda kek, muz, kaşar peynir, ekmek ve portakal olduğunu öğrenince sadece jelleri almaya karar verdim. İstasyonlarda bunun dışında çok daha fazla yiyecek vardı ama bunlar benim için yeterliydi. Yarışta çeşitli yerlerde toplam 5 enerji jeli ve çok olmasa da istasyonlardaki yiyeceklerden yedim.

Kadın genel klasman kürsüsü.

Kadın genel klasman kürsüsü.

4 Responses to Raidlight Aladağlar Sky Trail – Yükseklerde Koşmak

  1. Haluk Akalın

    Süper bşr yarış çıkarmışsın kertenkele 🙂 tebrikler kertenkeleler 🙂

  2. Aysen Solak

    Tebrikler Banu… ve Deniz,

    Dusundum de, Siz Deniz ile bircok yaris kostunuz.. Deniz’in ilkkez seni fircalamasinin sebebi, bu sefer takimin degil de senin basarin icin cabaliyor olmaniz olsa gerek 🙂 Ne guzel..

    Caner’in basina su dokmesi kismini sevdim. Haline bakip, neyin ters gittigini anlayip cozumu uygulamis.. E tecrube..

    Zihinsel esigini yukselttigin bir yaris olsa gerek.. (kendi kostugum yarislari bazen boyle degerlendiriyorum ”Tamam bu yarista yokus asagi kosma konusunda seviye atladim’ falan) Sen de Gucunle birkez daha tanistin. Yaniliyor muyum?
    Basarilarinin devamini dilerim..

  3. Kadir

    Motivasyonu bol zor ama keyifli br yarış olmuş anlaşılan. Aladağlar çok sevdiğim bir yer. Bu yarışı ilk duyduğumda da çok heyecanlanmıştım. Ama kısmet olmadı. Umarım bir gün doktorumdan izin çıkarda koşabilirim.

    Okurken heyecanınızı yaşadım. Caner tecrübeli bir isim tabi. Bu işin güzelliği de burada..

    Tanışmasak da senive Deniz’i tebrik ederim.

  4. Ayhan TASKİRAN

    Merhaba Banu
    Bu sen bende katılacagımdan hiç dağ deneyimim olmadıgından dolayı ebnde yazını ilgiyle okudum dağ konusund a tecrüben sayesınde zorlukları aşmış ve bilinçli bir şekilde yanındaki arkadaşın ne kadra motıvasyon olarak önemli oldugunu anlatmışsın harika bir duygu başarmak…bunu anlamka ancak koşan uzun mesafe koşucuları anlar senin hissettiklerini onun için seninle birlikte bende parkurda koştum sanki…çok güzel bri deneyim oldu benim içinde senin anlattıkalrın teşekkür ederim tebrikler Kertenkele neden oldugunuzda merak ediyorum bu sene görüşmek üzere Başarılar hayat budur işte zorlukları tek başına aşmak zorundasın ..

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *