browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Kurabiye Macera Yarışı’nın Ardından

Posted by on 12/12/2012

Bu sene ilk defa Kurabiye Macera Yarışı’na katıldık. Hem de iki takım olarak. (Bir takım da Macera Koşusu için çıkardık.) Ben, Nermin Fenmen ile Hızlı Kertenkeleler takım adıyla koşarken, Banu ile Ateş ise Kertenkeleler olarak yarıştı.

Kurabiye Macera Yarışı, arazi koşusu, dağ bisikleti, kano, ip inişi ve duruma göre başka sürpriz etaplardan oluşan çok disiplinli bir yarış. Yarıştan birkaç hafta önce bilgi toplamaya başladık. Organizasyonun web sayfasına girip eski fotoğraflara bakıyor, parkur hakkında fikir ediniyorduk. Daha önceki yarışmacıların blog yazıları ve yorumları çok yönlendiriciydi. Geçtiğimiz yıllarda Kurabiye Macera Yarışı’nda çok sayıda takım tüm kontrol noktalarını bulmayı başarmış ve sıralama yalnızca varış süresine dayanarak yapılmış. Bu bulguya bakarak hedef bulmanın ve parkurun kolay olduğu ve mücadele etmemiz gereken şeyin diğer takımlar olduğu sonucuna vardık.

Yarıştan bir gün önce Kertenkele Mobil (Ateş’in panelvanı) ile İstanbul’a gittik. Daha şehire girerken trafik bizi yormuştu bile. İzmit civarında iki saat motoru durdurarak bekledik, neyi beklediğimizi bile bilmeden…

Yarış sabahı erkenden uyandık ve Sarıyer’deki Koç Üniversitesi kampüsüne gittik. Çantalarımız hazırdı. Zorunlu malzemeler, yedek giysiler, içecekler ve bol bol yiyecek… İlk olarak bisikletleri Kertenkele Mobil’den indirerek ön tekerleri taktık. Birer tur atarak herşeyin normal olduğundan emin olduk. Daha sonra kayıt masasına giderek yarış paketlerimizi aldık. Harita ve hedeflerin koordinatları da yarışma paketinin içinden çıktı. Hızlıca noktaları işaretlemeye koyulduk. Önemli bir püf nokta, bir yarışmacı tarafından işaretlenen noktaların kesinlikle partneri tarafından kontrol edilmesi. Takım arkadaşınız ne kadar tecrübeli olursa olsun hatalar olabilir ve bunun bedeli arazide çok ağır ödenir. En iyisi emin olmak ve iki defa kontrol etmek.  Biz de böyle yaptık. Hedeflerin sadece koordinatları değil, puanları ve tanımları da verilmiş. Bu sayede harita üzerinde yaptığınız işaretlemeden emin olabiliyor, arazide ise hedefe doğru koşarken neyi arayacağınızı bilerek daha iyi odaklanabiliyorsunuz. Bu tanımlara dikkat etmek gerekli. Hedef puanları da stratejinizi toptan değiştirebilecek kadar önemli bir bilgi. Vaktiniz azaldığında, en çok puanı nereden kapabileceğinizi bilmenin değeri paha biçilmez.

Yarış paketlerinden çıkan tüm bilgileri özümsedikten, haritaya işledikten ve haritayı koruyucu malzeme ile kapladıktan sonra başlangıç noktasında yerimizi aldık. Üç takım olarak işaret ile yarışa başladık. Mert ile Sıla, bisikletsiz Macera Koşusu parkuruna kayıt yaptırmışlardı. Onların rotası farklıydı. Biz Kertenkeleler ve Hızlı Kertenkeleler ise tüm Macera Yarışı katılımcıları ile birlikte, bizi ilerideki başka bir başlangıç noktasına götürecek olan minibüslere doluştuk. Yirmi dakika sonra ikinci defa start aldık ve amansız bir patika koşusu ile yarış başlamış oldu.

Kabul etmesi güç ama sanırım tüm canlıların önden gideni takip etmek ile ilgili bir içgüdüsü var. En kaba tabiri ile sürü psikolojisi bunun adı. İşte koşu başlangıcında seksen takımın, en önde hızla koşan, ama nereye koştuğunu bilmeyen tek bir takımı izlemesi tam olarak da bunun bir örneği idi. Yarışma heyecanı ile düşünceyi bırakıp, içgüdüye yönelivermiştik hep birlikte. Biraz sakinleşince yanlış yolda olduğumuzu hemen anladık ve gerisin geri koşmaya başladık. Doğru patika bizi derin bir koruluğun içine yönlendirdi. Kısa bir süre sonra etrafımızdaki koşan insan sayısı azalmaya başladı. Çok geçmeden çevresine kütükler istiflenmiş bir orman yolunu izleyip, çiftlik evleri bulunan büyükçe bir meydana vardık ve ilk hedefimizi bulduk. İki kişilik takımlarda iş bölümü oldukça kolay ve net. Bir kişi haritaya bakar, yolu tayin eder, diğeri ise koşarken mesafe ölçer. Hedefe varıldığında ise haritacı bir sonraki hedefe giden yolu gözden geçirir veya tayin eder, bu sırada diğer takım elemanı ise hedefe ulaşır ve işaretlemeyi yapar. Hızlı Kertenkeleler’in haritacısı Nermin Fenmen idi. Nermin Hoca yolu kestirirken ben haritayı zımbaladım ve koşarak ona yetiştim. İkinci hedefe giden yol büyük ölçüde yokuş aşağıydı. Hedefin açıklamasında “yedi yüz yaşındaki ağaç” yazıyordu. Vardığımızda ağacı ayırdetmek hiç de zor olmadı. Devasa büyüklükte ağacın, kalın gövdesi neredeyse tamamen yere yatımış gibi görünüyordu. Hedef, yerden iki metre yüksekte idi ve ona ulaşabilmek için ağacın yana yatmış yapmış gövdesine tırmanmak gerekiyordu. Kaygan kabuğuna rağmen ağacın üzerine çıktım ve pasaportu işaretledim. Bu sırada Nermin Fenmen bir sonraki hedefe giden yol üzerinde koşmaya başlamıştı bile.

Koşu etabında toplam sekiz hedef vardı. Nermin Hoca bunlardan birini atlayarak kalabalıktan biraz uzaklaşmaya ve vakit kazanmaya karar vermişti. Sadece on puan eksikle kano etabına varmak istiyorduk. Bunu yarışın ilk üç saati içinde yapabilmeyi hedefliyorduk. Kano etabının yapılacağı göleti ararken bir yolu atladığımız için kaybolduk ve uzun süre civarda koşturarak çok vakit kaybettik. Gölete vardığımızda saat 14:20’yi gösteriyordu ve kano etabının kapanmasına yalnızca on dakika kalmıştı. Verilen malzemeleri birleştirerek kürekleri oluşturduk ve vakit kaybetmeden kanoya atladık. Kısa göletin Kuzey ve Güney uçlarında iki hedef vardı. Hızla o noktaları da ziyaret ederek kapanmak üzere olan bisiklet teslim noktasına koşturduk.

Bisikletimde izotonik sporcu içeceği dolu mataram vardı. Koşu etabının sonlarında suyum azalmıştı. Bu sebeple ihtiyacımdan azını içmiştim. Bisikleti teslim aldığımda ilk yaptığım şey büyük bir yudum su içmek oldu. Koşu etabında GNC’den aldığımız enerji jellerinden birini ve elma-tarçın aromalı bir karbonhidrat barını Nermin Hoca ile paylaşmıştık. Bisiklet etabında devam edebilmemiz için enerjiye ihtiyacımız vardı. Nermin Hoca haritayı bisiklete yerleştirirken ben de küçük bir sandviçi mideme indirdim. Yol bilgisayarının çalıştığından emin oldum. Frenleri, vitesleri ve tekerleri hızlıca kontrol ettim.

Bisiklet etabında çok sayıda nokta vardı. Cezasız bitişe yalnızca iki buçuk saatimiz kalmıştı. Önümüzdeki ilk hedefe doğru pedal çevirirken vaktimizin yeterli olmadığının farkında değildik. İlk hedefin yakınlarına gelmemiz bile kırk dakikamızı aldı. Bundan sonra hızlıca ip etabına gitmeye karar verdik ve hedefe ulaşmadan yönümüzü değiştirdik. Çok geçmeden ip etabı kapanmadan yetişemeyeceğimizi anladık ve yönümüzü bitiş noktasına çevirdik. Yolda yüksek puanlı birkaç hedef vardı. Onları toplayabileceğimizi düşünüyorduk. Özellikle hedeflerden birisi bitiş noktasına kuş uçuşu bir km. kadar yakındı. Hedefe doğru pek çok yol gidiyor gibi görünüyordu. Ancak o yolları kullanmaya kalktığımızda hepsinin teller veya kilitli kapılar ile kapalı olduğunu farkettik. Yarışın cezasız bitişine kırk beş dakika kala bitiş noktasındaydık ancak hala hiç bisiklet puanı toplayamamıştık. Kurallara göre bisiklette en az bir kontrol noktasına uğramamız gerekiyordu, aksi takdirde sıralamaya giremeyecektik. Harita, Kertenkele Mobil’i parkettiğimiz yerin az ötesinde bir yolun yakındaki hedefe gittiğini gösteriyordu. Ancak yolun devamında dikenli çalılar ve sarmaşıklarla kaplı dimdik bir yamaçtan başka bir şey yoktu. Tereddüt etmeden bisikletleri sırtlanıp çalıların arasına dalıverdik. Yarım saate yakın dikenlerle debelendikten sonra bu şekilde bir yere varamayacağımızı anladık ve hava kararırken tekrar bitiş noktasına giden yola döndük. Puan cezası alarak bitirebilmek için otuz beş dakikamız vardı. Yollardan giderek hedefe varabileceğimizi düşünüyordum. Nermin Hoca ise daha gerçekçi davranıyordu. Sonunda ben de bitiremeyeceğimize ikna oldum. Ancak böyle bitmesine izin veremezdim. Hayatımda örnek aldığım hiç kimse vazgeçmeyi öğütlememişti bana. Batan güneşin son ışıkları kaybolurken onurlu bir yenilgi için tekrar pedal çevirmeye başladık. Batak çamur patikalardan geçtik, birkaç yanlış dönüş yaptık. Karanlıktan ötürü hedef işaretini görmedik, yanından geçtik. Ancak aynı patikadan geri dönerken hedefi farkedebildik. Saat 17:30 olmadan hedefi bulmayı başarmıştık. İçinde bulunduğumuz vadiden yukarı çıkan dik yamacın tepesi bitiş noktasıydı. Çalınan müzikler ve varan takımların anonslarını rahatlıkla duyabiliyorduk. Fazla konuşmadan dönüşe geçtik. Bitiş noktasına çok geç vardık. Topladığımız puanların çoğu gecikme cezası sebebiyle uçup gitmişti.  Ama önemli olan orada olmaktı. Yarışı bitirmekti. Bitirebilmekti. Vazgeçmemiş olmaktı.

Koşu etabının sonuna kadar oldukça iyi gelmiştik. Yaptığımız birkaç ufak hatanın bedeli çok ağır olmuştu. Macera yarışlarında taktik kadar stratejinin de önemi olduğunu gözden kaçırmıştık. Bunun en büyük sebebi geçtiğimiz senelerde çoğu takımın bütün hedefleri bulmuş olduğunu biliyor olmamızdı. Bu doğru olmasına rağmen yanıltıcı bir bilgi idi. Anlıyorum ki ne sizinle birlikte koşan bir başka takım ile, ne de geçmişte aynı yarışmayı bitirmiş olan başka bir takım ile kendimizi kıyaslamamalıyız. Başkalarının başarısızlıklarından ürküp, başarılarını tekrar etmeye çalışmamalıyız. Bir macera yarışında en büyük engel kendi zihnimiz. Zihnine hakim olan takımlar soğukkanlılıkla, bedensel ihtiyaçlarını mümkün olduğunca gidererek, anlamsız riskler almadan, akılcı bir biçimde çevresel engellerin üstesinden gelmeyi başarabilirler. İşte çok disiplinli dayanıklılık sporlarının bireylere kazandırmayı hedeflediği özellikler bunlar.


Hızlı Kertenkeleler’den Deniz yarışı çok güzel özetlemiş olsa da diğer Kertenkeleler Takımı’nın deneyimlerini de hızlıca anlatmak istedik. Biz de aynı şekilde koşuya başladık. Hava pırıl pırıl, aralıklarla güneşli ve ılıktı. Ama önceki birkaç günde yağan sağanak yağışlar, yerleri çamur içinde bırakmıştı. Sırayla koşu hedeflerine ulaştık. Birkaç kısa yol kesme denememiz sonucu yerdeki aşırı çamurun ve orman altlarındaki aşırı bitkili-dikenli sarmaşıklı ortamın bizi aşırı şekilde yavaşlattığını anladık, mümkün olduğunca düzgün yollardan gitmenin çok daha hızlı olacağına karar verdik.

Fazla çamura batmadan ilk 4 hedefi kolaylıkla bulduk, sadece tepedeki hedef biraz daha karmaşık bir noktadaydı. 5. hedefe doğru yola koyulmak ise kritik bir karardı. Hedef 30 puandı, ama sadece gidiş için yaklaşık 3 km koşmak gerekiyordu. Koşuları mümkün olduğunca almaya, gerekirse bisiklette nokta atlamaya karar verdik. Tempomuzu hiç bozmadan, sürekli koşu ile stabilize yoldan hiç ayrılmadan hedefe vardık. Bundan sonraki 20 puanlık hedefe varmak için yine orman içi toprak yollardan kaçınıp, yolumuzu epey uzatarak düzgün yolları takip ettik. Sonraki hedeflerde de aynı taktiği izledik ama, orman yollarının hangisinin çamurlu, hangisinin düzgün olacağı belli olmuyordu. Ayakkabımızın altında iri kütleler olarak biriken çamur bizi bazı yollarda koşmaktan alıkoydu. En son 8. koşu hedefine, yani göl kenarındaki kano etap başlangıcına arazi içinde patikadan koşarak ulaştık, ancak farkettik ki nokta gölün bizim işaretlediğimiz tarafında değil, karşı tarafındaydı!

Uzun bir patikayı izleyerek diğer tarafa geçtik, küreklerimizi monte edip kanoya atladık. Göldeki ikinci hedefe giderken Hızlı Kertenkelelerin de suya girdiğini gördük. Gölden çıkıp 500 metre ilerimizdeki bisiklet alma noktasına koştuk. Bisikletlerimize binmişken Hızlı Kertenkeleler de arkamızdan bize yetişti. Onlar bir nokta atlamışlardı. Önlerinden nokta atlamadan yetiştiğimize inanamadılar. Cezasız bitişe 2.5 saatten az kalmıştı, ama güvenimiz yerindeydi. Koşuda hedeflediğimiz zamanın biraz gerisinde olsak da iyi iş başarmıştık. Yollar çamur olduğundan bisiklette daha tutucu davranmak, ana yollardaki puanları toplayıp gerisini atlamak makul görünüyordu. Bitişe kadar epey puan toplayıp zamanında ulaşabileceğimizi kestiriyorduk.

İşte bu güven hissi ve heyecan ile bisiklet noktalarının ne kadar uzak olduğunu değerlendiremedik. Üstelik yarıştan önce bisiklet etabının 30-35 km olduğu söylendiği için aklımıza çok da uzun olabileceği gelmiyordu. Bitiş noktasının Kuzey hizasında, ancak bulunduğumuz noktadan haritanın en uzak köşesinde bulunan ve 30 puan değerinde olan ip etabına gitmeye karar verdik. Yol asfalt ama inişli çıkışlı ve 20 km kadardı! Hiç durmadan ilerledik. Oraya ancak ip etabının kapanmasından (saat 16:00) 20 dakika kadar önce varabildik. Hızlıca inişi yaptık. Hala cezasız bitişe bile 1 saatten çok vaktimiz vardı. Eğer batı tarafındaki asfalttan gidersek yol çok uzayacak ve başka nokta alamayacaktık. Doğu tarafında ise önümüzde görünen kayalık burnu sadece 200 m mesafe katederek aşıp 2-2.5 km’lik bir toprak yolu geçince çok daha kısa bir asfalt yol ile bitişe varıyorduk. En kötü ihtimalle yola çok yakın olan 30 puanlık bir noktayı rahatlıkla alabilirdik. Riske girmemiz gerekliydi…

Hızlıca kayalık burna doğru patikada bisikletlerimizi sürmeye başladık. Daha 30 metre olmamışken bisikletleri elimizle bile itemez hale geldik. Deniz hizasından hızlıca yükselen kayalık ve yer yer makilik bir patikaydı bu. Tepeye çıktıktan sonra da hızlıca aşağı iniyordu. Olanca gücümüzle elimizde taşıdık bisikletleri. Toprak yola vardığımızda artık hızlı gidip bitişe ulaşacağımız ümidiyle kalbimiz çarpıyordu. Ancak biraz gittikten sonra durumun pek iç açıcı olmadığını farkettik. Toprak yol bataklık halini almıştı. Bisikletlere binemiyorduk. Yer yer kendimizi kaymaktan zor kurtararak elimizde taşıyorduk bisikletleri. Bu yolda çok zaman kaybettik tabii olarak. Aslında yolun başında durumu gördüğümüzde bitişe zamanında (ceza alarak da olsa) zor ulaşabileceğimizi acı içinde kabul etmiştik. Yine de elimizden geleni yapıyorduk. Asfalta girdiğimizde hava yavaş yavaş kararıyordu. Lambalarımızı taktık. Artık mesafelere de bakmadan sadece sürüyorduk ama, muhtemelen 7-8 km’den fazla yolumuz vardı. Sürdük sürdük sürdük…

Ateş’in bana en son söylediği: “3 km ve 3 dakikamız var” idi. Gülüştük. Keyfimiz her zaman yerindeydi. Her zaman çok eğlendik. Nerde hata yaptığımızın da çok net farkındaydık. Bitişe geldiğimizde 12 dk geç kalmıştık. Puanımız yüksekti ama diskalifiye olduk. Üstelik sadece 2 takımın zamanında bitirebildiğini öğrendik. “Hadi be…” dedik, ah o bataklık yol! Ama yine de çok iyi iş başardık. Hiç durmadan koşu ve bisiklet yapabildiğimizi, yolumuzu hiç kaybetmeden taktikleri çok iyi ayarlayıp hareket edebildiğimizi gördük. Ve Deniz’in dediği gibi, hatayı son dakikada bisiklet etabında stratejiyi belirlerken yapmıştık.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *