Kavurucu Kilometreler: Mersin Maratonu Raporu

19 Eylül 2015 – Göğüs numarası ile çip teslimi ve makarna partisi

Saat 16’da Mersin Garı’na ulaşmamla birlikte maceram başlıyor… İlk olarak göğüs numaramı ve çipimi almak için Macit Özcan Spor Kompleksi’ne gidiyorum. Numaramı ve çipimi alırken ayak üstü yarışmacı listesine de göz atıyorum; beş Etiyopyalı ve dört Türk atlet gözümü korkutuyor. Aklımda rakiplerim varken Bilkent’ten iki arkadaşımla birlikte makarna almak için sıraya geçiyoruz. Tadımlık makarnalarımızı yedikten sonra otele gitmek için etkinlik alanından uzaklaşıyorum. Otele eşyalarımı bırakıp bir şeyler yemek için yakınlardaki bir yere gidiyoruz. Geç olmadan otele dönüp uyumaya çalışıyorum. Havanın sıcak olması ve otelin merkezi bir caddede olması nedeniyle gürültüden uyumakta zorluk çekiyorum. Uzunca bir süre sonra uykuya dalıyorum.

20 Eylül 2015 – Yarış Günü ( Büyük gün)

06.30’da saatim çalıyor, gece geç uyumanın verdiği etki ile yataktan biraz zor ayrılıyorum. Fazla vakit kaybetmeden kahvaltıya gidiyorum. Hafif bir kahvaltı (1 kutu bal, reçel, tereyağı, 1 dilim peynir, 1’er dilim domates, salatalık ve 1 dilim ekmek, 2 bardak su) yapıyorum. Üzerimi değiştirmek için odaya gidiyorum ve eşyalarımı alıp yarış alanına doğru gitmeye başlıyorum. 07.40’da yarışma alanında oluyorum. Geç kalmanın verdiği endişeyle çantamı bırakacağım yeri bulmakta güçlük çekiyorum. Gönüllülerden nerede olduğu hakkında bir türlü bilgi alamazken, sonunda yeri buluyorum. Hızlıca üzerimi değiştirip ısınmaya gidiyorum. Fazla zamanım olmadığı için 5 dk. jog atıp ısınma egzersizlerini yapıyorum. Hava gittikçe sıcaklığını arttırıyor, bulunduğum yerde terlemeye başlıyorum. Gittikçe nabız hızım artıyor, derin bir nefes alıp yarış içinde neler yapmam gerektiğini düşünürken “start” veriliyor.

 

start

Öndeki grupla çıkış yapıyorum, grupla koşmaya başlıyorum, 3.30 pace ile 1 km kadar koştuktan sonra bazıları tempo kesiyor. Ne yapmam gerektiğini düşünüyorum, zorlanmadığıma kanaat getirip, devam ediyorum. Önümdeki grubu takip ederken ilk su noktasına geliyorum 2 şişe su alıp 1 şişesini üzerime döküyorum ve diğer şişeki suyu içmeye başlıyorum. Önümdeki grubu 200 m mesafeden takibe başlıyorum. Her istasyondan su alıp üzerime döküp yarışa devam ediyorum. Nabzımı ve tempomu bilmediğim ve neler olacağını kestiremediğim için vücudumu dinlemeye çalışıyorum. 15-20. km arasında bir enerji jeli alıp 1. turu 1 saat 15 dakika 25 saniyede tamamlıyorum. 2. Tura başlarken hafiften tempo kaybettiğimi hissediyorum ama eski tempoya dönersem ilerisi için iyi olmayacağını düşünüp tekrar arttırmıyorum. 2. Enerji jelimi tüketmeye başlıyorum. 28-32. km arasında ön grubu yakalıyorum biraz konuşuyoruz, “kaçıncı maratonun? nerelisin? kaç yaşındasın? “vb. konular eşliğinde biraz koştuktan sonra grup tempo arttırıp, herkes teker teker dağılmaya başlıyor. Sıcaktan tempomun gittikçe düştüğünü hissediyorum. Ayağımda uyuşma ve kasılmalar oluyor, içimden zorlamak gelmiyor. Saatimden tahmini olarak kaçıncı kilometrede olabileceğimi tahmin etmeye çalışıyorum. Tahmini bir bitiş süresi kestirmeye başlıyorum. Son 2-3 km’de su noktası olmadığından ambulansa suyu olup olmadığını soruyorum, aldığım son suyumun bir kısmını içip geri kalanı üzerime döküyorum. İlk sporcunun yarışı bitirdiğini ve arkadaşlarını beklediğini gördüm, arkamdan gelen yok, artık biraz rahattım ve son km’ye giriyorum. Son virajı dönüyorum, 200-300 m gittikten sonra arkamdaki sporcuyu görüyorum, aramızda fark olmasının verdiği rahatlıkla tempomu biraz daha kesiyorum, gittikçe mutlu oluyorum ve kollarımı açarak 2 saat 41 dakika 49 saniye sonra bitiş çizgisinden geçiyorum. Bacaklarım koşmaya alıştığı için kendimi durdurmakta biraz zorluk çekiyorum, beni tutup yere oturtuyorlar. Otururken kaslarımda ağrı hissediyorum, biraz muz ve su tüketiyorum.

uçuyorum

Yarış sonrası

Doping kontrolü için bir görevli ile birlikte hareket etmeye başlıyorum. İlk önce biraz esnetme yapıyorum sonra vücudumdaki suyun büyük bir kısmını terleyerek attığım için test alanında 3.5 litre su içip örnek vermek için beklemeye başlıyorum ama küçük bir sorunla karşılaşıyorum. 3.5 lt su nedeniyle idrarın yoğunluğu gittikçe azalıyor, 1. ve 4. numuneyi alıp yaklaşık 4 saatin sonunda beni serbest bırakıyorlar.

İlk maraton anım da böyle bitiyor. Sırada İstanbul Maratonu var.

Categories: Haberler | Leave a comment

Hollanda Macerası: AT Challenge

İş sebebiyle uzun süreler geçireceğimiz Hollanda’da da rahat duramadık ve geçtiğimiz haftasonu 8 saatlik bir macera yarışına katıldık. Bonus oyunlar, farklı beceriler gerektiren bulmacalar ve alışık olmadığımız etaplar ile dolu bir yarıştı.

Hollanda Macera Yarışı Serisi’ne katılmış olduk.

All Terrain Challenge (AT Challenge), toplamda 10 macera yarışından oluşan Hollanda macera yarışı serisinin (Dutch Adventure Race Series) 7. yarışı. Ne yazık ki bu yarıştan biraz geç haberimiz oldu ve doğru düzgün hazırlık yapma fırsatı yakalayamadık. Yine de gitmeden önce yarışın web sayfasında Hollandaca yazan kuralları ve zorunlu malzemeleri Google Translate aracılığıyla çevirerek okumuştuk. Tabii ki ve ne yazık ki bu yeterli olmadı.

schema_van_de_route_2

Yarış sabahı tren ile Eindhoven’a ulaştık.

Tren istasyonundan yarış başlangıç noktasına kadar bisikletle gittik. Olası kural değişiklikleri ve önemli noktaları İngilizce olarak öğrenebilmek için erken varmaya özen gösterdik ve hızlıca kaydımızı yaptırdık. Bir organizasyon yetkilisi bize biraz zaman ayırdı ve bazı çevirileri yaptı. Ne yazık ki bu çeviriler bazı ağaç türlerinin isimleri ile sınırlıydı. Aynı yetkili brifing sunumunu yapan teknik organizatör olmasına rağmen en önemli kuralları bize İngilizce olarak söylemedi. Bu noktadan sonra yarış esnasında sorduğumuz sorulara hızlı ve geçiştirmek amacıyla yanıtlar verdiler ve ısrarla bize tüm kuralların kural kitabında (tabii ki Hollandaca) yazdığını vurguladılar.

21456225700_6881628b89_b

 

Yarış başlangıcındaki giriş etabı bizim için sürpriz oldu.

 

21457638430_5bea37bbe8_bWeb sitesinde yazdığına göre yarış MTB etabı ile başlayacaktı. Ama brifing bittiği gibi farkettik ki Prolog (giriş bölümü) diye bir etap varmış. Diğer etapların çoğundan farklı olarak bu etabı atlamak mümkün değilmiş. Tabii ki biz etrafımızda olan bitenden haberdar olmadığımız için, 3km’lik oryantiring parkuru başlarken ayağımızda SPD bisiklet ayakkabılarıyla kalakaldık. Çanta çıkar, ayakkabıları bul, giy, diğer çifti bırak derken yarış başlayıverdi. Normalde 15 dakika sürecek olan prolog bizim için yarım saatten fazla zaman aldı. Prolog etabı 400m’lik olimpik koşu pistinde 1 tam tur ile başladı. Tur bitince aldığımız, üzerinde 3 nokta işaretli olan 1/25.000’lik harita ile yaklaşık 3 km’lik oryantiring parkuru koştuk. Ulaştığımız her noktada ne bulmamız gerektiği (çam ağacı, piknik masası, vb.) ile ilgili ipuçları Hollandaca olarak yazıyordu. Bulduğumuz her noktada bir koordinat, bazı eksik haneler ile yazılı olarak asılmıştı.

Birinci noktada: 155.XX , 398.YY yazıyorken, ikincisinde 15X.7X , 3Y8.1Y yazıyordu. Üçüncüsünde de XX5.70 , 39Y.Y5 yazıyordu. Tam olarak ne yapacağımızı bilmememize rağmen, koordinatlardaki eksikleri tamamlayarak elimize geçen tek koordinata gitmek üzere bisikletleri bıraktığımız başlangıç noktasına döndük. Bu aşamada bazı takımların yanlarına kalem almadığını ve bundan ötürü büyük zorluk yaşadıklarını gördük.

 

Bisikletleri aldıktan sonra giriş etabında oluşturduğumuz koordinata gittik.

Yarışın ilk etabının koordinatlarının burada verildiğini gördük. Bu noktadan sonraki hedeflerde puan kazanmamız için, şeffaf asetatlarda ilgili hedefe ayrılmış yeri asılı olan zımbalarla işaretlememiz bekleniyordu. Vurgulamam gereken noktalar, zımbaların garip garip yerlere çok iyi gizlenmiş olduğu ve zımba yanında renkli bir şerit, hedef bayrağı veya herhangi kolay görünen bir şeyin bulunmadığı. Bu zımbaları gördükçe Kurabiye Macera Yarışı’nda Caner’e hedefleri küçük karton plakalarla işaretlediği için kızdığımı hatırlayıp gülümsedim. Yarışın giriş bölümü 38 dk. sürdü ve 4.6km yol katettik.

21023257053_d783c68412_b

Defalarca kontrol ederek hedefleri haritamıza işaretledik.

Koordinatları aldıktan sonra, yarış başında bize verilmiş olan 1/25.000 ölçeğindeki haritalarımıza dikkatlice ve defalarca kontrol ederek işaretleme yaptık. Koordinatlar XXX.XX, YYY.YY biçiminde verilmişti. Ancak elbette o koordinatta ne bulmamız beklendiği bilgisi Hollandaca olduğundan anlayamıyorduk.

Sonunda, -gerçek- bisiklet etabına başladığımızda yarış başlangıcından 45 dakika geçmişti bile.

Garipsediğimiz, okumakta zorlandığımız haritamızla yolumuzu bularak ilerlemeye başladık. Tüm ülke dümdüz olduğu için herkes bisikleti son sürat kullanıyor. Haliyle bu hızlarda oryantiring yapmak bana zor geldi. Haritadan bazı yolların ne özellikte olduğunu, geçilip geçilemeyeceğini anlayamıyordum. Yine de hedefleri hatasız ve nispeten kısa sürelerde bularak kendimi şaşırtmayı başardım. İlk MTB etabında 01:45 sürede 24.4 km yol katederken 5 hedefin hepsini bulduk.

İlk bisiklet etabı WP1 değişim noktasında sona erdi.

Burada bisikletleri bırakıp, koşu ve kano etaplarına başlayabileceğimiz nokta idi. Ancak WP1’e vardığımızda oradaki görevli (brifingi veren adam) bize koşu için sadece 15 dakika süremiz kaldığını söylediğinde iyice sinirimiz bozuldu. Acaba bilmediğimiz daha neler vardı? Aklıma gelen iki kritik soruyu hızla sordum ve kısa yanıtlar aldım:

-Kanoda cut off var mı? -Yok

-Koşu etabında en az bir nokta almamız bekleniyor mu? -Hayır

Banu’yla kısa bir değerlendirme yapıp, koşudan 1 hedef toplamak üzere en yakındaki hedefe doğru koşmaya başladık. Hedefe ulaşmak için bir çiftliğin çitlerinin etrafından dolaştık ve bu esnada çok sayıda dikenli çalıyla mücadele ettik. Sonunda hedefi bulduğumuzda kötü bir sürprizin bizi beklediğini farkettik. Hedef noktasında, asıl hedefe giden azimut ve mesafe bilgisi vardı ve gönye (veya ölçekli pusula) ile asıl hedefi bulmamız gerektiği belirtilmişti. Cut off’a çok az kaldığı için riske atmak istemedik. Eğer belirtilen süre içinde dönemezsek ne kaybedeceğimizi bile bilmiyorduk, belki yarış başından beri topladığımız puanlar silinebilirdi. Bu yüzden puan alamadan geri döndük.

Kanoya başlayacağımızı belirttiğimizde bize yeni bir skor kartı verdiler.

Tabii ki elimizdeki skor kartını da bizden aldılar. Kıyıda duran kanoyu suya indirmeden önce, kano hedeflerini haritaya işaretlemek için biraz zaman harcadık. Sık sık hedef işaretlemek alışık olmadığımız bir durumdu. Bu sürede bedenimiz soğuyor, kalp ritmimiz düşüyor ve bir sonraki aktivite için daha az hazır duruma geliyorduk. Ayrıca sürekli atıştıran yağmur yüzünden haritanın ıslanmasını engellemeye çalışmak da kolay olmuyordu.

21023079153_0663e02d63_b

Kanoyu suya indirdik indirmesine ama dengede durup kürek çekmek için pozisyon almak başlı başına ayrı bir beceri istiyordu. Diğer takımların gözü önünde debelenerek sonunda oturmayı başardık ama bir şeyler yanlıştı: Banu bana, ben ona bakıyor durumdaydık. Pozisyon değiştirmek için tekrar kıyıya çıktık! Detaylarına girmek istemeyeceğim kadar oyalandıktan sonra kürek çekmeye başlayabilmiştik.

21633948412_338bdc6491_b

Oldukça hızlı gidiyorduk. Ancak diğer takımların aksine, nehirde bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerliyorduk. Bir sola, bir sağa derken katettiğimiz mesafe uzuyordu. Uzun bir süreden sonra istediğimiz doğrultuda ilerleyebilmeye başladık. İlk hedefimiz derenin üstünden geçen eski bir tren yolu köprüsündeydi. Köprüyü ötemizde görebiliyorduk. Sonradan öğrendiğimiz üzere yılın bu mevsiminde dereler yüksek olurmuş. Bu sayede kano üstünde ayağa kalkıldığında köprüye bir karış mesafe kalacak kadar yakınlaşabiliyorduk. Tabii ki bu yeterli değildi. Kıyıya çıktık. Banu kanoya sahip çıkarken ben de dikkatlice tamamen yosun tutmuş olan köprüde ilerlemeye çalışıyordum. O sırada rakip takımlardan bir kadın derenin ortasındaki kanoda ayağa kalktı ve zıplayıp köprüye tutundu. Hedef zımbasına benden daha yakındaydı. Yardım etmeyi teklif edecektim ki ayağım kaydı. Güçlükle tutundum ve dereye düşmekten kurtuldum. Ben dengemi bulup zımbaya ulaştığımda kadın çoktan kanoya geri inmişti ve derede hızla ilerlemeye başlamışlardı. Paşa paşa geldiğim yerden geri döndüm ve yine büyük mücadele ve stresle kanoya bindim. Bir sonraki hedefe doğru kürek çekmeye başladığımızda Türkiye’de alışık olduğumuz hafif siklet macera yarışlarından birinde olmadığımızı tam olarak anlamıştım. Burada parkur daha zorlayıcıydı ve takımların büyük çoğunluğu yaptıkları işi çok ciddiye alıyordu. Birkaç yüz metre ileride kıyıdaki bir hedefi çok zorlanmadan bulduk ve geri dönüş yoluna geçtik.

Dereler de aynı tepeler gibi; eğer bir yönde ilerlemek size kolay geliyorsa, diğer yön zor gelecek demektir. Akıntı hafif olmasına rağmen bizi zorluyordu. Kısa süre sonra üçüncü kano hedefi için bir kanala girdik. Bu sefer ben kanoyu sabit tutma görevini aldım ve Banu kıyıya çıkarak hedefe gitti. Ancak hedef yerinde yine azimut ve mesafe bilgisinden başka bir şey yoktu. Biraz arandıktan sonra vazgeçerek kanoya döndü. Daha sonra bu hedefi hiçbir takımın bulamadığını öğrendik. Kano etabını tamamladığımızda, kanoyu kıyıya çıkararak yan çevirmemizi ve kürekleri istiflememizi istediler. Tüm kano etabında 01:18 dakika harcayarak 3,6km yol katedip yalnızca 2 hedef bulmayı başarabilmiştik.

 İkinici bisiklet etabı için koordinatları aldığımızda bir sürprizle daha karşılaştık.

Bir sonraki aşama olan 2. bisiklet etabı için, bize verilen koordinat listesindeki üç koordinattan ikisinin üstü çizilmişti. Yani WP2’ye gidene kadar sadece tek hedef alabilecektik. İlk başta bazı hedeflerin kaybolmasından ötürü iptal edildiğini düşünmüştüm ama sonradan öğrendiğimize göre geriden gelen takımlara zorunlu olarak kestirme yaptırmak için bu uygulamayı yapıyorlarmış.

Haritamıza işaretlediğimiz tek hedefe doğru yola koyulduk. Bisiklette akıcı bir biçimde yolumuzu bulabiliyorduk. Zaman zaman girdiğimiz toprak yollarda çamur ile karşılaşıyorduk ama genelde bunlar bisikletten inmemizi gerektirmiyordu.

WP2’ye vardığımızda burada bizi sonunda bonus puan olan özel bir görevin beklediğini gördük. Görev, takım üyelerinden birinin bisiklet üstündeyken, elinde tuttuğu 2m uzunluktaki sopayı kullanarak yüksekte asılı olan 5 adet plastik simidi yakalayarak, ayağını yere değmeden karşı tarafa geçebilmesi idi. Hızla görevi yerine getirmeye başladığımda kendimi orta çağda kargı ile kapışan şovalyeler gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Bu küçük oyun için ayarlanmış bölgenin hemen ardında bisiklet bırakma noktası vardı. İkinci bisiklet etabı 6.4km mesafeyi 25 dk içinde 2 hedef toplayarak tamamlamamız ile sonlanmış oldu.

İkinci koşu etabına başlamak için bisikletleri çimlere yerleştirdiğimizde yağmur dinmiş, güneş açmıştı.

Skor kağıdımızı yenisiyle değiştirdik ve yine (yine, yine) haritaya hedef işaretlemeye koyulduk. Bu koşu etabı büyükçe yeşillik bir alanın içinde geçecekti. En uygun olduğunu düşündüğümüz hedef ziyaret sırasını kafamızda oluşturduk ve başladık koşturmaya. Genelde patikaları izlemeyi tercih ettik çünkü yeşil alan bazen geçilemeyecek kadar sık çalılarla kapanmış oluyordu. Bazen de haritada belli olmayan bir hendek ile son buluyordu. Böyle birkaç durumla karşılaşıp bileklerimize kadar suya girdiğimiz oldu. Hatta bir seferinde bastığım çalılık yarım metre kadar içeri göçtü ve çalıların gizlediği suyla dolu hendeğe oturdum. Dediğim gibi bu yarış bizim için yalnızca zorluk çıtasının arttığı değil aynı zamanda rezillik sınırlarımızın da ötesine geçtiğimiz bir tecrübe oldu. Koşu hedeflerini oldukça hızlı ve pürüzsüz bir biçimde buluyorduk, şansımız dönmüş gibiydi. Hedeflerden ikisi tren yolunun öteki tarafındaydı ve haritada her biri bir hedefe yakın olan iki küçük geçit görünüyordu. Bu geçitlerden ilkini bulmak zor olmadı. Ancak bulduğumuz geçidin insanlar için değil de, aslında hayvanların güvenli geçişi için yapılmış olduğunu farkedince biraz şaşırdık. Oyalanmadan hedefimizi bulup alt geçidi tekrar kullanarak geri döndük. Tren yolunun öteki tarafındaki ikinci hedefe gitmekte kararsızdık. Yine de denemek için alt geçidin yakınından geçmeye karar verdik. Bir süre sonra kendimizi sık otların ve dikenlerin arasında buluverdik. Patikalardan uzaktaydık ve alt geçidi bulamıyorduk. Beş dakika kadar kaybettikten sonra ilerideki sık çalılığın ardından gelen seslere doğru yöneldik ve alt geçidi bulduk. Sesler karşıdan gelmekte olan yarışmacılara aitti. Üç farklı takım bellerine kadar suya gömülmüş, bir buçuk metre genişliğinde, basık tavanlı alt geçit boyunca ilerliyorlardı. Şaşkınlığımızı gördüklerinde doğru yolda olduğumuzu belirttiler. Yiğitliğe toz kondurmamak için takımların yagılayıcı bakışları altında suya girdik. Su pek de temiz kokmuyordu. Ayrıca tabanda ayakkabı derinliğinde balçık çamur vardı. Otuz metre kadar ilerleyip tren yolunun öteki tarafına geçtiğimizde, hedefi nasıl bulacağımızı değil de, nasıl geri döneceğimizi düşünüyorduk. Mısır tarlalarının öteki tarafındaki hedefe gidip gelmemiz belki 10 dakikamızı aldı ama toplamda bu hedef için harcadığımız zaman ve katlandığımız stresin bedeli oldukça ağırdı. Sonuç olarak elbette aynı alt geçitten bir daha geçtik ve koşu etabının son iki hedefini almak için yola devam ettik.

Bir sonraki hedefimizde yine ufak bir oyun vardı.

21645368675_0e988d48c5_bHedef zımbası yerden 10 m. kadar yüksekte, iki ağaç arasına gerili geniş bir file alanının en tepe noktasındaydı. Bu filenin yere en yakın noktası 2,5 m. yükseklikteydi. Ben nasıl çıkacağımı düşünürken Banu yine sosyalleşmekle meşguldü. Zıplayarak fileye tutundum ve Banu’dan zar zor aldığım yardımla kendimi yukarı çektim. Bir gergedan çevikliğiyle (!) tırmandım ve hedef kartını zımbaladım. Genelde bu yüksekliklerde rahatsız olurum ama yarış psikolojisi ile pek etkilenmemiştim. Aynısı Raidlight Aladağlar Sky Trail’da da başıma gelmişti ve şaşırmıştım. Filenin ucuna kadar geri indim, sıkıca tutunarak aşağıya sarktım ve kendimi bıraktım. Vakit kaybetmeden bir sonraki etaba başlamak için WP2 noktasına geri dönmeye koyulduk.

 

 

 

Sıradaki etap “Step Bike” idi.

21024099983_35a459d1a5_bBu bizim için tamamen yeni bir mücadele olacaktı. Step Bike dedikleri araç, aslında bizde daha çok çocuklar tarafından kullanılan, scooter da denilen gidonlu kaykay. Tabii ki çok basit modelleri olduğu gibi toprak yollarda gidebilecek, kocaman tekerleri olanları da var. WP2 noktasına ulaştığımızda kullanacaklarımızın oldukça iyi durumda ve ileri modeller olduğunu gördük. Rotamızı çizdik ve doğaçlama yoluyla step bisikletlerimizi kullanmaya başladık. Bisikletler hızlı ve akıcı biçimde ilerliyorlardı ama kullanmak yoğun çaba gerektiriyordu. Verim artırmak için birkaç farklı teknik denedim ve sonunda bir ayak ile step üstünde dururken, diğer ayağımı açabileceğim kadar ileriye açıp, sanki koşuyormuşcasına hızla yere vurup kendimi ileriye doğru itmeye başladım. İşe yaradı. Sanırım bu şekilde saatte 20km kadar hıza çıkabiliyordum. Banu ise daha zor durumdaydı. Alışık olmadığı bu yeni araç onu fazlasıyla zorluyordu. Belli aşamalarda, step bisikletinden inip, yanında koşmayı bile tercih etti. Yine de bu etapta 1 saatte 8.9km yol katedip 4 hedef toplamayı başardık.

Step’leri teslim ettiğimizde bize yeni koordinat listesi verdiler.

Yine işaretlemeye başladık. 1,5 saatten biraz daha fazla zamanımız vardı. Hedeflerden yalnızca bir tanesi WP2’ye yakındı. Diğer 6 hedef ise güneyde, bitiş noktasının 5 km uzağında kümelenmişlerdi. Yakındaki ile oyalanmayıp, hızla hedef kümesine yaklaşmaya karar verdik. Yanımızda organizasyondan bir görevli vardı ve ona bitişe geç gidersek ne olacağını sorduk. Diskalifiye olmayacağımızı, geciktiğimiz her dakika başına 1 puan kaybedeceğimizi söyledi. Dakika başına 1 puan… Ne kadar kötü olabilir ki? Bu aşamada yaptığımız en kritik karar hatasını yapıp (tabii ki eksik bilgilendirme yüzünden) gecikmek pahasına fazla nokta toplamaya karar verdik. Bu kararın altında yatan mantık, bugüne kadar katıldığımız bütün yarışlarda hedef puanlarının 10 – 50 arasında değişiyor olmasıydı. Ayrıca; kano, step, koşu ve bisiklet gibi çok farklı disiplinlerden oluşan bir yarışta hedeflerin hepsinin ağırlığının birbirinden farklı olması beklenmez mi? Sonuç olarak durum bu değilmiş. Her hedef 1 puan imiş… Ve ortalama 20 dakikada bir bulabildiğimiz hedeflerden kazandığımız puanları, geciktiğimiz her dakikada birer birer kaybedecektik.

 Step bisikletinden inip, dağ bisikletlerimize bindiğimizde yaşadığımız konforu tahmin edemezsiniz.

Karar verdiğimiz üzere güneydeki hedef kümesine doğru hızla sürdük bisikletlerimizi. Bu konforumuz hedeflerin yerleştiği, ince sahil kumuyla kaplı ormana girene kadar sürdü. Çoğunlukla, zor da olsa, bisikletlerimizi sürebiliyorduk. Ancak bazı yerlerde bisikletleri taşımak zorunda kaldık. İlk üç hedefi bulmak pek zor olmadı ancak ormanın ilerlerinde haritada olmayan yollar açılmıştı ve (doğal olarak) hiç eşyükselti de olmadığından yol bulurken zorlanmaya başladık. Bir noktadan sonra gereksiz yere oyalandığımıza kanaat getirdik ve dönüş yoluna geçtik. Zar zor kendimizi asfalta attığımızda gruplar halinde takımların son sürat bitiş doğrultusunda gittiklerini, hedeflere uğramayı artık bıraktıklarını farkettik. Bitişe 5 km kadar vardı. Elimizden geldiğince önlerdeki gruba yakın ilerlemeye çalışıyorduk. Ancak doğuştan beri her gün bisiklet kullanan bu insanlarla aynı tempoyu korumak kolay olmuyordu. Bir noktadan sonra takımların haritanın kenarında son bulan (ancak tahminen bitişe doğrudan giden) bir yolu izlediklerini görüp durduk. Biz harita dahilindeki dönemeçli yollara saptık. Artık etrafımızda kimse yoktu. Kırmızı ışıklarda dura kalka bol bol zaman kaybettik.

Bitişe ulaştığımızda bisikletleri koyup koşu yolundaki şişme oyun parkına girmemizi söylediler. Bu da bizim için sürpriz bir etaptı. Etraftaki kalabalığı izleyerek atladık, zıpladık, bir şeylerin altından, başka şeylerin üstünden geçtik ve sonunda bitiş çizgisinden geçtik. Birileri numaramızı kağıda yazdı. O kadar… Ne bir madalya, ne bir kurabiye… Islak, pis ve şaşkın olarak yarışı tamamladık.

 Yarış sonrasında müthiş bir barbekü partisi bizi bekliyordu.

Doyurucu miktarda (şanslıyız, çünkü her zaman böyle olmuyor) sunulan hamburger ve salatalarımızı yiyerek yeni edindiğimiz arkadaşlarımızla bol bol sohbet ettik. Bizim gibi Hollandaca bilmeyen bir takım daha vardı. Onlarla dertleştik. Tecrübeli bazı takımlardan öneriler aldık. Hava kararmaya başladığında takımlar birer birer yarış alanını terk etmeye başladı.

Yarış ile ilgili izlenimlerimiz olumluydu.

Dil sorunu sebebiyle talihsizlikler yaşadık ama kimsenin bilinçli olarak bizden bilgi sakladığını düşünmüyorum. Yarışmacılar işlerini çok ciddiye alıyorlardı ve çoğu oldukça başarılıydı. Toplamda 45 takım yarıştı. Bir takım hariç hepsi yarışı tamamlayabildi. 45 takımın 18’i karma, 2’si ise kadın takımıydı. Yani neredeyse erkek takımları ile diğer takımlar birbirine eşit sayıdaydı.

Biz toplamda 22 puan topladık ancak gecikme sebebiyle 7 puan kaybederek 15 puanla yarışı karma kategoride 8. sırayla tamamladık. Kürsü gören üç karma takımın puanları ise 27, 25 ve 24. Yani aramızda kapanmayacak bir fark yok ve bunu görmek çok güzel.

Yarıştaki puanlama yönteminin çok mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Bu kadar farklı disiplinden oluşan yarışlarda en azından hedeflerin puanlarının birbirlerine eşit olmamasını beklerdim. Eğer bu bilgiye yarış başında sahip olsaydık, kano etabını tamamen atlar, stratejimizi buna göre belirlerdik ve çok yüksek ihtimalle yarışı ilk sıralarda tamamlayabilirdik. Olsun, bir dahaki sefere…

Gün sonunda hem organizasyondan hem yarışmacılardan birçok yeni arkadaş edindik. Şimdiden bazılarıyla antrenman yapmak üzere anlaştık ve diğerleriyle sonraki yarışlarda görüşmek dilekleriyle ayrıldık.

Prolog   38dk   4,6km
MTB-1   01:45dk   24,4km (5)
Run-1   11dk   1,2km (0)
Kano   01:18dk   3,6km (2)
MTB-2   25dk   6,4km (1+1)
Run-2   01:08dk   6,1km (6)
Step   01:01dk   8,9km (4)
Bike   01:40dk   19,6km (3)

 

12030359_423219831211080_1848201951747542477_o

Categories: Haberler | 2 Comments

Bata Çıka Mudrace’13

3 madalya demek kutlama demek!

Dönelim sene 2013’e! Nasıl geçmiş zaman, inanamıyorum!  Gelelim eski anıları canlandırmaya! Sene 2013, dediler bir BATA ÇIKA (MUDRACE) yarışı var, hazırlanmışız gitmişiz.
ODTÜ Orienteering ve Navigasyon Takımı’nda birkaç arkadaşım ve ben BATAÇIKA’13 yarışına katılmaya karar verdik. Bundan önceki senede (2012) Zeynep ve Ceren, Antik Yunan kostümleri ile yarışa katılmışlardı, ben de pek bir imrenmiştim.

Ceren - Mudrace'12

MUDRACE’12  de Ceren, “çamur havuzu” engelini geçerken!

Biz de bunun üzerine kostümlerimizi hazırladık ve öğlen  bir otobüs ile İstanbul’a doğru yola çıktık. İstanbul-Ankara yolunun ortasında biryerlerde otobüs bozulunca biraz telaşlansak da, sürücü ve muavin bir şekilde otobüsü tamir etti de, çamura bulanmadan Ankara’ya dönmek zorunda kalmadık.

İstanbul’a ulaşınca eski arkadaşlarımız ile buluştuk, karbonhidrat yüklemesi yaptık ve erkenden uyuduk. Sabah erkenden kalktık, simitlerimizi ve reçellerimizi yiyerek enerjimizi toplasak da güneş bulutların arkasında saklanıyor, hava da ince ince bizi üşütüyordu. Organizasyon ortak bir noktadan Kilyos Sahili’ne otobüs kaldırıyordu, buluşma noktasına gittik, diğer yarışmacılar ile tanıştık ve uzu..un bir yolculuk ile Kilyos Sahili’ne doğru yola çıktık. Şansımıza Kilyos’a ulaştığımızda güneş gökyüzünde yerini sağlama almıştı, ve içimizi ısıtıyordu. İner inmez kalabalığa yakalanmadan göğüs numaralarımızı ve çipimizi aldık, ve kostümüm üzerindeki son rütuşları atmak için sahil kenarına doğru geçtim.

 

 

Kızılderili, Zeyna, Çılgın Doktor ve Cadı

Kızılderili, Zeyna, Çılgın Doktor ve Cadı

Ekip olarak keyfimiz inanılmaz yerindeydi, yarış öncesi stresi yaşamayacak kadar rahattık. Herkes kostümlerini giyindi, ısınmalarını yaptı, yarış öncesi fotoğraf çekimine hazırlandı. İşte karşınızda harika MUDRACE’13 ekibi:

Ekipman Seçimi:
Bu yarış için kostüm ile yarışmaya karar verince başka bir şey giymeye gerek kalmadı. Fizik dersindeki labaratuvar önlüğü, ameliyat maskesi, bir zamanlar aikido’da kullanılmış bir alt ve bolca ketçap ile forma hazırdı.
Buradaki önemli seçim ayakkabı oldu. Zeminin çoğu kuru ve eğimli olduğundan dolayı dişli bir ayakkabı tercih edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca “su yılanı” gibi ayağınızın veya tüm vücudunuzun suya girmesi gereken engeller olabilir, onun için de su geçirmeyen bir ayakkabı tercih edilmeli.
Ben Saucony Razor ile yarıştım, normalde kış şartlarında giydiğim bu ayakkabı içine hiç su almayacak şekilde tasarlanmış, kışın kar, mudrace’de de içine çamur almıyor 🙂 İçine su, çamur alması çok dert değil, yıkarız desek de, suyu emen bir ayakkabı yarışın yarısından sonra çok ağırlaşıyor, ve tüm tadınızı kaçırabiliyor.

Kostüm yapmaya zamanınız yoksa, ve bu büyük eğlenceden mahrum kalmanız gerekiyorsa üstünüze su, çamur tutmayan kıyafetler giymenizi öneririm, özellikle bata çıka Çamur banyosunu yaptıktan sonra üstünüz çok ağırlaşıyor, üstünüz su tutmazsa temponuzu çok daha rahat koruyabilirsiniz.

Kalabalıktan ve arazideki engellerde karmaşa yaşanmaması için birkaç dalga şeklinde yarışmaya başlanıyordu. Biz ikinci dalgada çıktığımızdan dolayı, ilk dalgayı izleme şansımız oldu. Yarışmaya önde başlamayınca kumsalda 200-300m koştuktan sonraki merdivenlerde kalabalık oluştuğundan fazlaca zaman kaybedildiğini gördük. Bundan dolayı ne kadar zor olursa olsun, kumda debelenmemiz gerekse bile hızlı başlayıp engellere ilk ulaşan sporcular olmamız gerektiğini anladık. Tüm yarışmacılar içerisinde kostüm giyen tek ekip biz olduğumuzdan da tüm gözler bizim üzerimizdeydi, bu da işimizi iyice zorlaştıracaktı.

Ve biz ne olduğunu anlayamadan yarış başladı! Yarışmacılar, BataÇıka sanki 400m yarışıymış gibi depar atıyor, bazı rekabetçi yarışmacılarda dirseklerini kullanarak kalabalıkta kendilerine yer açmaya çalışıyorlardı. Dalganın önünde kendime yer edinmek için kumda debelendim, ve nefesim kesilinceye kadar depar atarak kumsalın sonundaki merdivenlere ulaştım. Tempo çok ağır gelmişti, ve merdivenleri çıkması zor bir hal almıştı. Önümdeki 3-4 sporcuya konsantre olarak merdivenleri hızlıca çıktım ve iplerden oluşan bir engele hızlıca ulaştım.

 

Doruk Mudrace'13 Yarış Başlangıcı

Yarış başlangıcı, ve çılgın doktor koşuya başladı!

İlk engelden itibaren çamura bulanmayı bekliyordum, ama ilk 3-4Km daha çok patika koşusu tadında geçti. İyi bir tempo tutturdum, lider ekibin dibinden ayrılmadım, kavurucu sıcaklar altında “deli doktor” kostümümle adım adım patikalarda ilerledik. Özellikle yokuş yukarı çıkarken kostüm iyice ağırlığını hissettiriyordu. Birkaç tepe inip çıktıktan sonra bu dalgadaki liderlik bendeydi. Hafiften arkama baktım ve Emre Ayar’ı gördüm. Emre inanılmaz iyi bir koşucu olduğundan bu beni daha da motive etti ve zorladıkça zorlamaya başladım.

 

Emre’yi görmenin motivasyonunun hemen ardından engellerle dolu bir labirent geldi karşımıza. Birbiri ardına 6-7 engeli, zıplayarak yuvarlanarak, sürünerek geçtim.

Buradaki ilk engel “Alçak Duvar” engelleriydi. İlki daha alçak, ikincisi biraz daha yüksek üstünden atlamanız gereken 2 engel bulunuyor. Benim boyum kısa olmasına rağmen rahatlıkla ve hızla geçebildim, burada hızlı geçmek isterseniz şöyle bir yöntem deneyebilirsiniz.

 

Kısacası koşarken hızınızı kesmeden zıplayarak ellerinizle duvarın/engelin üstünden ittirerek vücudunuzu duvarın en üst kısmına gelecek şekilde yükseltiyoruz. Çok fazla yükselmemize gerek yok, göğsünüz duvarın tepesine geldiği anda göğsünüzün üzerinde dönüp ayaklarınızı duvarın öbür tarafına atabilirsiniz. Böylece hiç hız kaybetmeden diğer tarafa geçebiliyoruz.

Bundan hemen sonra “Merdiven Duvar” engeli geliyor, tırmanması kolay, tepe çıktıktan sonra da kendinizi öbür tarafa bırakabilirsiniz, sizden hemen sonra biri tırmanıyorsa ve öbür tarafından basamak basamak inecekseniz ellerinize basmamalarına dikkat edin, bence öbür tarafında atlamak daha güvenli.

Sonraki engel “Çamur Havuzu” idi, çamurlu bir suyun üstüne ipler çekilmiş durumda ve bu iplerin altından geçmeniz gerekiyor. Bu esnada eğlenmek isterseniz, suya yatıp sürünerek geçebilirsiniz, ama çömelerek hızlı adımlarla da bu engeli geçmek mümkün. Tabii bu engel için organizasyonun hangi kuralları koyduğunu dinlemek önemli.

İçinde çamurun ve suyun olduğu engeller karşıma çıktığında yandaki bir gönüllü gözlüğümü atmam için bana seslendi, ben de düşünmeden gözlüğü çıkardım ve gönüllü arkadaşıma gözlüğü fırlattım. Gözlüğü fırlatmam ile birlikte, dibi gözükmeyen çamurlu suya balıklama daldım. O anki bilincim ile bunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında değildim. Şansıma su derindi ve ellerim önde daldığım için kafamı çarpmadan kendimi durdurabildim.

UYARI: Dibi gözükmüyorsa temkinli olun, çok acele etmeyin! Kazanacağınız 2 saniye için, kafanızı vurma, kötü bir kaza geçirmeniz muhtemel, lütfen dikkatli geçin!

Bu engelden çıkınca saçımdan başımdan çamurlu sular dökülüyordu. Görüşüm çamurlu sulardan dolayı engellenmişti. Bu istastonda yüzümüzü yıkamamız için hortum ile su vardı, tabii ki işler ne kadar zor, o kadar keyifli diyerek (gene düzgün düşünmeyerek) temiz suyu reddettim ve “kaygan tepe” engeline koşarak girdim.  İpten tutarak kendimi 2 adım yukarı çektim, 1 adım kala ayağım kaydı ve kendimi bacaklarım tepede ellerim aşağıda ipe tutunurken buldum. Ayakkabının altı ıslak olduğundan “kaygan tepe” gerçekten çok kaygandı, bacakları aşağı indirdim, bir adım daha yukarı çıktım ve bacağımı hemen engelin öbür tarafına attım. “Kaygan Tepe”ye çıkmak ile bitmiyor tabii, merdivenden dikkatlice birkaç adım indim, sonra toprak zemine kendimi bıraktım.

 

1378750_10151975780864973_1749053840_n

Herşey bulanık, gerçekten!

Engellerin etrafında bulunan gönüllüler “İŞTE DOKTOR GELİYOR!” diye tezahurat yapınca hız kesmeden devam ettim. Bu esnada nefes alışım iyice zorlaştı, tempoyu korumakta çok zorlandım. Son 1km’de “Lastik Yol”da lastiklerin ortasına basarak sakatlanmadan geçtim, lastik engelinde lastiklerin ortasına basmak daha zorlayıcı olsa da, lastiklerin kenarlarına basınca sakatlık riski fazla oluyor, benim önerim hem daha eğlenceli olduğundan hem de daha az risk taşıdığından lastiklerin ortasına basarak geçmek, öbür türlü kazanacağınız 3 saniye için gereksiz risk alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Lastiklerden sonra tekrar sürünme seansı başlıyor, “Tünelde Sürünme” zamanı! En basitinden tünelin içinde sürünerek, veya boyunuz kısaysa emekleyerek tüneli geçiyorsunuz. Bu esnada dizlerinizi örten bir kıyafet giymediyseniz biraz tahriş olabilir, o da maceranın bir parçası, yarışın bitmek üzere olduğunu aklınıza kazıyın ve devam edin 🙂 Tekrar sahile çıkınca son nefesimi de kullnanarak depar attım. Her tarafı çamur içinde birinin bitirdiğini görünce insanlar şaşırdılar, büyük ihtimalle bir önceki dalgada çıktığımı düşündüler. Emre çok az bir farkla 2. Olarak bitirdi. Bitirme madalyalarımızı ve suyumuzu aldık. Mutlu ve çok yorgunduk. Temizlenmek için tek çareyi deniz olarak düşündük ve çamurlarımız ile denize koşa koşa girdik. Sonrasında duş alma ve üstünüzü değiştirmek için kabin imkanları bulunuyordu, illa denizde yıkanmak şart değil 🙂

Birkaç dalga çıktığından dolayı, tüm dalgalar yarışı bitirmeden derecenizi öğrenmeniz mümkün olmuyor. Son dalga da yarışı bitirdiğinde resmi olmayan sonuç listeleri asılıyor ve genelde, yaş grubunuzda kaçıncı olduğunuzu görebiliyorsunuz!

2

Podyumu bulmuşuz, tadını çıkaralım!

 

 

Dürüst olmak gerekirse bu yarışta gerçekten derece beklemiyordum, kostümlerimizi giyip elimizden gelenin en iyisini yapıp keyif almaktı amacımız. Genelde 3., 21 altı yaş grubunda 1. olup, podyumu ultra camiasının bilindik isimleri ile paylaşmak gerçekten güzel bir deneyimdi. Sponsor hediyeleri de fena değil tabii 😉

 

BataÇıka’da, Mudrace’de veya  Spartan Race’de engellerin neler olduğunu yarışa kadar bilmeniz pek mümkün olmuyor. Aslında işin eğlencesi biraz burada yatıyor. Engeller ile karşılaşana kadar ne ile karşılaşacağınızı bilmemenin gizemi ile daha da heyecanlanıyorsunuz.

3 madalya demek kutlama demek!

3 madalya demek kutlama demek!

Engeller hakkında önceden bilgi edinmek isterseniz:

Macera Akademisi sayfasında engeller ile ilgili genel bir bilgi vermiş, fotoğraflardan olası engeller inceleyebilir:

www.batacika.com/5k-kosusu.php

 

 

 

 

Macera Akademisinin yayınladığı Mudrace 2012’deki kısa fragmandan genel bir fikir edinilebilir:

Yarışta koşup kayıt almış sporcuların vidyoları izlenebilir (İnternetteki kaynaklardan karşımıza çıkan birkaçı):

2013 yarışında yayınlanmış: https://www.youtube.com/watch?v=-Ulpjs11wY8

2014 yarışında yayınlanmış: https://www.youtube.com/watch?v=QBYqBRgPDOw

Bata Çıka iki senedir Macerada ile aynı tarihe geldiği, için bu sene de Bata Çıka’ya katılamayacağız, ama yarışacağım bir sonraki Bata Çıka’yı sabırsızlıkla bekliyoruz. Umarım ki seneye  bayıldığımız bu iki yarış farklı tarihlerde olur da, ikisine de katılabiliriz. MUDRACE’13 de bir kez daha limitlerimizi zorladık, kendimize yeni limitler belirledik.
Tabii ki bu yarışta da gönüllüler olmasaydı yarışın bu kadar rahat ve eğlenceli geçmezdi.Tekrar ve tekrar gönüllü arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Son olarak bir kez daha, bu kadar çok şeyi paylaşabileceğiniz takım arkadaşlarınız olduğunu görmek inanılmaz bir motivasyon, bir ilham kaynağı, onlar ve bu sporu paylaştığımız diğer sporcular olmadan bu kadar keyif alabileceğimizi hiç sanmıyorum!

O zaman engellerin ve çamurun tadını çıkarın! Bir de kostümünüz olursa tadından yenmez! Keyifli maceralar!

Don’t speak well Turkish? Here’s an English alternative of the article :

http://dorukbalkan.com/2013/09/23/mudrace13/

Categories: Disiplin, Haberler, Koşu | Tags: , , , , , , , , | Leave a comment

Raidlight Aladağlar Sky Trail – Yükseklerde Koşmak

Foto: Coraline Chapatte - bvsportturkiye

Foto: Coraline Chapatte – bvsportturkiye.

Çantamı kontrol ettirip sakince başlangıç çizgisinin gerisinde, en arkalarda yerimi aldım. Aladağlar’da çoğu 3000 metre irtifanın üzerinde 45 km yol alıp 3000 metreden fazla tırmanış yaparak dağları tırmanacaktım. Kendimi hazır ve ilk defa bu kadar yüksek irtifada teknik bir parkurda yarışacağım için biraz da heyecanlı hissediyordum. Hatta biraz da endişe içindeydim. Aktif olarak dağcılık yaptığımız dönemde ekip liderimizin bilinçaltımıza kazıdığı sözleri sürekli kendime tekrar ediyordum: dağın şakası olmaz. Farklı seviyede dağ tecrübesine sahip 100 kadar sporcu 3700 metre yüksekliklere en hızlı şekilde çıkmaya çalışacaktık; acaba Aladağlar’la dalga mı geçiyorduk? Her türlü önlemi aldığı belli olan tecrübeli organizasyon ekibi ve gönüllü ordusunu düşünerek rahatlamaya çalıştım. Çalan müzik heyecanımızı artırdı. Arkalara geri sayım sesi gelmediği için önümüzdeki koşucuların başlamasıyla biz de şaşkınlık içinde koşmaya başlayıverdik.

Deniz’le birlikte koşmaya karar vermiştik. Derece hedefim yoktu ama kendimce iyi bir hızda gitmek istiyordum. Deniz’le hem birbirimize destek olacaktık, hem de o inişlerde beni hızlandırmaya çalışacaktı. Arkadan sakin sakin koşmak güzeldi de, kalabalık arasına girince batonlu sporcular arasında kendimize boşluk yaratmak için dakikalarca uğraşmak zorunda kaldık. Önümüzdeki yüce dağların bilincinde, Sokullupınar ve ilerisine kadar devam eden teknik zorluğu düşük traktör yolu etabını eğime göre yürü-koş stratejisiyle temkinli şekilde aldık.

Arzu'ya gülümserken... Çelikbuyduran'dayız!

Arzu’ya gülümserken… Çelikbuyduran’dayız!

Sokullupınar’daki gönüllüler arasındaki dostumuz Ayşegül’e merhaba dediğimizde tam 45 dakika geçmişti. Yükselmeye devam edip yaklaşmakta olan dağ silsilesinin eteklerindeki dar patikalara girdik. Dağ kütlelerinin yüksek platolara giden Karayalak vadisine doğru geçit vereceği kapıya yaklaştığımızda, boy boy Aladağlar taşları patikayı kapladı. Tırmanış dikliği artmış, sporcuların arası açılmıştı. Bir kayanın üstünde Hacettepe Bisiklet Takımı’ndan Enes oturmuş, gülen yüzüyle sporcuların geçişini not alıyordu. Biz herhangi bir şey sormadan bir mühendis keskinliğiyle bilgi verdi: “Önünde iki kadın sporcu var, yakın olan iki dakika ilerinizde”. O zamana kadar kaçıncı olduğumu düşünmemiştim, zaten o kalabalıkta kaç kadın sporcuyu geçtiğimi takip etmeme imkan yoktu. Önümdekiler Elena ve Caterina olsa gerek diye tahmin ettim. İçine düştüğüm şaşkınlık ile konumumu koruyabilmeyi ve bu güçlü kadınlarla kürsüyü paylaşmayı ilk defa orada düşledim.

Birkaç adım sonra kapıya doğru dik tırmanış başladı. Artık 3723 metrede Emler dağı zirvesine kadar bitmeyecek dimdik, taşlı, zikzak yapan patikalarda ilerliyorduk. Kendimi tamamen eğime konsantre edip tırmanmayı sevdiğimi düşünüdüm. Nabzımı rahat bir seviyeye düşürünce, dağcılıktan alışık olduğumuz “tembel yürüyüşü”ne (diz kilitleme tekniği) geçiverdim. Böylece hem stabil bir hızla ilerliyor, hem batonlarıma iyice yük veriyor, hem de sürekli hamstring kaslarımı esnetmiş oluyordum. Deniz benim az önümde rahatça ilerliyordu. Ben olmasam daha hızlı giderdi diye düşündüm. Kapıdan geçip Karayalak Vadisi önümüzde açıldıktan sonra yukarılarda Elena’nın beyaz-mavi kıyafetleri dikkatimi çekti. Çok yavaş olsa da yaklaşıyorduk. Sonunda yetiştik ve bir süre beraber gittik, muhabbet edip gülüştük. Sonra ağır ağır geçtik. Elena’nın ultra maraton ve patika koşularında çok tecrübeli ve kuvvetli bir sporcu olduğunun farkındaydım. Bu sebeple tırmanış sırasında yanından geçerken, iniş ve düz ovada bize yetişeceğine garanti gözüyle bakıyordum. Bir ara kafamı kaldırıp baktığımda “Dinlenme Taşı” belirgin, ama epey uzakta görünüyordu. Her dönüşte bir taşın üstüne oturmuş, bizi heyecan ve sevgiyle izleyen bir gönüllüye daha selam verdik. Gönüllüler güler yüzleri ve destekleyici sözleri ile verdikleri rahatlığın yanında, rotada güvenlik ve eşitliği de sağlıyorlardı. İşi gücü bırakıp dağların tepesine bizler için çıktıklarını düşünürken gönüllülere duyduğum saygı katlanarak çoğaldı. Bu düşünceler arasında nasıl olduğunu anlayamadan Çelikbuyduran’a varmıştık bile! Arzu’nun objektif arkasındaki gülümsemesine sevinçle karşılık verirken saatime baktım. Süre henüz 2:30 olmamıştı.

Emler zirveye çıkan Mars yüzeyi bitmek üzere... Foto: Ordos

Emler zirveye çıkan Mars yüzeyi bitmek üzere… Foto: ORDOS

İçimden kendimizi tebrik ederken Deniz’den seri olmam konusunda uyarı geliverdi. Ağzıma bir şeyler tıkarken su torbamı çıkarıp doldurmaları için görevlilere uzattım. Sonra içine iki elektrolit tablet attım. Ama bu ufak tefek işler epey zaman alıyordu. Torbayı çantama tıkarken Deniz yola çıkmıştı bile. Batonlara sarılıp Mars yüzeyini andıran geniş çarşak üstünde Emler’e doğru yükseldik. Daha teknik, taşlık bir patikaya ulaştığımızda Mahmut Yavuz’u gördük ve şaşırdık. Belli ki Kapadokya RunFire yarışının yorgunluğundan sonra 3000 küsür metrelik yükseklik biraz çarpmıştı. Normal bir günde rüzgar gibi koşan Mahmut’a bir kere olsun yetişip, destek olabilme heyecanıyla, zirveye az kaldığını söyleyip motive etmeye çalıştık. Emler’e ulaştığımızda Ayşen ve diğer görevliler bizi tebrik ediyordu. Deniz de onlara “Caterina ne kadar güzel gidiyor öyle!”, dedi. Meğer Deniz, Çağatay’la Caterina’nın biraz önümüzden tırmanıp aşağıya hızla inmeye başladığını görmüş. Bunu da yarıştan sonra öğrendim. Kendi dikkatsizliğimi düşündüğümde bazen Deniz’in kafasının her tarafında gözü olduğundan şüpheleniyorum.

Emler Zirve'ye son gayret.

Emler Zirve’ye son gayret. Foto: ORDOS

İşaret direkleri zirveden itibaren kuzeye doğru tam sırttan bizi aşağı yönlendiriyordu. Bu rota, bizim daha önce yaptığımız sırt altı yan inişten daha rahat ama sol tarafımızdaki sonu görünmeyen uçurumlara çok yakın gidiyordu. Deniz’in bu tip yerlerde boşluk hissi ve yükseklikten ötürü büyük rahatsızlık hissettiğini biliyordum, bir şey demeden önümde nasıl gittiğini izledim. Neredeyse hiç yavaşlamadan ilerleyip daha yayvan inişlere geldi. Yarış heyecanı biraz gözünü karartmıştı demek. Yer yer bol çarşaklı teknik inişlerde Deniz ceylan gibi zıplayarak inmeye başladı. Bazen durup bana “Rahat mısın, korktuğun bir şey mi var?” diye soruyordu. Halbuki gayet rahat, dinlenmiş şekilde, kendimce hızlı iniyordum. Deniz’in inişlerine bir kere daha hayran kalarak ayak uydurmaya çalıştım. Sırt bitip eğimin azaldığı yerde, destek almadan kendi malzemesiyle koşan, dağcılık eğitmenimiz Mustafa Kızıltaş’ı gördük. “Aferin çocuklar, çok iyisiniz!”, dedi. Biz de şevkle patikalarda arkasından koşmaya devam ettik. Çok geçmeden Direktaş’taydık. Çelikbuyduran’da doldurduğumuz su azalmadığı için torbaya su doldurmayalım diye konuşmuştuk. Ben ağzıma kek tıkarken önüme asılan küçük su torbasını doldurmaya karar verdim. Torbayı uzatırken görevli bir arkadaş bana İngilizce bir şeyler söylemeye başladı. Nedense çok eğlendim, bir süre dinledim. Deniz bu aşırı rahatlığım karşısında bana artık yalvarırcasına gitmemiz gerektiğini söyledi. Tam o sırada yine Elena’nın gelmiş olduğunu gördüm.

İstasyondan sonraki 500 metrede Deniz, hayatında hiç yapmadığı şekilde beni fırçaladı. Boğazımda bir şeyler düğümlendi. Aşırı hırslı davranmaya niyetim yoktu ama haklıydı. Madem bir mücadeleye girmiştik, akıllıca davranmak da sorumluluğumuzdu. Kısa süre içinde moralimizi toparladık ve koşu tempomuza döndük. Her boynun sonrasında karşımıza çıkan boy boy göllerin çevresinde, genelde batonları elimize alıp koştuk. Meşhur Çağalın Geçidi’ne yaklaşırken son gölde Caterina ve Çağatay’a yetişiverdik. Benim için karşıma çıkmaları yine sürpriz oldu. Bu sırada diğer Kertenkele Doruk da gönüllü olarak bir köşe başında bizi karşıladı. Deniz önden yaklaşıp Caterine ve Çağatay ile biraz sohbet etti. Ben yanlarından geçerken Caterina, “Koş Banu koş!” diye bağırdı. Bu güzel rekabetten duygulanıverdim. Ne yapacağımı bilemeden batonlarımı kaldırıp bağırarak motivasyon vermeye çalıştım.

Kısa süre sonra Çağalın Başı’nın bitmek bilmez çarşaklarındaydık. Deniz tempo verdi. “Biraz nabzımı toplamam lazım”, deyip bir an önce dağcı yürüyüşüne geçtim. Bu geçidin birçok insan için psikolojik bir savaş olacağının farkındaydık. Biz tırmanırken kendimizi iyi hissediyorduk. Yine biraz sohbetle Caner’in (Odabaşoğlu) yanından yavaşça geçtik. Hazırlıklı olduğum halde geçidin yalancı zirveleri birkaç kere beni yanılttı. “Hala mı bitmedi?” dediğim noktada GPS verisinde daha önce olmayan Çağalın Zirvesi’ne yönlendiğimizi gördüm. “Yok artık!” derken içten içe hak da veriyordum. Bu kadar gelmişken zirveyi ziyaret etmemek Aladağlar’a ayıp olmaz mıydı?

Yorgun ama mutlu yüzler

Yorgun ama mutlu yüzler

Zirvede yine gönüllü karşılamalarından sonra meşhur teknik inişe başladık. Bu teknik inişte aceleye hiç yer olmadığının farkındaydık, sakince inişi tamamladık. Sonrasında yine Deniz’i yakalama uğraşısına girsem de düzlük çabuk geldi. Maden Yayla kontrol noktası ise beklediğimden uzaktı. Vedat ve diğer arkadaşları görüp keyiflenirken sistematik şekilde ağzıma kaşar peynir atıp su torbasını doldurdum. Elime aldığım iki keki yerken siyah taş tepenin tırmanışına doğru bir yandan yürüyüp diğer yandan nefesimi toplamaya çalıştım. Enerjimiz tazelenmişti. Eğime göre koş-yürü şeklinde devam ettik. Sonunda en yüksek boyna doğru tırmanırken Deniz’e, “İşte şahane Karagöl geliyor!” diye seslendim. Kısa zamanda göl çevresinden dönüp traktör yoluna bağlandık. Mesafenin azalması rahatlatırken, aslında avantajlı olduğum yerlerin bittiğini, zorlanacağım aşamaların gelmekte olduğunun da farkındaydım.

Sanki hiç değişmeyen yollardan sürekli iniyorduk. Bunun uzun süre sonlanmayacağını biliyor, psikolojimi sağlam tutmaya çalışıyordum. GPS’ten mesafeyi kontrol edip, “Artık Pınarbaşı istasyonuna yaklaşıyor olmamız lazım”, dedim. İstasyon beklediğimizden 3 km sonra, benim GPS’ime göre 38. Km’de çıktı. Bu sırada sıcak da basmaya başlamıştı. Sadece ön torbaya su doldurup ağzıma birşeyler attım, başımdaki buff’ı ıslattım. Bu sırada istasyondaki bir görevli arkadaşın bana “Cati” diye seslenmesi ile neşelendim. Şu halimle bile Caterina kadar sevimli biriyle karıştırılıyor olmamın ne sakıncası olabilirdi ki?

İnmeye devam ettikçe beklediğim sorunlar başladı. Yarış öncesi bir şapşallık yapıp yarış için ayarladığım giysi ve ayakkabılarımı şehir dışına götürüp unuttum. Yerine altı düzleşmiş Salomon Speedcross’larımı giymiştim. Bunu son etaba kadar mümkün olduğunca kafaya takmamıştım. Ancak artık hareketli taşlar üzerinde sürekli ve sert inişte kayıyor, zemindeki tüm taşları hissediyordum. Ayak parmaklarım da öne doğru vuruyordu. Bu sorunlar konusunda “yokmuş gibi” davranmaya çalıştım ve acıyı kabullendim. Ama asıl sorun, azalan rakım ve öğle saatleriyle artan sıcaklıktı. Bu sene başka faaliyetlerde de sıcaktan çok etkilenmiştim ve sıcaklık direncimi bir türlü artıramadığımın farkındaydım. Hafif rüzgar da durup tamamen güneş altında kaldığımız zamanlarda iyice kendimi kaybedip, gözlerim yarı açık “rüzgar, rüzgar…” diye sayıklayıp düz yolda bile ilerleyemez hale geliyordum. Bu son 10 km boyunca Deniz’in beni motive etmek için dökmediği dil kalmadı. “Sıcak yok şu an…”, diyordu, yıllar önce yakalandığımız bir tipiye gönderme yapıp, “Kızlar Sivrisi’nin tepesindeyiz ve kar tipisi bize gözlerimizi açtırmıyor!” diyordu. “Yarışa şimdi başladın, önünde şu kadarcık bir sprint yarışı var, hadi!”. “Bu dağ yarışı.”, diyordu, “Bütün dağları aştın, ne kadar zor yollardan geçip geldin, şimdi düz yolda mı bırakacaksın?”. Yanımda hem hayatta, hem koşuda en büyük destekçim ben gidemez hale geldikçe acı içinde kıvranıyordu. Kendi acılarını, yorgunluklarını unutmuş, sadece beni götürmek için uğraşıyordu.

Caterina ile birlikte mutlu sonda!

Caterina ile birlikte mutlu sonda! Coraline bizle röportaj yapıyor. Foto: Funda Atun.

Bu sırada Caner hızla yanımızdan geçerken halimi görüp “bir sorun var mı?” diye sordu. Deniz, sıcaktan etkilendiğimi söyledi. Caner o anda bana şapkamı çıkarmamı söyledi ve başıma matarasından su döktü. “Hadi, şimdi koş!” diyerek uçtu gitti. Birden şaşkına dönmüş ve duygulanmıştım. Kendimi ıslatmayı nasıl düşünemediğime de şaşırdım. Kıbrıs’taki yarışı her istasyonda “duş alarak” bitirebilmiştim. Sonra ben de küçük torbamdaki suyu yavaş yavaş başımdan dökerek ilerlemeye başladım. Pınarbaşı köyündeki asfalta indiğimizde sağdaki çeşmeden de su alıp kendimizi ıslattık. Hala güneşte acı çekiyordum. Yarı baygın halde çıkışları tamamladım. Son tırmanışı yaptığımızda bitiş çizgisi önümüzde görünüyordu. Sakince ilerledik. Deniz’le sevgi ile birbirimize baktık. İkimiz de çok duygulanmıştık. El ele tutuşup bitiş çizgisinden geçecekken çocuklar çevremizde toplandılar. Ellerinden tutup beraber geçirmeye çalıştık. Sonra beni durdurup bir ip çektiler. Mutluluk ve gurur içinde ipten geçtim. Video çekimi yapmakta olan Coraline ile birbirimize sarıldık. Tüm organizasyonun nazik ilgisi üstümdeydi. Verdikleri buz gibi suyu başımdan aşağı döküp karpuz yerken Caterina da finishten geçiverdi. Hemen sarıldık, birbirimizi tebrik ettik. İkimiz de birbirimize ne kadar güçlü olduğumuzu, varlığımızın motivasyon verdiğini söylerken samimiydik. Eğer birimiz olmasaydık muhtemelen diğerimiz yarışı daha uzun sürede bitirecekti. Birlikte daha başarılı olduk!

Ordos, DKSK, Raidlight, Argeus… tüm organizasyon ekibine bu güzel etkinlik için teşekkür ediyoruz!

Hazırlık:

Antrenman olarak ideal zamanımda değildim. Uzun süredir ancak 13-14km’lik kısa antrenmanlar yapıyordum. Ama bunu kafaya takmadım. Çünkü DASK ADAM gibi uzun yarışlara katılmıştık ve bu yeterli sayılırdı. Yarıştan üç hafta önce Mert-Başak Derman ile ağır kamp çantalı, 2 gece Direktaş’ta konaklamalı bir etkinlik yaparak Maden Yaylası yakınına kadar rotayı gördük. Bir önceki haftasonu da Derya-Arzu Duman’la birlikte 8 kişilik ekip halinde, yine kamp ekipmanı taşıyarak tüm parkuru geçtik. Bu etkinlikten önce ben cut-off’lara yetişemeyebilirim diye kuşku duyuyordum. Ancak sonra güvenim biraz daha yerine geldi. Bir hafta önceki bu iki günlük etkinlik yüksekliğe uyum için belki çok anlamlı değildi ama parkuru tanımam, konsantre olmam ve kendimi rahat hissetmem için çok faydalı oldu.

Organizasyon:

Etkinlik öncesi düzen ve açıklamalar organizasyon konusunda içimizin rahat olmasını sağladı. Arazide işaretleme eksiksizdi, hiçbir sorun yoktu. Gönüllüler harikaydı, araziye dağılmış olmaları güven, motivasyon ve eğlenceyi artırıyordu. Parkurun zorluğu yarıştan önce biraz dağcılık geçmişi olan beni bile çok korkutmuştu. Dağcılık geçmişi olmayanları da barındıran yüz kadar kişinin yarışı büyük oranda bitirmesi çok büyük bir başarıydı ve beklenmeyen bir şeydi açıkçası. Bugüne kadar dağa karşı “aşırı” temkinli yaklaşımımız fazla mı abartı acaba diye düşünmeye cüret gösterdik. Tabii ki bu, hava koşullarının iyi olması sayesinde oldu. Dağlar asla küçümsenmemeli!

Beslenme:

Ben yanımda jel ve kendi yaptığım enerji barlarını getirmiştim. Yarış öncesinde, Serkan’dan noktalarda kek, muz, kaşar peynir, ekmek ve portakal olduğunu öğrenince sadece jelleri almaya karar verdim. İstasyonlarda bunun dışında çok daha fazla yiyecek vardı ama bunlar benim için yeterliydi. Yarışta çeşitli yerlerde toplam 5 enerji jeli ve çok olmasa da istasyonlardaki yiyeceklerden yedim.

Kadın genel klasman kürsüsü.

Kadın genel klasman kürsüsü.

Categories: Haberler, Koşu | 4 Comments

ADAM 2015’in ardından

Foto: Cem Demir-DASK

Foto: Cem Demir-DASK

Geçen sene Gökhan Türe Ultra Parkur’da geçirdiğimiz keyifli ve başarılı yarıştan sonra, yine 2015 ADAM yarışına gün sayar olmuştuk. Bu sefer kampın, dostların, ortamın keyfini rahatça çıkarabilmek için perşembe öğleden sonra kamp alanına vardık. Geldiğimizde alan kampçılar ve yarışmacılarla büyük oranda dolmuştu bile! Kendimize dere karşısında ıssız bir alan bulup ana kamp çadırımızı kurduk. Uzun süredir göremediğimiz dostlarımızla muhabbet ile akşam oluverdi. ODTÜ’nün de gelmesiyle ortalık iyice şenlendi. ODTÜ’den ultra karma parkurda 3, diğer kategorilerde de çok sayıda takımla yine şahane bir ekiptik! Hazırladığımız bulguru pişirirken DASK ekibi (bu ilgi ve alakanın yarış zamanına kadar olduğunu vurgulamalıyız) nefis çorba ve kısırla karnımızı doyurmuştu bile. Yarış brifinginden sonra çadırımıza çekilip hızlıca son hazırlıkları yapıp yattık.

Geçen sene çantalarımız üzerinde hassas şekilde çalışıp ağırlık-ekipman olarak optimum bir hale getirmiştik. Bu sene aşağı yukarı aynı düzeni kullandığımızdan tekrar bir yazı yazmadık. Temelde dış katmanlarda ben TNF Storm Blocker yağmurluk, Deniz de ince bir bisikletçi yağmurluğu ile değişim yaptık. Böylece çanta başı 30-40 gr kazandık. Emre’nin de verdiği önerilerle yemek kabı, ilkyardım çantası, yiyeceklerde son düzenlemeleri de yaparak çantaları yaklaşık 300 gr daha hafifletmeyi başardık. Benim sularla birlikte 5.5 kg’ın altına inen çantam koşu için çok rahatlattı. Deniz’in ki de benden ancak 300-400 gr ağırdı.

Detaylı rota çözümlememizi şu sayfamızda bulabilirsiniz.

Foto: Necdet Pehlivan/Faika Berat Taşkıran-DASK

Foto: Necdet Pehlivan/Faika Berat Taşkıran-DASK

İlk gün çıkışları 5:30’da başladı. Biz de çıkışımızı 4. ultra takım olarak 4. 5:45’te aldık. Toplam ara kamp dahil 9 hedef vardı. Haritamızı aldıktan sonra biraz yavaş ve temkinli bir işaretleme ile ancak 13 dakika sonra parkura başlayabildik. Tempolu başladık. Sabah serinliğinde bile üzerimde sadece tişört olmasına rağmen ilk hedefe giderken terlemeye başlamıştım. İlk hedefler (özellikle ilk 4 hedef), görece orienteering’i kolay, “çok hızlı” hedeflerdi. Parkur geçen senekinin aksine ağırlıklı olarak yoldan geçiyor ve tempoyu hiç düşürmeden sıklıkla koşmayı gerektiriyordu. Geçen sene rotalara kontrol noktalarında karar veriyorduk. Bu sene düzgün yollar izin verdiği için büyük oranda koşu sırasında bir sonraki hedefe kadar olan rotaya karar verip kontrol noktalarında çok az durmayı başardık. Yeme-içmemizi de yine yol sırasında yaptık. Gün boyu Dudu-Emre ve Zeynep-Emre çiftleri ile zaman zaman parkurda karşılaşmamız, bazen de kontrol noktalarından zamanlamayı takip ederek strese girmemiz sayesinde tempoyu hiç düşürmedik. Aramızdaki tatlı rekabet ile hepimiz çok daha başarılı bir parkur çıkarıyorduk!

İlk gün çektiğimiz en büyük sıkıntı su idi. Geçen seneden her yerde su bulmaya alışıktık, ilk başlarda gayet rahat su tükettik. İlk birkaç hedefte su bulamayınca daha dikkatli içmeye başladık. Hava da ısındıkça su ihtiyacımız artıyordu. Ancak 5. hedefe giderken yaylada bulduğumuz çeşme sayesinde (yayla sakinlerinin göstermesi ile) sularımızı yenileyebildik. DASK ekibinden öğrendiğimize göre daha bir hafta-on gün öncesinde parkurdaki su bolluğu sebebiyle birçok yere girmek mümkün değilmiş. Bu kısa zamanda bu kadar kurumuş olması bu senenin talihsizliğiydi.

4. hedeften sonra hedeflerin teknik zorluğu arttı, aralarındaki mesafe ve tırmanış uzadı. Yorgunluk da arttığı için biraz daha temkinli gitmeye başladık. Kontrol noktaları arası sürelerimiz arttı. En son 13:30’da varabileceğimizi tahmin etmişken 14:06’da ara kampa ulaşmayı başardık.Böylece 08:20 saatte ilk günü tamamladık. Günün rota özeti ve eğim profili aşağıda. Strava kaydını da buradan görebilirsiniz.

Gun1

Gün 1: 48 km, 2200 m irtifa kazanımı, 08:20 saat

Ara kampta tüm öğleden sonrayı muhabbet, yeme-içme, dinlenme ile geçirdikten sonra çıkış saatlerinin açıklanmasıyla erkenden uyuduk. Bu sefer çıkışlar 6:00’da başlıyordu. Yine dördüncü takım olarak 6:15’te çıkış aldık. Ana kamp dahil 7 hedef vardı. 10 dakikada haritayı işaretleyip çıktık. Bu sefer ilk hedefler daha teknik ve zorluydu. İlk üç hedefte hata yapmasak da yaşadığımız tereddütler bize zaman kaybettirdi. Bizden önce çıkış alan Dudu-Emre bizle farkı 15 dakikaya kadar açınca (ilk gün ancak yarım saat önlerindeydik) biraz strese girdik. Tempoyu artırmamız ve 4. hedefe yaptığımız başarılı navigasyon sayesinde rakiplerimizi yakalamayı başardık. Parkurun sonrası çok hızlı ve sıcaktı. Tüm karma ultra takımları birbirimizle zaman zaman karşılaşıp geçerek ciddi bir farka sahip olmadan parkuru bitirdik. İkinci gün ilk güne göre daha kısaydı. 12:00’a kadar bitirir miyiz diye düşünürken 11:53’te 5:38 süre ile varıştan geçerek parkuru birinci takımın 42 dakika arkasında, üçüncü takımın 33 dakika önünde tamamlayarak ikinci olduk! Geçen seneki 17 saatlik süremizi 14 saatin altına çekmeyi başardık. İkinci günün rota özeti ve eğim profili aşağıda. Detaylı Strava kaydı da burada.

Gun2

Gün 2: 32 km,1400 m irtifa kazanımı, 05:38 saat

Yarıştan sonra kendimizi dereye ve duşa attık. Sonra sırayla varışa gelen arkadaşlarımızı izledik. Geçen sene de aynı şekilde bizi destekleyen Dörtdivan belediyesinin sporculara bol bol getirdiği pilav-tavuk ile keyifler iyice yerine geldi. Bu senenin tatlı bir anısı, yarışı bitiren tüm karma-ultra parkur takımlarının erkek-ultra parkur takımlarını geçmiş olmasıydı. Kızlar bu sene dayanıklılık ve navigasyondaki öncülüklerini kanıtladılar! Hem takımlar, hem DASK ekibi deli gibi yorgun olmasına rağmen yine ödül töreni, punch servisi, ateş başı muhabbeti ile harika bir gece geçti. Pazar sabahı nerelerden çıktığı belli olmayan sonsuz yemek stoğu ile DASK ve katılımcılar, aile olarak şahane bir kahvaltı yaptık. Bu sefer su savaşına başlamadan önce ODTÜ olarak biz de işin biraz ucundan tuttuk, organizasyon malzemelerini toplamaya yardım ettik. Geleneksel DASK-ODTÜ su savaşı bu sene daha da “haşin” bir şekilde gerçekleşti. Artık ortalıkta kuru noktası olan herhangi bir insan kalmamışken sessizce üstümüzü değiştirdik, yine ıslanırız korkusu ile herkese uzaktan el sallayıp biraz mahzun arabaya bindik. Bu aileyle bir daha ne zaman bir araya gelebileceğiz bilmiyoruz. Bu yaylalarda medeniyetten tamamen uzakta; hepimizin gerçek hayatlarını, stresini, seviyesini bir kenara bırakmış olarak geçirdiği bu 3-4 gün bizim bütün yıl hayallerimizde yaşıyor.

11234916_620510234718588_1646109001531927692_n

Categories: Haberler | 1 Comment

ADAM15 Rota Çözümlememiz

Bu yazıda DASK ADAM 2015 Gökhan Türe Ultra Parkuru’nda her bir hedef için rota seçimlerimizi değerlendirip isabetli hareketlerimizi ve yanlışlarımızı belirlemeye çalışıyoruz, rakiplerimizle durumumuzu karşılaştırıyoruz; daha iyi alternatiflerin neler olabileceğini tartışıyoruz.

[Gün 1 KN 0-2] Hızlı hedefler ve ileriyi planlamak

İlk günün başlangıcı hızlıydı. Birinci hedef, haritaya girmemizi sağlayacak şekilde yakın ama dere yataklarına dikkat etmemizi gerektirecek şekilde teknikti. Kamptan çıkan yolda güneye doğru devam ettikten sonra solumuza güney doğuya giden nehir yatağını rahat takip etmemizi sağlayacak patikayı bulduk. Patika bitmeden sağa, neredeyse tam güneye ayrılan dere yatağına girdik. Büyük yolu görerek aşağı yukarı tam hedefin üzerine ulaştık. İlk hedefe giderken yoldan ilerlediğimiz bölümde, ikinci hedefe nasıl gideceğimizi de değerlendirebildik. İleriyi planlamak oryantiringde çok etkili ve faydalı bir alışkanlık.

2. hedef için üstünde bulunduğumuz yolu güneye doğru izlemeye devam ettik. Yolun dereden ayrıldığı noktaya dikkat ederek güney-batıya doğru saptık. Yolun sonundan patika bizi güneye doğru götürecekti. Ancak burada patikanın yerinde olmama olasılığını dikkate almak gerekiyor. Neyse ki yapmamız gereken iki tepe arasındaki boyuna ulaşmaktı. Boyundan sonra güneye doğru (yolun kesişimini kaçırmayacak şekilde) devam edip doğu-batı yoluna vardık. Tam kesişim noktasına geldiğimizi anlamak kolaydı. Güneye doğru hafif çıkışlı yoldan, dere yataklarından tam yerimizi anlayarak devam ettik. Hedef yolun sol tarafında idi.

Mesafe: 5 km   ||    Yükseklik kazanımı: 320 m.    ||    Süre: 01:00 (0-1: 33 dk, 1-2: 27 dk)   || En iyi takımla fark: 7 dk (ilk hedefte)

[Gün 1 KN 2-3] Hızlı olmaya devam

Haritaya baktığımızda gördüğümüz ilk şey, geldiğimiz yoldan kuzeye geri dönüp çıktığımız ana yoldan doğuya gitmenin bizi hedefe epey yaklaştıracağıydı. Sonrasında iki yol seçimi vardı: hedefin batısından kuzeye çıkan yol, ya da daha doğuya giderek sağından yaklaşan yol. Soldan çıkan çok dönemeçliydi ve yolu uzatıyordu, üstelik hedefe hassas yaklaşmak için kullanlabilecek dere yatağı çok kuzeydeydi. Bu nedenle eş yükselti izleyerek Kirazalanı Tepesinin çevresinden dönen yola devam ettik. Yol kesişiminden hemen sonra kuzey batıya dönen dere yatağını bulup hedefin üstüne çıktık. Bu hedefte yapılabilecek diğer seçenek yaylaya doğru yola devam edip batıya giden patikadan hedefe ulaşmaktı. Bu yol daha uzun olmasına rağmen daha hızlı olabilirdi. Şansımıza dere yatağı oldukça temizdi.

Mesafe: 6.3 km   ||    Yükseklik kazanımı: 200 m.    ||    Süre: 48:00  || En iyi takımla fark: –

[Gün 1 KN 3-4] Uzun mesafe nokta

Hedeften çıkınca hızlıca geldiğimiz dereden aşağı indik. Hafif inişli, koşmaya izin veren yolda güney batı yönüne devam ettik. Kesişimi geçtiğimizde Domuzalanı Deresini takip eden yola girmiyerek basit bir hata yaptığımızı farkettik. Hızlıca keserek bu hatamızı telafi etmeye çalıştık. Domuzalanı Deresi’nin ikiye ayrıldığı noktada, 3. hedeften çıktığımızdan beri veremediğimiz kararı vermemiz gerekiyordu. Ya derenin güney-batı kolunu takip edip hedefe soldan yaklaşacaktık, ya da güney-doğu kolundan biraz doğuya ilerleyip sonra güneye doğru hedef üstüne inecektik. İkinci seçeneğin daha doğrusal, kolay ve ileride düzgün yola bağlandığını düşünerek (halbuki çizgiler dereyle yaklaştığından sadece gözümüz yanılmıştı, aslında riskli patikalardan başka yol yoktu) bunu seçtik.

Kuşkayasu Tepesinin kuzeyinden geçen kola girdikten sonra güneye doğru ilerleyen patikayı bulmamız gerekiyordu. Patikadan önce gitmemiz gereken yön ile aynı şekilde ilerleyen dere yatağına yanlışlıkla girmemiz çok olasıydı. Bu noktada bazı yollar genişletilmişti ve yeni yollar açılmıştı. Üstelik gitmeye çalıştığımız patika da kaybolmuştu. Bu sebeple dere yatağı yönüne girdikten kısa süre sonra geri dönüp yerşekillerini izleyerek, asıl gitmemiz gereken yöne döndük. Sonra bizi hedefe kadar götürecek Tefne deresi yatağına girdik. Ancak burada hem tereddütten, hem de patikayı bulamayıp dere yatağından ilerlemekten dolayı epey zaman kaybettik. Derenin ilerleyen bir bölümünde patikanın sadece birkaç metre uzağımızda olduğunu farkedip hızlandık. Sonuçta bizim için zaman kaybettirici ve zorlu bir hedef oldu. Batı kolundan çıkmak daha iyi bir rota seçimi olabilirdi.

Mesafe: 8.4 km   ||    Yükseklik kazanımı: 380 m.    ||    Süre: 01:27:00  || En iyi takımla fark: 14 dk

[Gün 1 KN 4-5] Su sıkıntısı artıyor

Bu nokta için görebildiğimiz tek rota vardı: güneye doğru inip sarı renkli ana yoldan eşyükselti takip ederek inmek, Öküzyayla’ya yaklaşıp oradan yine eşyükselti ile hedefe ulaşmak. Planladığımız şekilde rotayı uyguladık, sıklıkla da koştuk. Ancak Öküzyayla tarafına yaklaştığımızda suyumuzun gittikçe azaldığını, kısa vadede rotada su görünmediğini farkettik. Burada su bulmak için biraz uğraştık. Sonunda gölete doğru içimize sinmeyen bir su bulup birer şişemizi dolduruk. Su bulma uğraşı kolay rotada bize biraz zaman kaybettirdi.

Mesafe: 4.4 km   ||    Yükseklik kazanımı: 190 m.    ||    Süre: 00:44:00  || En iyi takımla fark: 7 dk

[Gün 1 KN 5-6] Gün sonuna doğru hedefler zorlaşıyor

6. hedefe varmak için geldiğimiz yoldan güneye doğru devam edip Çepişlik Sırtı’nın etrafından dolanarak mümkün olduğunca patikalara bağlanmak, Kanlıçalı Tepesinin güneyinden eşyükselti izleyerek tepenin batı hizasında, Sarıalan yaylasına doğru olan yola bağlanmayı planladık. Rotanın ilk kısmının biraz karmaşık olmasına rağmen navigasyonda sorun yaşamadan ilerledik. Ancak arazi ve dere yatağı geçişleri, yer yer kaybolan patika Kanlıçalı tepesinin güneyine kadar hızlı ilerlememizi engelledi. Sonrasında eşyükselti izleyen yolda rahatça koştuk. Yeni Yayla’da karşıdan beton bir çeşme görüp yolumuzu değiştirerek heyecanla koştuk. Bu çeşmeden de su akmadığını gördük ama neyse ki yayla sakinleri bize biraz daha ilerideki bir su kaynağını gösterdiler. İşte sonunda, başlangıçtan beri ilk defa mataralarımızı tam olarak doldurabildik.

Bu rotadan düzgün gittiğimizi düşünmemize rağmen kuzeyde, çok daha rahat bir yolun varlığını sonradan farkettik. Hedefin kuzeyindeki tepe eteklerinden eşyükselti izleyerek takip eden sarı yol daha uzun olsa da, tüm yolda koşmaya imkan verecek şekilde hedefe kadar çıkarıyor. Bu rotayı izleseydik daha hızlı ulaşabilirdik.

Mesafe: 8.8 km   ||    Yükseklik kazanımı: 224 m.    ||    Süre: 01:19:00  || En iyi takımla fark: 12 dk

[Gün 1 KN 6-7] Rahat ama bol arazi geçişli bir rota

7. hedefe bizi doğrudan ulaştırabilecek bir yol olmadığına göre arazi geçişleri yapmamız şarttı. Biz de en kısa ve güvenilir rota olarak hedeften kuzey batıya giden yola yöneldik. Yolun sonlandığı yerde dere yatağını takip edip sağ tarafta üstünde kayalıklar olan tepe ile soldakinin arasındaki boyundan geçtik. Boynun bizi yönlendirdiği geniş vadiyi takip ederek kuzey batı yönlü, bizi sarı renkli ana yola çıkaracak dere yatağına ulaşmamız zor olmadı. Ancak burada sık ağaçlı, engelli ve taşlı arazide çok hızlı ilerlememiz de mümkün değildi. Sürekli derenin bir soluna bir sağına geçiyorduk. Sonunda anayola bağlandık, batıya hedefe doğru yokuş aşağı giden ilk sol yola girip rahatça hedefe kadar koştuk.

Mesafe: 4.0 km   ||    Yükseklik kazanımı: 310 m.    ||    Süre: 00:57:00  || En iyi takımla fark: 1 dk

[Gün 1 KN 7-8] Son uzun hedef

Artık günün sonuna gelirken son uzun hedef bizi bekliyordu. Hedefe hızlıca yaklaşacak şekilde batıya doğru yer yer yola bağlanan Kökpınar deresini Sakal Yayla’ya kadar takip ettik. Burada iki seçenek vardı. Birinci seçenek araziden geçerek Sakal Yayla’nın batısına doğru ilerleyip hedefe kadar döne döne ama eş yükselti izleyerek giden yola kavuşmaktı. İkincisi ise Sakal Yayla’dan kuzeye doğru, Sakal Tepe’nin batısındaki boyna kadar çıkaran patikadan ilerlemeye çalışmak, sonra açık alandan Aladağkaşı ve Yellice tepelerinin güney eteklerinden eşyükselti izleyip yine hedefe giden yola bağlanmaktı. Haritadaki kayalıklardan ürküp, arazide yavaşlayabileceğimizi düşünerek daha uzun ama hızlı bulduğumuz ilk seçeneği tercih ettik. Yola bağlanana kadar kestiğimiz arazi bizi yavaşlattı. Sonrasında yer yer hafif çıkıp inen yolda hedefin yakınına kadar hızlıca ilerledik. Hedefe yakınken en basit hatamızı yaptık. Anayoldan geriye sapan ince girişi, daha kuzeyimizde bulunan yol dönüşü sandık. Biraz ilerleyince patika kayboldu, geri dönmeyip araziyi kesmeye karar verdik. Tam yola ineceğimiz yerde dimdik ve üzerinde destek alınacak ağaç, taş, engel bulunmayan bir yamaçla karşılaştık, yanlarda daha yumuşak bir alan da görünmüyordu. Deniz kendini bırakıp kayarak aşağı indi. Benim inişim ise gerçekten yavaş ve korku dolu oldu. Üstelik yola indiğimizde hedefe doğru biraz daha çıkmamız gerekiyordu. Bu basit hata, güzel ulaştığımız bu hedefte en az 5 dakikamıza mal oldu.

Mesafe: 7.1 km   ||    Yükseklik kazanımı: 460 m.    ||    Süre: 01:30:00  || En iyi takımla fark: 4 dk

[Gün 1 KN 8-Ara kamp] Ara kampa son koşu

Günün sonunda ara kampa ulaşmak için önce dosdoğru kuzeye, kampa doğru araziden ilerlemeyi düşündük. Tepeler ve dere yatakları bizi kampa hatasız ulaştırabilecekti. Ancak önce, hedeften sonra güneye doğru ilerleyen yolun sırtın çevresinden eşyükselti izleyerek döndüğünü, sonrasında hafif iniş çıkışlardan sonra Sinecik Yaylası’na doğru yine biraz çıkarak da olsa sırtların arasından geçerek dere kenarından kampa ulaştığını gördük. Hızlı ve risksiz bu yolu tercih ettik. Artık yorgun vücutlarımızı düz ve çok hafif eğimlerde bile koşmaya ikna etmek zor oluyordu. Kampa ulaşacağımız için heyecanlıydık. Sonlara doğru eğimi sertleşen yol bir türlü bitmek bilmedi. Sonuna kadar yolu takip edip alkışlarla karşılayan kampa doğru içeri girdik.

Mesafe: 4.0 km   ||    Yükseklik kazanımı: 210 m.    ||    Süre: 00:35:00  || En iyi takımla fark: –

[Gün 2 KN 0-1] Bugün zor başlıyor

İlk günün aksine bugün zorlu hedeflerle başlıyordu. Günün ilk hedefi için planımız, Avlu Tepe’ye doğru çıkarak tepenin hemen altındaki yolu yakalamak, yoldan aşağı koşup dereye ulaşmak, buradan batıya giden patikayı yakalayıp hedefe çıkmaktı. Henüz sabah serinliğinde ilk tırmanışımıza başladık. Avlu Tepe’deki yolun ilk başını yakaladığımızı anlayınca aşağı doğru kesmeye devam ettik. Yoldan aşağı hızlıca koştuktan sonra dereye ulaştık. Dere kenarındaki patika yerine artık güzel bir yol vardı. Buradan koşmaya devam ederek hedefe ulaştık.

Mesafe: 3.4 km   ||    Yükseklik kazanımı: 244 m.    ||    Süre: 00:45:00  || En iyi takımla fark: 9 dk

[Gün 2 KN 1-2] Kayalardan geçiş

Bu kısa ama dikkat gerektiren hedef için ilk olarak kuzeye doğru ilerleyip eşyükselti izleyen patikaya çıktık. Bu patikanın zemini çok güzel olmasa da yerşekilleriyle belirlenmiş, çok net şekilde takip edilebiliyordu. Patika dönüşlerinden sonra uç yaptığı yere gelmeden daha düzlük ve açıklık alandan araziye saptık. Hedefimiz boyna ulaşıp oradan aşağı dosdoğru hedefe giden dere yatağına inmekti. Ancak burada taşlar bizi saptırdı, arazi şekillerini net okuyamadık. Aşağı inişe geçince dere yatağını kaçırıp daha ileri gitmiş olmaktan endişe ettik. Hislerimiz bize biraz daha sağa kayarak dere yatağına ulaşacağımızı söylese de tereddütten yapamadık. Ve sonunda kararsızlık ve emin olamamaktan dolayı epey zaman kaybederek hedefe giden yolun altına ulaştık. Hemen yola dönerek ilerideki hedefe koştuk.

Mesafe: 3.6 km   ||    Yükseklik kazanımı: 210 m.    ||    Süre: 00:49:00  || En iyi takımla fark: 9 dk

[Gün 2 KN 2-3]

Çıkış noktamıza göre kuzey ekseninde yerleşen bu hedefe, aynı eksende neredeyse en kısa yol üstünde giderek ulaşabileceğimizi gördük. Kuzey-batı yönlü şekilde önce anayolu, sonra dereyatağı yanından giden patikayı takip ettik. Patikanın tam geri döndüğü noktadan araziye sapıp tam kuzeye giderek Samail Tepesi’nin batısındaki boyna ulaştık. Burada taşlı bölümlerde zaman zaman yavaşladık, engellerin çevresinden dönmek zorunda kaldık. Tepeden inip patikayla kesiştiğimizde dere yatağına kolayca çıkıp buradan yine derenin elverdiği derecede koşarak hedefe çıkan yola vardık.

Mesafe: 5.0 km   ||    Yükseklik kazanımı: 300 m.    ||    Süre: 01:03:00  || En iyi takımla fark: 7 dk

[Gün 2 KN 3-4]

Gün başından beri küçük de olsa hatalar yapıyor, diğer takımlara göre zaman kaybediyor olmak biraz moralimizi bozmuştu. Bu hedefe güvenli ve hızlı bir rotadan gitmeye karar verdik. Kuzeye Yukarı Sayık Yaylası’na gidip doğuya doğru Karatepe Sırtı’nın çevresinden eşyükselti izleyerek dolaşan yol iki hedefin arasındaki en kısa yol çizgisinden oldukça uzak, ama hızlı bir yoldu. İki hedef arası en kısa yoldan gidersek boyunları izlememiz ve sürekli araziden geçmemiz gerekiyordu. Çok yavaşlayabilirdik. Biz de ilk seçeneği takip ederek Sayık yaylalarına çıktık. Buradan su da bulduk. Ardözpınarı mevkinde yoldan ayrılıp hedefe giden anayola bağlandık. Sonrası hedefe giden yolda koşu/tempolu yürüyüştü.

Mesafe: 7.2 km   ||    Yükseklik kazanımı: 340 m.    ||    Süre: 01:11:00  || En iyi takımla fark: 4 dk

[Gün 2 KN 4-5]

5’e gitmek için ya bu iki hedefin arasında bulunan büyük Yurtkayası Tepesi’ne tırmanacak, ya da onun çevresinden gezen kuzey ya da güney yollardan bir rota izleyecektik. Kuzey eteklerinden dolaşan yol çok uzun olduğu için güney yollara odaklandık. Hedeften doğuya doğru patikayı çok geç bulsak da o yönde ilerledik. Paralel ana yola çıkıp güneye biraz ilerleyince dere yatağının yanında, yolun karşı tarafında yeni açılmış geniş bir yol kafamızı biraz karıştırsa da, derenin yanından doğru yönde ilerleyen patikaya girdik. Patika bitiminde diğer anayola tekrar çıkınca yapmamız gereken döne döne eşyükselti izleyen bu yolu uzun süre takip etmekti. Yalacık Yaylası’na yaklaşınca hedefe araziden eşyükselti izleyerek geçmek yerine su bulmak umuduyla yaylaya girdik. Su bulamadık ve biraz zaman kaybettik. Hedefe giden patikayı bulup dere yatağı yanına döndük.

Mesafe: 7.0 km   ||    Yükseklik kazanımı: 235 m.    ||    Süre: 01:00:00  || En iyi takımla fark: –

[Gün 2 KN 5-6]

Artık gün sona eriyordu ve son hedefler arasındaki yolların çok hızlı gitmeye imkan vereceğini gördük. Bu noktada üç karma ultra takımı neredeyse bir araya gelmiş, birbirimizi motive ederek hızla ilerliyorduk. Hedeften güneye doğru inen patikayı takip etmeye başladık. Hedefimiz Yarıkkaya Tepesi eteklerini en iyi eşyükselti profiliyle izleyen orta patikayı takip edip ilerlemek, sonrasında uygun bir yerden iniş yaparak hedefe giden yola bağlanmaktı. Bu patikayı takip edip otluk, rahat gördüğümüz bir noktadan inişe geçtik. Hemen yanımızda giden Emre-Dudu çifti buradan inmeyip daha ileriye devam etti. Biz çapraz şekilde inip tam hedefe varmak üzereyken onların hedeften geri döndüklerini gördük. İniş için daha iyi bir seçim yaparak 2 dakika kazanmışlardı! Hemen hedefe ulaşıp en hızlı şekilde pasaport onayımızı aldık. Artık ana kamp bizi bekliyordu!

Mesafe: 3.3 km   ||    Yükseklik kazanımı: 80 m.    ||    Süre: 00:32:00  || En iyi takımla fark: 2 dk

[Gün 2 KN 6-F]

Hedeften çıktığımızda tek yapmamız gereken ana yoldan batıya ilerlemek, ilk sola, güneye doğru dönüp kampa ve varışa ulaşmaktı. Bu yol oldukça düz görünse de, varış motivasyonuyla kendimizi zorlasak da, hafif çıkışlarda çok da hızlı koşmamız mümkün olmadı. Kendimizi ara ara koşmaya ikna ettik. En son tırmanışta hemen önümüzden varan Emre-Dudu’ya gelen alkışları duyduk. Daha da motive olup koşmaya başladık ve alkışlarla varış takına ulaştık! Böylece ikinci günü 05:38:10, toplam parkuru da 13:58:42 zaman ile tamamladık.

Mesafe: 2.5 km   ||    Yükseklik kazanımı: 66 m.    ||    Süre: 00:18:10  || En iyi takımla fark: –

Categories: Haberler | Leave a comment

En Genç Türk Ironman’den Avusturya Yarış Raporu

“You are an IRONMAN” değil, “You are IRONMEN”.

1087_062292Yaklaşık 8 ay önce aklımda oluşan triatlon yapma fikrinin ardından IRONMAN olmaya karar vermiştim, ama benim için kolay olmayacağının farkındaydım (antrenmanları kast etmiyorum, işin malzeme ve maddi boyutu beni zorlayacaktı). Hazırlık aşamalarında ne yarışa kayıt olabileceğim maddi kaynak, ne de yarış sırasında kullanabileceğim wetsuitim, bisikletim hatta uzun mesafe için uygun ayakkabım vardı, aslında hala yok. :D. Yarış sırasında kullandığım neredeyse bütün ekipmanları ( çorap, yüzme ve bisiklet gözlüğü, kask, dağ bisikleti ayakkabısı, hızlı yama ve düşük kalite nabız saati haricinde) arkadaşlarımdan ödünç almıştım. Yol bisikleti pedalımın ve ayakkabımın, aero barımın olmamasını dert etmemiştim. Geçen yazımda belirtmiştim yarışa nasıl kayıt olduğumu, hangi problemleri yaşadığımı. İnsanın hayalleri ve destek olan sevdikleri olunca mutlaka o sorunlar çözülüyor. Onlarca kişinin desteği olmasa sanırım yarışa gidemeyecektim. Ben sadece o bahsedilen mesafeleri fiziksel olarak kat ettim ( her makinenin yapabileceği gibi), wetsuitim, bisikletim ve koşu ayakkabım olmasaydı sanırım o mesafeleri kat edemezdim. O nedenle sadece ben IRONMAN olmadım, bana destek veren herkes IRONMAN oldu.

You are an IRONMAN

25 Haziran 2015 Uçuş Günü

Güne uyanır uyanmaz ilk şokla karşılaştım, saat 3’e kurduğum alarmı duymamıştım, saat 6’da uyandım. Uçağa yetişmem sanırım imkansızdı. Ne yapacağımı düşünüp oda arkadaşım Emre Sobacı’yla birlikte havaalanına kadar gittik, tekrar bilet alarak önce istanbul’a, oradan Slovenya’ya, oradan da otobüsle Avusturya-Klagenfurt’a geldim. Eşyalarımı otele bıraktıktan sonra, işlerimi tekrar planladım. Saat 23:00 gibi uyuma çabalarına başladım.

26 Haziran 2015 Kayıt, Antrenman Yüzmesi ve Koşu Parkurunun Bir Kısmını Tanıma

Yüzeceğim kanal

Yüzeceğim kanal

Sabah saat 7’de uyanıp, kahvaltıya gittim. Saat 9’da EXPO alanı açılacaktı, kayıt yaptırıp 9-11 arası yüzme antrenmanına yetişmem gerekiyordu. Saat 8.30’da kahvaltımı bitirip, eşyalarımı alıp EXPO alanına doğru yürümeye başladım. Yürürken koşacağımız yolun bir kısmını görecektim. 9:10 gibi kayıt alanına vardım. Lisansımı gösterip, muafakatnameyi imzaladım. Ardından yarışma kitimi aldım. Yüzme alanına doğru yol almaya başladım. Üzerimi değiştirip, göle girdim. İlk dakikalar soğuk gelse  de sonra alıştım. Nasıl yüzebilirim diye stratejiler kurmaya çalıştım çünkü daha önce hiç gölde yüzmemiştim. Havuzda yerdeki siyah çizgiyi takip etmek kolay oluyordu ama gölde böyle bir şansım yoktu.

Yarış öncesi antreman yüzüşü

Deneme yüzüşü

1. deneme: 200m yüzüp iskele ve dubaları seçmeye çalıştım. Malesef ilk denememde dubaları karıştırdığımı düşünüp hatalı yüzdüm ve kenara çıktım. Kıyıdan tekrar incelediğimde aslında hata yapmadığımı anladım. 2. deneme 600m yüzdüm, iskele, küçük dubalar ve en son büyük dubalar… Büyük dubaya gelince saatime baktım, 15 dk’da 600 m yüzmüştüm. Yarış için planladığımdan hızlıydı. 3. deneme dubadan kıyıya 600 m. iskeleyi biraz görüyordum, kafamı arada kaldırıp inceleyerek kıyıya kadar gelmiştim, yine yaklaşık 15 dakikada yüzmüştüm. Otele dönmek için üzerimi değiştirdim, otele doğru yol alırken küçük bir şehir turu yaptım. Otele dönüp bisiklet, koşu ve sokak çantamı hazırlamaya başladım. Check list yaparak eksiksiz hepsini yerleştirdim. Saat 22 gibi uyuma çabalarına başladım.

 

27 Haziran 2015 Yarış Brifingi, Değişim Alanına Bisikletin ve Çantaların Teslimi

bisiklet ekipman çantalari

Bisiklet ekipman çantaları

Saat 7’de uyandım, 8.30’a kadar kahvaltımı yaptıktan sonra EXPO alanına bisikletle gidip yarış brifingini dinledim. Su sıcaklığı 21.5 C olarak açıklandı, yani wetsuit serbestti. Yaklaşık 10 km kullanarak bisiklette sorun olmadığına kanaat getirdim. Çantalarımı alarak değişim alanına gittim. Değişim alanına girerken kaskımı ve bisikletimi kontrol ettiler, içeride gönüllülerden yardım alarak ilk önce bisikletimi, sonra da çantalarımı bıraktım, zamanlayıcı çipimi aldım. Çıkacakken yağmur yağmaya başladı, çantaların ağzı açık olduğu için ıslanabilir düşüncesiyle geriye dönüp ağız kısımlarını bağladım

çanta hazìrlìklar

Çanta hazırlıkları

ve tekerlerimin havasını indirdim. (Güneş altında kalırsa hava genleşip lastikleri patlatabilir.) Değişim alanından çıkarak akşam öğünü için karbonhidrat depolarımı doldurdum ve gün boyu yaklaşık 3 lt mineralli su içtim. Otele dönüp 19’da uyumak için yattım, ancak aklımdaki düşünceler uyumama izin vermiyordu, ılık bir duş alıp tekrar uyumaya çalıştım. Saat 10-11 gibi uyumuştum.

28 Haziran 2015 Yarış günü

YuzmeCikisi

Yüzme çıkışı saat kontrolü

Yarış sabahı TSİ saat 5’de yerel saat ile 4’de uyandım, sokak kıyafetlerimin bulunduğu beyaz çantayı alarak kahvaltıya gittim. Hafif kahvaltı yaptıktan sonra saat 4:50 de otobüsü beklemeye başladım. Yaklaşık 6 km yolculuktan sonra yarış alanına ulaştım. İlk önce değişim alanına gidip mataralarımı yerleştirdim, lastiklerini şişirdim, bisiklet ve koşu çantalarımın bağlarını çözdüm. Yüzeceğim kanal boyunca yürürken EXPO alanına varmıştım. Değişim kabinlerinde üzerimi değiştirirken, wetsuit nedeniyle tahriş olmamak için, boyun çevreme vazelin sürdüm. Beyaz çantamı EXPO alanına bırakarak, start alanına gittim. Yaş grubumun startını beklerken, bir yandan ısınmama devam ettim ve 6:40’dan dan itibaren verilen startları izlemeye başladım. Yaş gruplarını sırayla start alanına aldılar, saat 6:55’de start alanındaydım. Hava biraz soğuktu, aklımdan suyu soğuk hisseder miyim diye geçirdim ve o an korna sesi duyuldu, herkes suya doğru koşmaya başladı. Biraz bekleyip kendimi suya bıraktım. Su düşündüğümden sıcaktı, antrenman gününde karar verdiğim stratejide yüzmeye başladım. Arada bacaklarıma çarpan eller rahatsız ediyordu. Hiç farkına varmadan dönüş noktasına (1230m) geldiğimde zamanı kontrol etmek için saatime baktım ve mutlu oldum. Beklediğimden daha iyi yüzmüştüm, yaklaşık 29 dakika. Moralim artarak yüzmeye devam ediyordum, 1700 m dönüş noktasından döntükten sonra güneş karşımda olduğu için hiç bir şey göremiyordum. Arkamdakilere ve yanımdakilere bakıp yüzmeye devam ettim, 2800m’de zamanı tekrar kontrol ettim. Hesapladığım süreden daha iyi yüzmüştüm, yaklaşık 1.15. Artık sudan çıkabileceğim kesindi, kalan 1000 m kanalda olacağı için hiçbir sıkıntı yaşayacağımı zannetmiyordum, kendime işin artık bittiğini söyleyerek son 1000m’yi yüzdüm ve 1 saat 40 dakikada sudan çıktım. Yarışma benim için yüzmeden çıkınca bitmişti.

1087_058343Jog temposunda koşarak değişim alanına gittim, değişim alanındaki gönüllüler üzerimi değiştirmeme yardımcı oldular. 10 dk sonra bisikletimi alıp yürüyerek yola vardım. İlk k’mlerde çikolata ve su tükettim. Aerobar kullanamadığım için ellerimi gidonun üzerine koyarak optimum pozisyonda durmaya çalıştım. Tempomu sabit tutarak ilk beslenme noktasına gittim, kafamda belirlediğim, her istasyondan yiyecek alınacak kuralına uyup her istasyondan 2 muz, 2 energy bar, 1 şişe izotonik içecek aldım. İzleyicilerin etkisiyle tempomu biraz arttırmak istesem de, tempomu sabit tuttum. Nabız saatinden nabzımı kontol ederken saatim yanlış değerler vermeye başladı, bazen 226 nabız, bazen 65 nabız görüyordum. Saat üzerinden nabız takibini bırakıp vücudumu dinlemeye başladım. 80. Km de tuvalet için mola verip, göl kenarından, ormanların içinden ve küçük yerleşim noktalarından geçerken 1. turu farkına varmadan bitiriverdi . 2. Turda yine aynı planları uygulamaya devam ettim, ama havanın sıcak olması nedeniyle istasyonda durup yüzümü yıkadım. Aklımdan 6:28 de bisikleti bitirsem, 10 dakika değişim alanında oyalansam, 3:15-3:45 arasında koşu sürse diye geçiriken ve etrafı izlerken 2. Turu da bitirme noktasına geldim, yine 80. Km deki tuvaleti kullandım. Son 10 km’de zorlamadan 6 saat 22 dakika sonra bisiklet etabını tamamladım. Çizgi öncesinde bisikletten indim, antrenmanlarda keşfettiğim yöntemi uyguladım. Bisikletten in, biraz yürü, kesinlikle koşma. Koşu ekipmanlarımı alıp jog tempomda koşmaya başladım, transition alanında yaptıklarım nedeniyle bacağımda hiç ağrı hissetmiyordum. Mart ayı ortalarında yaşadığım stres kırığı sonrasında neredeyse hiç koşmadığım için acaba ağrı yaşar mıyım düşünceleriyle koşuya başladım ama kendimi çok rahat hissediyordum. 1-2 defa bağcıklarım çözüldü, bağladım. Normalde koşarken bağcıklarımı flasterle bantlarım, unuttuğum için kendime kızdım.

1087_087724Biraz jog attıktan sonra tempomu biraz daha arttırdım. Birkaç istasyondan koşarak yiyecek alıp devam etmeye çalıştım ama koşarken bişeyler tüketince midem bulanmaya başladı. Her istasyona geldiğimde yürümeye başlıyordum, beslenmem bitince tekrar koşuya devam ediyordum. Koşarken kendimi mutlu hissetmeye başladım, yüzme ve bisiklet etaplarını ben yapmamışım gibi kendimi dinç hissettim. Aklımdan bitiş süresini 11:20 olarak revize ettim. Seyircilerin oluşturduğu atmosfere kendimi kaptırıyordum, yanlarından geçerken kollarımı açarak koşuyordum. Bazen kalabalık koşu ve izleyici gruplarının yanından geçerken ıslık çaldığımda, herkes gülmeye başlıyordu. Havanın sıcak olması nedeniyle izleyiciler ve itfaiye bize yardımcı oluyorlardı. Artık kafamı soğutamamaya başlamıştım, bütün su noktalarından geçerken tüm vucudumu ıslatmaya çalışıyordum ama işe yaramıyordu. 24-25. km lerde sıcak havanın etkisiyle kafamda ağrı, kalbimde ve vucudumda hafif zorlanma hissetmeye başladım. Tempomu düşürdüm ve zihnimde bitiş süresini 11:40 a çektim. Beslenme noktalarından buz alıp kafamı soğutmaya çalışıyordum, süngerlerle destek sağlayarak 33-35. kmlerde sonunda kafamı soğutmayı başardım. Baş ağrım da geçmişti ama tempomu arttırmak istesem de sıcak hava izin vermiyordu. Koşarken Göksen hocamın karşımdan geldiğini gördüm, bitişe birkaç km  kaldığını bildiğimden kendisini, tebrik ettim. Tempoma göre bitiş süresini 11:55 olarak tekrar revize edip, tempomu arttırmadan son kmleri geçmeye başladım. 42 km boyunca cebimde taşıdığım Türk bayrağını 200 m kala çıkardım. Elimde bayrak, son 200 m’yi koşmaya başladım. 11 saat 55 dakika 12 saniye sonunda finish tagının altından geçerken o sözü duydum: YOU ARE AN IRONMAN. 5 yıl + 8 aylık çalışmanın sonucunda bir hedefimi daha bana inanan onlarca kişiyle birlikte gerçekleştirmiştim. Arkamı dönüp süreyi kontrol ettim, hesapladığım sürede geldiğim için mutluydum. Göksen hocamı tekrar görüp birbirimizi tebrik ettik. EXPO alanına doğru gittim. Önce duşumu aldım, sonra masaj yaptırdım. Ardından atıştırmalık birşeyler alıp tükettim. Biraz dinlendikten sonra değişim alanına giderek bisikletimi ve çantalarımı aldım. Hemen otele yürümeye başladım. Otele vardığımda beni büyük bir sürpriz beklediğinin farkında değildim. Birçok arkadaşım yarışı başından sonuna kadar takip etmişti. Mutlu oldum, tebriklerini kabul edip, eşyalarımı toplamaya başladım. Sonra kolayca uykuya daldım.

Yarış Sonrası ve Gelecek Planları

FinishSabah 8 de kahvaltımı yapmak için aşağıya indim, diğer IRONMAN’lerle konuşmaya başladım. Bacakların nasıl, ne kadar sürede bitirdin gibi soruların sonunda kalan eşyalarımı toplayıp, havaalanına doğru yol almaya başladım.

Biraz da gelecek planlarımdan bahsedeyim. 8 aylık projenin tek hayalim olması beklenemez. Gelecek planlarımı gerçekleştirmek için sponsora ihtiyacım var. Bunun için de dikkat çekmem gerekiyordu. Umarım bu projemle yeterince dikkat çekebilmişimdir. Aklımda en az 5 yıllık projelerim var, maratonla ilgili, orienteeringle ilgili, triatlonla ilgili, macera yarışlarıyla ilgili… Sırada Dağ Bisikletli Orienteering Dünya Şampiyonası var, orta sıralarda yer alabilirsem memnun olacağım. Daha sonra Kapadokya Ultra Trail, sponsor bulabilirsem IRONMAN Belek, Istanbul Maratonu ve böyle devam edecek.

Categories: Haberler | Leave a comment

Norveç Dağ Bisikleti Oryantiringi (MTBO) Kampı

Haziran ayı içinde Brandbu, Norveç’te düzenlenen bir haftalık Dağ Bisikleti Oryantiringi (MTBO) kampına katıldık. Organizatörlerimiz, 2014 erkekler MTBO Dünya Şampiyonu Hans Jorgen Kvale ve kadınlar bu seneki dünya sıralamasında lider sporcu Emily Benham idi.
Norway Camp

Emily Benham, Kajsa Engström, Banu Aysolmaz, Vaclav Pracny, Eduards Renz, Doruk Balkan

Kampın amacı koçluk ve antrenörlük desteğine erişimi olmayan, gelişim potansiyeline sahip sporculara destek olmak olarak belirlenmişti. Banu, Doruk ve ben de dahil olmak üzere farklı ülkelerden 7 sporcu katıldı. Bu sporcuların arasında O-Ringen’de MTBO yarışlarının planlamasından sorumlu, gençler dünya şampiyonu Kajsa Engström ve Çek Cumhuriyeti gençler MTBO şampiyonu Vaclav Pracny da vardı. 7 gün süren kampta teknik ve performansa dayalı, teorik ve pratik pek çok çalışma yaptık. Kampın programı şu şekildeydi:
  1. Gün: Teknik patika inişi çalışması
  2. Gün: Honefos’ta Can’ı Yönlendir (Lead John), Kontrol Akışı (Control Flow), Harita Ezberi (Map Memory) ve İleriyi Planla (Planning Ahead)
  3. Gün: Zamana Karşı Yarış (Time Trial) ve Brandbu’da şehir içinde MTBO
  4. Gün: Jevnaker’de Koridor, Saldırı Noktası (Attack Point), Kontrol Seçimi (Control Pick), Rota Tarifi (Route Description) X 2, Hız Değiştirme (Speed Changes) ve bir de uzun MTBO
  5. Gün: Interval ve okul bahçesinde bisiklet tekniği, toplu çıkış, süper sprint
  6. Gün: Elverum, sabahtan 5 parkur: Lideri Yakala (Catch the Lead), Kelebek (Butterfly), Çatal Parkur (Forked Course), ve Çoklu Ayak Seçimi (Biker’s Choice). Öğleden sonra: Can’ı Yönlendir (Lead John)
  7. Gün: Serbest gün (iniş tekniği, okul bahçesinde teknik çalışma)
  8. Gün: Honefos’ta orta mesafe yarışı
Harita üzerinde rota seçimi oyunları

Harita üzerinde rota seçimi oyunları

Kampın amacı, MTBO alanında kendimizi geliştirmek için uygulayabileceğimiz antreman tekniklerini öğrenmekti. Kampın her günü heyecanlı ve eğlenceli idi. Fotoğraf ve videoları gün gün Kertenkeleler Facebook paylaştık. Burada MTBO ile ilgilenen herkese yol gösterebilmek için değişik antreman tiplerini daha detaylı açıklamak istiyoruz:

Antremanları temelde 3 tip altında gruplayabiliriz: Oryantiring odaklı, bisiklet tekniği ve kondisyon. Her biri için uyguladığımız antreman çeşitleri şu şekilde:

a. Dağ bisikleti oryantiring tekniğini geliştirmek için antremanlar:

  • Kontrol Akışı (Control Flow): MTBO haritamız üzerinde, bir sonraki hedeften nasıl çıkacağımıza odaklanıyoruz. Örneğin 1. hedefe doğru yol alıyoruz. Bu sırada 2. hedefe (kaba bir rota seçimiyle de olsa) gitmek için 1. hedefe ulaştığımızda, hedef bölgesinden nasıl çıkmamız gerektiğini belirliyor ve 1. hedefte hiç duraklamadan 2. hedefe yönleniyoruz.
  • İleriyi Planla (Planning Ahead): Önceki tekniğin bir seviye ilerisi olan bu yöntemde, 1. hedefe giderken 2. hedefin rotasının tamamını planlamaya odaklanıyoruz ve yine hedefte hiç durmadan diğer hedefe ilerliyoruz. Bu iki yöntem, özellikle deneyimli olmadığınızda, yavaşlamanıza sebep olabilir. Ama gelişebilmek için antremanda zamanı önemsemeden bu teknikleri uygulamak önemli. Daha sonra tüm parkurlarda bu, alışkanlık haline gelmeli.
  • Harita Ezberi (Map Memory): 1. hedefe vardığımızda, 2. hedefin rotasını ezberliyoruz ve 1. hedeften çıkmadan haritayı ters çevirip 2. hedefe tamamen hafızamız ile gidiyoruz. Bir rotayı kendine ne kadar iyi tarif edebildiğini görmek ve hafıza kullanmayı güçlendirmek için kritik bir antreman.
  • Can’ı Yönlendir (Lead John): İki kişi olarak yapılan bu antremanda iki sporcu da aynı parkurda ilerliyor. Ancak birinci sporcunun haritasında sadece 1-3-5 gibi tek sayılı hedefler varken, diğerinde de çift sayılılar var. Örneğin ben ilk sporcu olarak partnerimi 1. hedefe götürüyorum. Partnerim önümde ilerlerken, benim açıklamalarıma göre yollara sapıyor (ilk ince patikadan sağa, tırmanış bittikten sonra arkadan birleşen yola …). Partnerim aynı zamanda haritadan nerede olduğumuzu sürekli takip etmeye çalışıyor. 1. hedefe vardığımızda (ideal olarak nerede olduğumuzu hiç konuşmadan, çünkü partnerim bunu anlamış olmalı) ben öne geçiyorum ve partnerim haritamda olmayan 2. hedefe götürüyor. Bu antreman, parkuru başkasına tarif ederken, bazı şeyleri kendinize tarif etmekte ne kadar zayıf kaldığınızı, atladığınız noktaları görebilmek için çok faydalı.
  • Rota Tarifi (Route Description): Can’ı Yönlendir ile benzer bir antreman. Bu sefer iki sporcunun da haritası tam. Her bir kontrol noktasında duruluyor ve sırayla bir sporcu diğerine rotada nasıl ilerlediğini sözlü olarak açıklıyor. Sonra beraberce rotayı izliyorlar. Diğeri de açıklamaları, rota seçimlerini, dikkat edilen özellikleri ve anlaran sporcunun kendi tarifine uygun gidip gitmediğini değerlendiriyor.
  • Saldırı Noktası (Attack Point): Her hedef için haritada hedefe varmadan önce odaklanmamız gereken saldırı noktası küçük bir çember ile işaretlenmiş oluyor. Sporcu bu noktaya kadar hızlı, ondan sonra ise hassas navigasyon ile daha yavaş giderek hatasız hedefe ulaşmaya çalışıyor. Bu antreman tipinde rota seçimleri önceden yapılmış oluyor. Bizim de rota seçimleri yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini ve hızlı ve yavaş-hassas navigasyona nasıl odaklanacağımızı öğretiyor.
  • Hız Değiştirme (Speed Changes): Bu antremanda hedefler sırayla hızlı gidebileceğiniz uzak mesafeli ve hassas oryantiring yapmanız gereken kısa mesafeli olarak sıralanmış durumda. Bu iki tip arasında geçiş yapmak insan beyni için zor oluyor. Sürekli değişim yaparak kendimizi buna alıştırıyoruz.
  • Kontrol Seçimi (Control Pick): Parkur, birbirine çok yakın hedeflerden oluşuyor. Sürekli haritaya çok dikkatli bakarak çok hassas oryantiring yapmamız gerekiyor.
  • Koridor (Corridor): Haritada sadece koridor şeklinde bir bölüm mevcut, diğer yerler tamamen silinmiş. Amacımız, bu koridoru doğru şekilde takip etmek ve parkuru bitirmek. Eğer hata yaparsanız haritada başka bir bölgeyi göremediğiniz için kaybolma olasılığınız yüksek! Biraz kolaylaştırmak için parkur üzerine hedefler konabilir.
  • Lideri Yakala (Catch the Lead): Harita üzerinde, sporcuların takip etmesi gereken bir rota çizilmiş (hedef yok). Sporcular ekip halinde (4-5 kişi) başlıyor. Bir kişi liderliği alarak rotayı takip etmeye başlıyor. 10 sn arkasından çıkan diğerleri kestirme yaparak rota üzerinde lideri yakalamaya çalışıyor. Liderden önce rotaya ulaşan sporcu liderliği alıyor ve bu şekilde devam ediyor. Özellikle çok yoğun patikanın olduğu yerde çok hızlı ve sürekli diğerlerini gözeterek ilerlemeniz gereken bir antreman.
  • Toplu Çıkış (Mass Start): Aslında bu bir antreman tekniği değil, yarış tipi. Biz Türkiye’de hiç görmemiştik. Sporcular bisikletlerini belli bir bölgeye bırakarak öndeki bir start çizgisine sıralanıyorlar. Geri sayım ile tüm sporcular haritalarını alarak bisikletlerine koşuyor. İstediği şekilde haritayı yerleştirip (bazısı bisikleti kaldırmadan yerleştiriyor, bazen kaldırıp koyuluyor, bazıları da hemen bisiklete atlayıp ağzında tuttuğu haritayı giderken yerleştiriyor). Çok hızlı ve baskının yüksek olduğu bir MTBO çeşidi.
  • Kelebek (Butterfly): Çok sporcunun olduğu bir parkurda ortada ortak bir hedef ile iki loop oluşturuluyor. Bazı sporcular önce ilk loopa, bazıları ikinci loopa gidiyor.
  • Çatal Parkur (Forked Course): 5-10 sporcunun olduğu bir antremanda tüm sporculara farklı harita veriliyor. Hedeflerin bazıları aynı, bazıları çok yakın ama farklı. Herkes bir arada ama hiçbir zaman kimin nereye gittiğine ya da kendi hedefinize tam olarak güvenemiyorsunuz.
  • Çoklu Ayak Seçimi (Biker’s Choice): Sporcu 1. hedefe varıp 2’ye gitmek için haritada aradaki bir hedefe daha gitmesi gerekiyor. Ama bu ara hedef seçmeli. Sporcu 1-A, 1-B ya da 1-C hedeflerinden hangisinin kendisi için en hızlı olduğunu, ve sonrasında hangisinden 2’ye daha hızlı gideceğini değerlendirerek bir seçim yapıyor.

b. Dağ bisikleti tekniğini geliştirmek için antremanlar:

Bu konu oryantiringi aşıyor ve çok geniş tabi ama, parkurda çoğu yerde duraksamadan ilerleyebilmek için çok çeşitli teknikleri geliştirmek mümkün. Örneğin downhill (çok dik, engelli, köklü vs yerlerde bisikletin arkasına geçerek kontrollü iniş), teknik patikalarda uphill (durmadan yokuş yukarı çıkma), engellerin üstünden zıplama, bisikletle koşup üstüne atlayarak sürüşe başlama, bisiklet üstünde sabit durma gibi.

Şişko tekerlerle bisiklet tekniği antrenmanı

Şişko tekerlerle bisiklet tekniği antrenmanı

c. Dağ bisikleti kondisyonunu geliştirmek için antremanlar: 

  • Time trial: Yaşadığınız yer uygunsa, 10 km civarı değişik zemin özellikleri içeren bir parkur belirleyip  kendinizi sürekli bu parkurda denemek ve geliştirmeye odaklanmak eğlenceli ve verimli bir antreman. Kampta evin çok yakınında 11 km’lik bir parkurda bu çalışmayı yaptık. Parkur teknik ve sert yokuş yukarı kısımlar, sert inişler, zaman zaman sürüşü daha kolay, hıza odaklanabileceğiniz bölümler olmak üzere sürekli değişen bir özellikteydi.
  • Interval: Koşuda olduğu gibi bisiklette de performansı iyileştirmek için kritik. Bunun için de yer yer yokuş yukarı, yer yer biraz daha düz (ama yokuş aşağı olmayan), makul uzunlukta bir bölge bulmak gerekli. Biz kişiye göre 4-5 dakika x 4-5 tekrar yaptık.
Categories: Haberler | Leave a comment

AQUAMASTERS Marmaris Açık Su Yüzme Maratonu

ODTÜ öğrencisi ve doğa sporcusu Emre Sobacı 19 Mayıs 2015 tarihinde Marmaris’te ilk defa düzenlenen AQUAMASTERS uluslararası açık deniz yüzme yarışında 6 km yüzdü. Uzun yüzme yarışları için güzel öneriler içeren keyifli hikayesini aşağıda bulabilirsiniz.

—–

3Açık su yarışları havuzda gerçekleştirilen yüzme yarışlarına göre her zaman daha eğlenceli olmuştur benim için. Havasız ortamda ve daracık kulvarlarda yüzmek insanı kısıtlar, özgür olamazsınız. Dipte hep sabit bir çizgi vardır ve sürekli aynı rotada döner durursunuz. Halbuki denizde özgürsünüz; istediğiniz gibi yüzebilir, mavilikler arasında deniz canlılarını görebilir, gökyüzünü ve açık denizi izleyebilirsiniz. Havuz yarışlarında olduğu gibi tek amaç kazanmak, kürsüye çıkıp derece yapmak değildir. Birçok yarışmacı için öncelik denizde süzülmek ve olabildiğince eğlenmektir. Su sıcaklığı havuza göre biraz daha soğuk olsa da birçok yarışta bir süre sonra bunu hissetmezsiniz (ancak kış yüzme maratonlarında hipotermi yaşamamak için soğuk suya alışık olmalısınız ve buna göre yüzeceğiniz mesafeyi seçmelisiniz). Açık deniz yarışlarında rotanızı kendiniz seçtiğinizden dolayı yarışmadan önce mutlaka yüzeceğiniz güzergahı kafanızda resmetmelisiniz. Aksi halde dalgalar veya akıntı sizi yanıltabilir, yanlış tarafa yüzebilir ve kısa sürede yorulabilirsiniz. Açık deniz yarışlarına hiç katılmadıysanız sizlere tavsiyem ilk yarışınız kısa mesafe olsun (1km veya 1.5 km).

OCİT kafilesi yarışa gidiyor

OCİT kafilesi yarışa gidiyor

AQUAMASTERS yüzme yarışmasına ODTÜ adına OCİT (ODTÜ Cankurtarma ve İlkyardım Topluluğu) kafilesi olarak katıldık. Yarışa zihnen ve bedenen hazır olabilmek için bir gün öncesinden Marmaris’te olacak şekilde yola çıktık. Önceki gün denize girip antrenman yaptık, Marmaris’in güzel doğasını keşfettik. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak yarışımıza odaklandık.

Uzun mesafe yüzecekseniz yarıştan en az 1 saat önce güzel bir kahvaltı yapmalısınız. Bizler de erken kalkıp güzel bir kahvaltı yaptık ve numaralandırılmak üzere yarış alanına gittik. Sonrasında güzelce güneş kremi ve vazelini vücudumuza sürdük. Vazelin ve güneş kremini numaralandırıldıktan sonra mutlaka sürmelisiniz. Vazelin, sürtünmenin ve soğuk suyun etkisini azaltması için su ile sürekli temas eden kollar ve boyun bölgesine mutlaka sürülmeli (lütfen abartmayalım J).Uzun süreli yüzmelerde güneş kremi su yüzeyinde kalan bölgelerimizi güneş ışınlarından korumak için gereklidir. Kremleri sürerken dikkatli olmalısınız, tahta kalemi ile yazılan numaranız okunmaz hale gelebilir ki, benim başıma geldi. İki kez üst üste sırt ve kol numaram tekrardan yazıldı (bunun gibi anlık gelişen olaylara ve tırnak kontrolü gibi bazı kurallara hazırlıklı olalım :)). Ayrıca su soğuksa en çok ısı kaybımız baş bölgemizde olduğundan, çift bone takmak ısı kaybımızı ciddi oranda azaltır.

Yarıştan önce Cebelitarık boğazını ilk kez yüzerek geçen Emre Seven (ortada) ile beraber

Yarıştan önce Cebelitarık boğazını ilk kez yüzerek geçen Emre Seven (ortada) ile beraber

AQUAMASTERS yarışı 3 km ve 6 km olmak üzere iki parkurdan oluşmaktaydı.6 km parkura kayıt olanlar ilk yarışacaktı. Hızlıca ısınma hareketlerine başladık. Yarış öncesi güzelce ısınmak her spor için gerekli olduğu gibi, yüzmede suya ilk girişinizde yaşayacağınız anlık üşümeyi de azaltmayı sağlıyor. Yarış, kurallar yüzücülere hatırlatıldıktan sonra havalı korna ile başladı. Kuralların içindeki en önemli maddeler su almak için tekneye yaklaştığımızda tekneye dokunmamak (aksi halde diskalifiye) ve deniz yüzeyindeki ilk şamandıranın (su yüzeyinde bulunan ve etrafında dönüş yaptığımız veya yönümüzü tayin ettiğimiz yuvarlak nesneler) sağından, diğerlerinin solundan geçme şartı.

Yarışa kol ve bacak darbelerinden kaçınmak için, diğer sporcular yüzmeye başladıktan 25-30 sn sonra başladım. Bu taktiğim işe yaradı. Hem suya alıştım, hem de kendime boş bir alan bulup öndeki gruba kısa sürede yetiştim. Bu tür yarışlarda her yaş grubundan sporcu aynı anda yarışa başladığı için kimin hızlı kimin yavaş yüzdüğünü anlamanız ilk 500 m.’de pek mümkün olmuyor, çünkü yavaş yüzen insan bile sprint yüzmeye kalkıp hemen ön gruba katılma derdinde oluyor. İlk 3 km normalin biraz altında sakin bir tempo ile yüzerek hem kendimi yormadım, hem de asıl önemli olan son kısımlara enerjimin çoğunu sakladım. 3 km sonrasında etrafımda sadece birkaç sporcu vardı. Hızlı olan grup 20 kişiye yakın benim 5-10 dk önümde, diğerleri de benzer bir şekilde arkamdaydılar.

Ödül töreni sonrası

Ödül töreni sonrası Mert’le (solda)

Açık deniz yarışlarında sizin temponuza yakın birisi varsa mutlaka beraber yüzmenizi öneririm. Yoksa bir süre sonra yalnızlıktan sıkılabilirsiniz. Kafayı sudan kaldırdığında birilerini görmek istiyor insan. Etrafımda tempoma (3.2 km/saat) yakın birisini keşfettiğimde hemen yanına yaklaştım. 6 km’lik parkurun son 3 km kısmını birlikte yüzdük; o yavaşlarsa yavaşladım, hızlanırsa hızlandım.

6 km parkuru 1:52:01 ile bitirdim. Amacım milli takıma girmek olmadığından bu derece oldukça yeterliydi benim için. Marmaris’in güzel denizinde hem kendimi fazla yormadan yüzerken eğlendim, hem de harika bir deneyim yaşadım. Karadeniz suyuna alışık biri olarak tuzlu olması biraz zorladı beni, fakat insan biraz su yutunca alışıyor :). Yarış sonrasında güzelce dinlendik ve ödül törenine geçtik. Ben yaş gruplarında 6 km’de birinci olurken, Mert OYTUN 3 km parkurunda ikinci oldu. Bilal KABAKLI ise ilk açık deniz yüzme yarışı olmasına rağmen 6 km’ yi zamanında tamamlayabildi ve kendi kategorisinde 4.oldu.

OCİT ekibi yarışa hazır

OCİT ekibi yarışa hazır

Categories: Haberler | Leave a comment

Türkiye’nin en genç Ironman’i olmak…

Ercan128 Haziran’da Avusturya’da 19 yaşında Türkiye’nin en genç Ironman’i olmak için yarışacağım. İşte fikrin aklıma düştüğü andan itibaren uğraşılarım, heyecanlarım, üzüntülerim, mutluluklarım… 28 Haziran günü aklınızın bir köşesinde bana destek olmayı ve ironman.com sitesinde Avusturya yarışında ismim ve göğüs numaramla (Ercan Arslan, 986) takip etmeyi unutmayın.

Eylül ayında ODTÜ’de üniversiteye başladığımda ne kadar mutluydum. Aklım birkaç yüz karış havalardaydı. Sabahları Yalıncak’a koşuya çıkıyor, biraz bisiklet sürüyor, biraz ders çalışıyordum. Yıllarca kendime dediğim “aslında yüzebilsen triatlon yapabilirsin” düşüncesi bir gece ansızın tekrar geldi. Sabah ilk işim havuza gitmek oldu. Yüzmemin ne kadar kötü olduğunu bilerek suya girdim. Sonuç hüsrandı, sadece 10 m gidebilmiştim! Yurda döndüm, internette yüzme tekniklerini incelemeye başladım. Kendimde nerede yanlışlıklar olduğunu az çok kestirebiliyordum ama havuzda sonuç değişmiyordu. Hep hüsran, değişmeyen 10 m barajı ve tekrar denemelerim. Arada yüzmeyi bıraksam mı diye düşünmüyor değildim ama işin kolay tarafının bırakmak olduğunu biliyordum. Ne zaman vaz geçecek olsam Bob Marley’nin aklıma gelen sözleri tekrar denemeye itiyordu: “Get up stand up don’t give up the fight”. İlerleyen haftalarda 10 m psikolojik barajı ancak 25 m barajına dönüşebilmişti.

ercan3Ekim ayının sonlarına doğru bir akşam bir internet sitesinde Türkiye’nin En Genç IRONMAN’inin 21 yaşında olduğunu gördüm. Acaba sorusu aklımdan geçtikten sonra kendimi yarışa hazırlanırken buldum. Yıllarca yapmak istediğim triatlona en üst düzeyden başlayacaktım. Bir an önce antrenman programlarını hazırlamaya başlamam gerekiyordu, ne yapmalıydım? Yüzmem yok; bisiklet 180 km sürebilirim; 42 km koşu, sanırım en kolayı bu olacaktı. Büyüklerimden destek alarak haftada ortalama 20 saat antrenmanla ciddi bir başlangıç yaptım. Neredeyse her gün yüzülecek, haftada 3 gün bisiklet sürülecek, 2 gün uzun koşu yapılacak, orienteering ve dağ bisikleti antrenmanlarına devam edilecekti. Yüzme için artık ciddi bir destek almak amacıyla 10 Kasım günü ODTÜ’de yüzme kursuna kaydoldum. 2 hafta boyunca sıfırdan yüzme dersi aldım.

Ercan-eglencelikosu-2Arada kendime uygun yarışı arıyordum, 4 Ekim Barcelona yarışının ideal yarış olabileceğini düşünmüştüm. Arada yaz tatili olacaktı, daha fazla antrenman yapma ve bütçe ayarlamaya vaktim olabilirdi. Bu planları yaparken ilk şoku henüz yaşamamıştım: kayıtlar kapanmıştı! Yaklaşık 2 gece uykusuz, ne yapabileceğimi düşündüm. Kendime başka yarışlar aramaya başladım ama teker teker kayıtlar kapanıyordu. Benim için 2.tercih olarak IRONMAN Avusturya’yı gözüme kestirdim. Türkiye’den 22 kişi bu yarışa katılacaktı, bir problem yaşarsam bana yardımcı olabileceklerini düşündüm. Avusturya’ya gitmem kolay olmayacaktı, kayıt ücretini ödeyecek bütçem yoktu. Bütün zor zamanlarımda bana destek olan abim kayıt ücreti ödeyebilmem için bana borç vermeyi kabul etti. Artık yarışta start alabilecektim.

Ercan-trainerUykusuz 2 gecenin ardından antrenmanlarıma tekrar yoğunlaşabildim, bisiklette yalnız ve Ankara’yı bilmediğim için saatlerce trainer ve rollerda pedal çevirdim, saatlerce sıkıldım. Koşuda mesafeleri hafif hafif arttırmaya başladım ama bacaklarım iflas etmişti. Kalçalarımdan gelen ağrılar nedeniyle koşu antrenmanlarına ara verdim. Doktorum yaklaşık 2 hafta koşmamam gerektiğini söyledi. Kendimi zor tutuyordum, koşarsam sakatlığımın düzelmeyeceğini biliyordum. Sabırla geçen 2 hafta sonunda tekrar koşmaya başladığımda mutluluktan uçuyordum. Bu arada yüzme psikolojik sınırım 50m olmuştu. Yarışa 5 ay kalmıştı ve 2 ayda kendimi sadece 50 m geliştirebilmiştim! Panik yapmaya başlamıştım ancak birkaç hafta sonra 50m den 230m ye sıçramamı yaptım. Artık istediğim mesafeleri yüzebilecektim!

Bir taraftan sponsorluk arıyor, diğer taraftan antrenmanlarıma devam ediyor ve aklımın birkaç yüz karış havada olması nedeniyle ders çalışıyordum. Sponsorluk işleri hiç iyi gitmiyordu. Sayısız mail, telefon görüşmesi ve yüz yüze görüşmelerden sonra elde ettiğim tek sonuç sıfırdı. Evet rakamla da “0”, hiç sponsor bulamamıştım. Yıllarca yarışlara bütçem olmadan gittiğim için IRONMAN’e de gitmem için gerekli olan şeyin para olmadığını, tek ihtiyacımın hayallerim olduğunu biliyordum. Sponsor aramaktan vazgeçtim. Tekrar antrenmanlara yoğunlaştım. 230 m den birkaç gün sonra 1300 m (100m/4 dk çok yavaş olduğunu biliyordum) yüzdüm, mutluluktan uçmaya başladım!

Ercan-yuzmeKafamda her gün farklı duygular ve düşünceler vardı, bunlar da ODTÜ’ye bağlanmamı kolaylaştırmıştı. Geceleri 4 saat civarında uyuyup derse gidiyordum, oradan antrenmanlarıma devam ediyordum. Uykusuz olmamın problem yaratmadığını düşünüyordum. Tek düşündüğüm şey antrenmanlarım ve antrenman nedenlerim olmuştu. Birkaç hafta sonra bana çok yardımı olacak Emre ile karşılaştım. Yüzme tekniğimle yakından ilgileniyor, her hatamı düzeltmeye çalışıyordu. Sonuçta 100m/2.16 ya kadar çektim ama havuzdan çıkınca hissettiğim yorgunluk bisiklet ve koşu etaplarında ciddi sorunlar oluşturabilirdi. Bazen aklımdan; zaten bizler birer duyguları, düşünceleri ve hayalleri olan makine değil miyiz diye düşünüp, sonuna kadar zorlamaya karar veriyordum. Ama her makine gibi biz de aşırı zorlamada bozulabilirdik ve yarı yolda kalabilirdim. Bu nedenle yüzmede 100m/3 dk. civarında yüzmeye karar verdim. Bisiklet etabı için artık aklımda ortalama nabız ve süre oluşmaya başlamıştı, 5.30 saatte bitirebilirim diye düşünüyordum. Koşu etabında 3.15 ideal süre olabilirdi benim için. Geçiş alanlarında kaslarımı uyarıp, diğer etaplara daha rahat ve düşük tempoda başlamayı planladım. Her istasyonda bir şeyler yiyecektim.

ercan-bisiklette2Yarışa 3 ay kaldığında 3. şoku yaşadım. Yine antrenmanda fazla yüklenmiştim ve bacaklarımda stres kırığı meydana gelmişti. Doktorum 6 hafta koşmamı yasakladı; ama koşmam gereken yarışlar vardı, gidip koştum. Bu da sakatlığımı ilerletti. Bu arada ihtiyacım olan ekipmanları temin etme çabasındaydım. Deniz yol bisikletini yarışta kullanabileceğimi söyledi; bu benim için çok iyi haberdi. Doktora tekrar gittiğimde, koşmamam konusunda yine uyarılmıştım, kemiklerimdeki ağrı geçinceye kadar koşmayacaktım ama güzel haber de almıştım. İçe basık koşma stilinden kurtulmuş, artık neredeyse bütün tabanımla yere basıyordum. 2 Hazirana kadar koşmadım. Bu süre içinde bisiklette ve yüzmede istediğim noktalara yaklaşmıştım. Yaklaşan zamanla sakatlıklardan korkmaya başladım, hafif hafif antrenman tempomu azaltıp haftada 7-8 antrenmana kadar düşürdüm.

Kalan evrak işlerimi halletmeye başlamıştım ki 4. şoku yaşadım. Pasaport çıkartamıyordum! Eski hizmet pasaportumun nerde olduğu hakkında en ufak fikrim yoktu. Yaklaşık 2 hafta pasaport çıkartabilmek için uğraştım. Hemen vizeye başvurdum, 6 gün sonra vizemi de aldım. Şimdi dinlenme modunda antrenmanlarıma devam ediyorum, ama aklımda hala sorular yok değil. Ne zaman yarış koşsam bir amacım doğrultusunda koştum. Benim bu yarışı koşmamdaki amacım nedir? Yıllardır aklımda olan triatlon hayalimi gerçekleştirmek mi? Sanırım değil. Madalya mı? Bence değil. Limitlerimi zorlamak mı? Sanırım bu da değil. En genç IRONMAN olmak mı? İlk başlardaki amacım bu olmasına rağmen sanırım bu da değil. Sanırım ODTÜ’nün bana kazandırdığı güzel anılar için koşacağım.

ercan428 Haziran Pazar günü 986 göğüs numarasıyla TSİ ile saat 6.00’dan itibaren beni takip edebilirsiniz. Tahmini derecelerim, yüzme için 2.05, bisiklet için 5.30-6.00, maraton için 3.15-4.00 ve değişim alanları yaklaşık 10 dakika. Tahmini sürelerimin yarışta yaşadıklarım ve hissettiklerimle nasıl değişeceğini göreceğiz. Ironman.com sitesindeki Results / Live Coverage / Ironman Austria / Athlete Tracker kısmından BIB number: 986 veya soyadım ARSLAN’ı yazarak etap derecelerimi canlı takip edebilirsiniz.

Bana bu yarışa hazırlanmam süresince destek ve motivasyon sağlayan başta Deniz İren, Banu Aysolmaz, Emre Sobacı, Doruk Balkan, Emre Ekinci, Zeynep Abalı, Efe Tuncel, ODTÜ Orienteering ve Navigasyon Takımı, ODTÜ Bisiklet Takımı, ODTÜ Can Kurtarma ve İlk Yardım Topluluğuna ve son olarak sana teşekkür ederim. Özel teşekkürümü abim Erkan Arslan’a yapmak istiyorum. Hayatımdaki bütün kırılma anlarını sağlamasaydı şu an çok farklı bir yerde olabilirdim. Eğer siz olmasaydınız bu yarışa hiçbir zaman hazır olmayacaktım.

Categories: Haberler | 1 Comment