browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Islak Bir Yenilgi: Alde Feanen Challenge ’16

Posted by on 05/09/2016
Gün doğumuyla kayıt masasındayız

Gün doğumuyla kayıt masasındayız

Ne ıslaklık, ne de yenilgi yabancı olduğumuz kavramlar değil. Ancak son etaptaki sebebini bir türlü çözemediğimiz başarısızlığımız, neredeyse kazanacak olduğumuz bu keyifli yarışı biraz buruk bitirmemize sebep oldu. İşte bu hüzün ise yarışlarda bugüne kadar hiç tatmadığımız bir histi.
Alde Feanen Challenge bu seneki Hollanda Macera Yarışı Ligi’nin 3. yarışıydı. Kuzey Hollanda’da yer alan Alde Feanen milli parkı, göller, kanallar, akarsular ve bataklıklarla dolu bir yeşil alan. Yer yer sık ormanlar, korular ve bol sazlık, bölgenin bitki örtüsünü oluşturuyor. Yarış 6 etap ve Hollanda macera yarışlarında geleneksel olarak bulunan bir prolog etabından oluşuyor ve 9 saat zaman sınırı var. Etaplar sırasıyla; Prolog, Koşu (7 km), Bisiklet (25 km), Koşu (15 km), Bisiklet (20 km), Kano (15 km) ve SUP (4 km) yani ayakta durarak kürek çekme… Yarışın sıralaması öncelikle tamamlanan etap sayısı, sonra kontrol noktası sayısı ve son olarak da süre göz önünde bulundurularak yapılıyor. Bir etabı tamamlamış olarak değerlendirilebilmek için o etapta bulunan kontrol noktalarının en az yarısını toplamak gerekli. Kontrol noktaları yarış boyunca dağıtılacak olan haritalarda işaretli olduğundan, yarışmacılardan harita üzerinde işaretleme yapmaları beklenmiyor.

Etaplar

Etaplar

Yarışa başlamadan önce stratejimizi son iki etaba 3 saat veya mümkünse daha fazla ayırabilmek üzerine kurmuştuk. Özellikle 15 km’lik kano etabı, hele kestirme yapamayacağımız uzun bir kanal üzerindeyse sorun yaratabilirdi. Yarış öncesi bilgilendirme toplantısı Flemenkçe olduğundan organizasyon bize özel olarak kısa bir İngilizce açıklama yaptı ve bazı sorularımızı yanıtladı.
Alde Feanen yarışı sabah saat 08:05’te başladı. Prolog etabında yarışmacılardan, bir pano üzerinde gösterilen azimut ve mesafe bilgileri verilmiş 4 hedefi ziyaret etmeleri bekleniyordu. Dahası işaretleme kartını teslim alabilmek için geniş bir kanalı her iki takım oyuncusunun da yüzerek geçip, geri gelmesi gerekliydi. Banu’yla beraber kendimizi geniş kanalın “karanlık” sularına bıraktığımızda bunun “dünyanın en kuru yarışı” olmayacağı belli olmuştu. Neyse ki suya girdiğimiz noktaya geri döneceğimiz için çanta ve ayakkabılarımızı kanalın o yakasında bırakabilmiştik. Sudan çıktığımızda güzelce kirlenmiş ve yorulmuştuk bile. O esnada organizasyondan bir görevli bana ayakkabılarımızı çıkarmakla uğraşmamızın zaman kaybı olduğunu söyledi. Yanıt olarak ona ıslak ayakkabıyla koşmak istemediğimi belirttiğimde yüzünde beliren alaycı gülümseme önümüzdeki kilometrelerde bizi neler beklediğinin habercisiydi adeta. Prologdaki 4 hedefi ziyaret etmek aşağı yukarı 25 dakikamızı aldı. Bu süreyi 15 dakika civarında bekliyorduk ve hızlanmamız ve belki de hedef atlamamız gerektiğine karar verdik.

DSC_7733

Prolog etabının işaret kartını teslim edip, koşu etabınınkini aldık. 7 km’lik bu etap kanallar arasındaki küçük adacıklarda ve bazen suyun ortasında yer alan kontrol noktalarından oluşuyordu. Harita çoğunlukla bendeydi bu yüzden bütün o rezil, çamurlu, bataklık ve sulara Banu girdi! Sanırım anlatmaya çabalamak gereksiz olacak, o yüzden fotoğraflara bakmanızı öneririm. Koşu etabının tamamında iyi bir tempoyu kaybetmeden koştuk ve kontrol noktalarını sorunsuzca bulmayı başardık. Yine de prolog tahmin ettiğimizden uzun sürmüştü ve orada kaybettiğimiz zamanı yerine koyabilmek için biraz daha hızlanmalı veya hedef atlamalıydık. Koşu etabının bitişi geniş bir kanalın (100 m) öteki tarafındaydı ve yakınlarda hiç köprü yoktu. Çantalar, ayakkabılar ve formalarımız üstümüzde kendimizi suya bıraktık. Karşı kıyı çok da uzak görünmüyordu ancak ben ne kadar çırpınırsam çırpınayım ilerleyemiyordum. Hatta suyun üzerinde kalmak bile çok zordu benim için. Nefessiz kalıp, su yutmaya başlamıştım ki, tüm bunlar yetmezmiş gibi, gökyüzü karardı ve gök gürültülü bir sağanak başladı. Yakınlarımızda başka takım yoktu ve o yağmurda organizasyonun teknesinin bizi görüp göremeyeceğini bilemiyordum. Ayrıca kanaldan gelen geçen tekneleri de görememe ihtimalimiz vardı. Bu durum iyice telaşlanmama yol açmıştı. Banu’nun sonradan anlattığına göre sürekli aynı şeyi sayıklayıp duruyormuşum; “gidemiyorum, gidemiyorum, gidemiyorum…” Neyse ki arada organizasyonun teknesi bize yanaşıp her şeyin yolunda olup olmadığını sordu ve bize strafor bir yüzme tahtası verdi de, biraz daha rahatladım. Fırtına altında saatler gibi geçen bir 10 dakika sonunda karşı kıyıya vardık. Hala hayatta olduğumu anladığım anda, önceliklerim hava durumu hızında değişti ve tekrar yarışa konsantre oldum. Bu esnada yağmur durmuş ve güneş bulutların arasında parlamaya başlamıştı. Klasik Hollanda havası işte… 9 km. katettiğimiz koşu (ve yüzme) etabını 1 saat 16 dakikada tamamladık.

DSC_7752

İğrenç, dibi görünmeyen, katran rengi sular bu yarışın en karakteristik özelliğiydi!

Değişim noktasında bisikletimizi ve ikinci etabın haritasını teslim aldık. Yağan yağmura rağmen çamur sürüşümüzü etkilemiyordu. Kontrol noktalarının hepsini hızla ziyaret ettik. Toplamda 1:30 saat içinde 25,5 km yol katederek bisiklet etabını tamamladık.

Gizli hedefler

Gizli hedefler

Hedeflerin neredeyse hepsi ulaşılması güç yerlere konulmuştu. Örneğin köprüde olduğu belirtilen tüm kontrol noktalarının zımbaları, köprünün altına, kanalın içine girmeyi gerektiriyordu. Bu özelliğiyle sanırım bugüne kadar katıldığımız en iğrenç ve sulu yarış buydu. Bisiklet etabının sonunda, değişim istasyonunun yanında bir özel oyun hedefi vardı. Bu oyun derenin üzerine gerilmiş bir ipe asılı biçimde ilerleyerek, ipin orta noktasına sabitlenmiş olan bir zımbaya ulaşmaktan ibaretti. Zaten sularda debelenmekten yorgun olan kollarım yüzünden büyük güçlükle zımbaya ulaştım ve kartımı işaretledim. Tam işaretlemeyi yapacağım sırada karşı taraftaki yarışmacılardan biri ipe büyün gücüyle yüklendi. Sarsıntıdan ötürü az kalsın düşecektim. Kendisinden iki saniye kımıldamamasını rica ettim ve kartımı işaretledikten sonra kendimi derenin çamurlu, kurbağalı, rezil sularına bıraktım!

Vıcık vıcık olmuş giysilerimle kanaldan çıktıktan sonra ikinci koşu etabının ilk hedefine doğru yollandık. Kontrol noktalarında hiçbir işaret veya oryantiring feneri gibi bir şey olmadığını belirtmek gerekli. Genelde hedefin bir tanımı oluyor; “PVC borunun içi” veya “köprünün altı” gibi… Ne yazık ki çoğu zaman ya bu tanımların İngilizce’si olmuyor ya da çeviri çok başarılı olmuyor. Neyse ki bu yarışta organizasyon çevirileri oldukça düzgün yapmış. Flemenkçe bilmeyen tek takımın biz olduğumuzu da eklemeliyiz. Yani bu çevirileri yalnızca bizim için yaptılar ve bundan ötürü müteşekkiriz. Sık orman içindeki, ustaca gizlenmiş bir çok hedefi toplamayı başardık. Şu yazıyı yazarken bile düşündükçe tiksindiğim, üzeri artık bilmem ne tür tek hücreli yaşam kolonileri tarafından kaplanmış, leş gibi su birikintilerinin ortalarındaki adacıklara yürüdük, belimize kadar batarak. Sonuçta ikinci koşu etabındaki toplam 23 kontrol noktasının 19’unu bulmayı etmeyi başardık. Nispeten daha uzakta olan diğer noktaları atlayarak son bisiklet etabına geçtik. Bu koşu etabında 1 saat 35 dakika içinde 13 km yol katettik.

DSC_8190

İkinci ve son bisiklet etabı nispeten düzdü. Hedefler bir doğrultu üzerinde, genelde ana yoldan 250, 300 metre uzaklaşarak bulunabilecek şekilde yerleştirilmişti. 1 saat 12 dakika içinde 20 km’lik bisiklet etabını tamamlayarak kanoları alacağımız değişim noktasına vardık. Ancak son birkaç kilometre boyunca çıkan kuvvetli rüzgar özellikle ileriki etaplarda bizi zorlayacağa benziyordu.

Bisikleti teslim edip, kano haritasını aldık. Hala 2 saat 52 dakikamız vardı ve bunun kano ve SUP etaplarındaki kontrol noktalarının en az yarısını ziyaret etmemize yeteceğini düşünüyorduk. Kanoyu suya indirmeden önce haritaya hızlıca bir göz attık. Korktuğumuz gibi kontrol noktalarının yarısından fazlasını toplayabilmek için gidilebilecek tek bir doğrultu vardı ve o şekilde ilerlersek en az 15 km yol yapmamız gerekecekti. Normal şartlar altında bu mesafeyi 2 saatten biraz daha uzun bir sürede alabileceğimizi biliyorduk. Bu SUP etabı için bize çok az zaman bırakacaktı. Endişeliydik. Kanoya binip kürek çekmeye başladığımızda endişemiz umutsuzluğa, çaresizliğe ve sonunda öfkeye bıraktı.
Karşıdan esen kuvvetli rüzgar ilerlememize olanak vermiyordu. Kürek çekmeyi, haritaya bakmak için bir an bile bıraksam, anında ters dönüveriyorduk. Geniş kanallar ve büyük göllerde dalgaların boyu 1 metreyi buluyor, kanoda durmamızı zorlaştırıyordu. Var gücümüzle kürek çekiyor ancak ilerleyemiyorduk. İlk kontrol noktasına vardığımızda 45 dakika geçmişti ve tükenmiştik. O anda anladık ki hedeflerin yarısını toplamak bir yana, yarışı zamanında bitirmemiz bile neredeyse imkansızdı. Saatlerce çırpındık, bağırdık, çağırdık, var gücümüzü kullandık ama nafile. Karşıdan gelen rüzgara ve dalgalara karşı koyamıyorduk. Suyum da bitmişti. Kürek çekmeye bir şeyler yiyecek kadar ara vermem mümkün değildi. Yalnızca geri dönmek zorunda olduğumuz için kürek çekmeye devam ettik. 3 saat 20 dakika sonra kanoları organizasyona teslim ettiğimizde resmi yarış süresini 20 dakika kadar aşmıştık ve bu topladığımız 20 küsur kontrol noktasının puanına mal olmuştu. Tükenmiş bir biçimde kürekleri ve can yeleklerini bırakarak yarışı tamamladık.

Ödül töreninden önceki yemek esnasında pek çok takımın kano etabında çok zorlandığını ve büyük kısmının ise zamanında bitiremediğini öğrendik. Ancak buna rağmen birkaç takım kano etabındaki hedeflerin tümünü topladıklarını iddia ediyordu. O havada, bunu gerçekten başarabilmişlerse, nasıl yaptıklarını çok merak etmiştik. Organizasyonun detaylı yarış sonuçlarını ve fotoğrafları yayınlaması günler sürdü. Sonunda puanlara ulaştığımızda gerçekten de birkaç takımın kano hedeflerini pürüzsüzce topladığını fark ettik. Daha da fenası, kano etabının başlangıcındaki puanımızın ilk üçe girmek için yeterli olmasıydı. Yarış fotoğraflarına baktığımızda, yarışta 3 farklı tipte kano kullanıldığını gördük. Bizim seçtiğimiz kano en büyüğü, genişi ve yükseği idi. Bu seçimi isteyerek yapmamıştık, yalnızca bu kanodan kalmıştı. Özellikle kırmızı renkli diğer bir kano, bizimkinin neredeyse dörtte üçü boyundaydı ve çok daha ince ve atik görünüyordu. Dahası, fotoğraflarda diğer takımların kano etabı esnasında çarşaf gibi bir suda gittiğini görebiliyorduk. Bu nasıl mümkün olabilirdi, anlayamadık. Gerçekten de hava biz kanoya başlamadan 10 dakika önce bozmuştu ama bizden öncekilerin bundan etkilenmemiş olmaları pek de mümkün değildi. Bütün bunlar değerlendirildiğinde, bir takım şanssızlıklar haricinde sanırım kabul etmemiz gerekiyor ki, kano disiplininde başarılı değiliz ve daha çok çalışmamız gerekiyor.

Özet olarak Alde Feanen Challgenge iyi organize edilmiş, çok “ıslak” olmasıyla diğer macera yarışlarından farklı bir yarıştı. Kano etabı öncesindeki kısımları oldukça düzgün bir biçimde tamamladık ve kanoda bu kadar geride kalmasaydık yüksek ihtimalle derece yapabilirdik. Biz iyiydik, ancak rakip takımlar çok daha iyiydi. Bu yarıştan lig için puan toplayamamış olduk. Önümüzdeki yarışlarda da rakiplerimizle amansız bir mücadele bizi bekliyor olacak. Eylül ayı içinde 2 yarışımız var ve şimdiden idmanları sıklaştırdık bile.

Yenilgiye ve yorgunluğa rağmen gülümseyebiliyorsan, o kadar acıya ve emeğe değmiştir sanki :)

Yenilgiye ve yorgunluğa rağmen gülümseyebiliyorsan, o kadar acıya ve emeğe değmiştir sanki 🙂

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *