browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Mert’in Geleneksel Datça Kış Yüzme Maratonu Raporu

Posted by on 09/03/2014

yuzuculerDatça Açık Deniz Kış Yüzme Maratonun 8.si bu yıl (2014) 15 şubatta düzenlendi. Geçen sene kuzenim sayesinde denemeye cesaret ettiğim yarış, tek seferde ele geçirmişti beni ve bu sene kaçırılmayacak etkinlikler listeme ismini yazdırmıştı. Ve kaçırılmadı tabi ki, birazdan okuyacağınız gibi…

Yüzme maratonu 1.500 metrelik kısa ve 5.000 metrelik uzun olmak üzere 2 parkura ayrılmış. Kısa parkur, kıyı şeridinden bir yöne doğru 750 metre gidiş ve aynı yolun dönüşünden oluşuyor. Uzun parkur ise kıyıya yaklaşık 2.500 metre uzaktaki üzerinde fener bulunan küçük adacığa gidiş dönüş şeklinde belirlenmiş. Bu nedenle mesafenin yanında, akıntı nedeniyle de uzun parkur daha zorlayıcı. Elbette bir de yarışın isminden anlaşılabilecek olan soğuk faktörü var. Öyle ki soğuk, harekete hiç enerji harcamasanız bile vücudu ciddi derecede yoruyor. İşte bu etkenler beni kısa parkur kaydına yönlendirdi.

halayAncak yarışa hazırlanmak ciddi bir işti. Geçen yazdan beri spora doğru düzgün vakit ayıramamıştım. Ankara’da yaşayan biri olarak ancak yarışmadan 3-4 gün önce Bodrum’da yüzme denemeleri yapma fırsatı buldum. Geçen seneden farklı olarak bu sene yanımda kuzenim veya başka bir destekçim yoktu, geçen seneki otel yerini çadıra bırakmıştı. Yarış alanına yaklaşık 15 dk yürüyüşle varabildiğim sahildeki boş bir araziye çadırımı kurdum. (Boş derken, beton yapılardan bahsediyorum.) Neyse ki, ODTÜ’den, içinde arkadaşlarımın da olduğu, Can Kurtarma ve İlk Yardım Topluluğu (OCİT) gelmişti. Güzel insanların olduğu enerjik bir ekip OCİT. Aslında sadece cankurtaranlardan değil, topluluğun vasıtasıyla yarışa katılan ODTÜ’lü sporculardan oluşuyor. Ekip ile çok keyifli zaman geçirdik, hatta birlikte Ankara havası oynayıp halay çektik.  

Bu sene erken ısınan -veya hiç soğumayan- hava nedeniyle Datça daha canlı ve kalabalıktı. Yolculuk boyunca beni korkutan yağışlı hava yarış günü yerini güneşli bir havaya bıraktı. Çay bahçeleri yaşlı amcalarla, sahiller ise yerli, yabancı birçok turist ile doluydu. Bu kalabalığa yarış ekibi de eklenince Datça iyice şenlenmişti.

mert_yuzucuBiraz da yarış sürecinden bahsedelim. Yarış öncesinde, sağlık belgelerinin teslimiyle kayıt yaptırıyorsunuz ve numaranız kalın keçeli kalemlerle vücudunuza yazılıyor. Kayıt sonrasında ise çok sevilen hediyeler, yarışmanın amblemini taşıyan kapişonlu üst ve bone veriliyor.  Artık geriye birtek yarışı beklemek kalıyor.

Sonunda öğle saatlerinde yaklaşık yarım saat sürecek yarışım başlıyor. Geçen seneki tecrübelerimden yüzmeye sığ suda başlamamam gerektiğini biliyorum. Bisiklet sayesinde geliştirdiğim bacaklarımı, kullanabileceğim derinliğin sonuna kadar kullanıyorum ve yarışın ilk 50 metresinde ön sıralarda buluyorum kendimi. Tabii yüzme kısmına geçince, soğuğun da etkisiyle, hareketlerim yavaşlamaya başlıyor ve yarışın gerçek sırası kendini belli ediyor. Vücudumda enerjiyi, kollarımda gücü hissetmeme rağmen daha fazlasını yapamıyorum. Ortalama bir tempo tutturup, sık sık yönümü doğrulayarak yarışa devam ediyorum. Kendimi biraz zorlamaya kalksam mide bulantısı beni eski hızımın da altına sürüklüyor. Sonunda etrafından dönmem gereken büyük sarı dubaya varıyorum ve numaramı haykırıyorum. Cevabını duyamadan 2-3 kere bağırıyorum ve dönüşe geçiyorum. Bu sene yarışın son metrelerine kadar bacaklarıma kramp girmiyor. Fakat bitiş çizgisini görünce yarışı bir an önce bitirmek istiyorum ve ne var ne yok tüketiyorum. Doğal olarak soğuk sudaki yoğun çırpınışlarımla bacaklarım kasılıyor. Suyun sığlaşmasıyla koşmaya başlıyorum ancak bacaklarım yarışın başındaki bacaklar değil sanki. Zar zor koşmayı başarıyorum ve geçen seneki derecem olan 30 dakikayla yarışı tamamlıyorum.

Yarış sonrasındaki titreme nöbeti beni şaşırtmıyor artık. Daha da kısa sürüyor hatta… Ancak bir anda başlayan mide bulantıma engel olamıyorum. Oturuyorum, kalkıyorum ama bir gelişme yok. Sonunda dayanamıyorum ve sahilin bir köşesi kucaklıyor beni.  Sonrasında ise herşey normale dönüyor. ODTÜ den gelen ekip ile birlikte yarışın bitişini bekliyoruz.

geziOrganizasyon ekibinin güzel bir hediyesi daha var. Her yarışmacı için fidan alınmış ve yarıştan sonraki gün yanmış bir bölgede fidanları dikmenize izin veriyorlar. Ekiple birlikte bölgeye gidiyoruz. Ormancılar ODTÜ’den geldiğimizi öğrenince, “Siz fidan dikmeyi bilirsiniz” diyerek nasıl yapılacağını gösterme ihtiyacı bile duymuyorlar.  Hepimizin gururu okşanıyor tabii… Ta ki ormancılar fidanları elimize verip halimizi görene kadar. Neyse ki hepimiz elimizden gelen desteği veriyoruz.

Son olarak Datça’nın meşhur ballı bademlerinden alıp antik kent Knidos’a doğru yol alıyoruz. Vardığımızda burayı görmek için bu kadar beklemiş olduğuma üzülüyorum. Yapı o kadar karakteristik ki antik kentin döneminde hissediyorsunuz kendinizi. Neden oraya yerleştiklerini anlamak hiç de zor olmuyor.

datcaSeneye daha kalabalık bir ekiple gelmeyi diliyorum ve tüm yüzme ve gezme meraklılarını çağırıyorum. ODTÜ’lü sporcu arkadaşlara beni aralarına kabul ettikleri için, Knidos’u görme fırsatı sağladıkları ve Ankara dönüşünde eşlik etmeme izin verdikleri için teşekkür ediyorum. Yarışı düzenleyen organizasyon ekibi ise özverili çalışmaları ve içtenlikleriyle teşekkürden ötesini hakkediyor…

Mert

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *