browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Hüseyin Gazi Kayalıkları – Maden Sektörü

Posted by on 24/09/2012

Orda bir dağ var uzakta

Ankara’daki bütün tırmanış ekiplerinin uğrak mekanı Hüseyin Gazi kayalıkları. Sanırım kaya tırmanışı eğitimini Ankara’da alan herkes önce elini bir Peksimet’in kayasına sürüyor. Biz de Gezginder ile dağcılık eğitimine başladıktan bir süre sonra pratik yapmak için Peksimet’e götürülmüştük. On beş metreden ilk ip inişimizi, yan geçiş denemelerini ve o ilk top-rope başarısızlığını dün gibi hatırlıyorum.

 

Maden sektörünün güneye bakan geniş bölümü. Düz beton gibi duvar sağ tarafın ilerisinde. Dikkatli bakarsanız sol taraftaki üçgenin altında küçücük bir renk olarak bizden birini görebilirsiniz.

Hüseyin Gazi tırmanış bahçesinde geleneksel ve spor tırmanış için uygun pek çok rota var. O kadar araştırmama ve soruşturmama rağmen bu rotalar için çizilmiş topolar veya listeler bulamadım. Tunç Fındık’ın çizimini yaptığı bir Peksimet toposu hariç… Elimiz ilk kayaya değdiğinden bu yana çok zaman geçti. Hüs. Gaz.’a gittik, geldik. Bölgeye epeyce alıştık. Ancak yaz başında liderimiz Deniz Tokay bizi Peksimetin batısındaki Ayna Kaya sektörüne götürene kadar başka rotalar olduğunu bilmiyorduk. Anlaşılan Hüseyin Gazi kayalıkları 4 ana sektörden oluşuyor. Peksimet; giriş seviyesi rotalar ve kolayca top-rope sistem kurulabilmesi ile çaylak tırmanışçıların gözdesi. Ayna Kaya; nispeten daha zorlu yüzey rotaları, bacaları ve bolca boşluk hissiyle çetin bir sektör. Diğer ikisi ise Maden ve Yasak Bölge sektörleri. Yasak Bölge’ye hiç gitmedik. Askeri bölge içine girdiğinden yasak olduğunu ama çok sayıda ve değişik zorluk seviyelerinde spor rotalar içerdiğini duymuştuk. Şimdilik bizim için gizemini korumaya devam ediyor.

Maden bölgesini, Peksimet kayalıklarına her gelişimizde Güneyimizde görüyorduk. Artık kullanılmayan bir taş ocağından arta kalan devasa duvarlar, ihtişamlı sivriler ve uzun bacalar ilgimizi çekiyordu. Eylem Elif’in söylediğine göre Maden sektöründe kolay rota yoktu ve girişi kapatılmadan önce yalnızca usta tırmanıcılar gitmeye cesaret ederdi. Ustalıktan olmasa da merakımıza dayanamayarak, ekipmanı yüklenip Maden bölgesini keşfe gitmeye karar verdik.

Biraz daha yakından kayalar. Banu tırmanışa başlıyor, Ateş emniyet alıyor.

Maden sektörüne giden yol, Hüseyin Gazi tepesine gidenden farklı. Bir süre bu yolu bulabilmek için uğraştık. Yolu kime sorduysak, sözlerini oraya gitmememizi öğütleyerek bitirdi. Köyün bitip, maden yolunun başladığı yeri büyük taş parçaları ile kapattıklarını gördüğümüzde yanlış bir şey yapmakta olduğumuza inancımız iyice pekişmişti. Arabayı çeşitli manevralar ile taşlar arasından geçirmeye çalışırken etrafımızda delice havlayan bir köpek ve girişin yasak olduğunu bağıran bir çocuk iyice sinirlerimizi germeye başlamıştı. Bozuk yoldan biraz ilerledikten sonra tepenin ardını görebilir olduk. İlk defa bu açıdan baktığımız bölgede en az elli metrelik, pürüzsüz bir duvar bizi karşıladı. Arabayı uygun bir yerde bırakıp ekipmanı yüklendik. Daha ilk anda farketmiştik; etrafta top-rope istasyon kurmak için kayalık bölgenin tepesine tırmanabileceğimiz kolay bir yol yoktu. Çaresiz, bolt arayacaktık. Kaç rota vardı, zorlukları ne olacaktı? Bulabilecek miydik?

Dikkatle kayalıkları inceleyerek yola devam ettik. İlk bulduğumuz rota, duyduğumuz hikayeler ile tutarlı ancak büyük ölçüde cesaret kırıcıydı. Kırk metre kadar uzanan rota, neredeyse pürüzsüz, mermer veya yüksek kaliteli beton hissine sahip bir duvardı. İlk bolt yerden 3 metre yüksekteydi, kulağı kopmuştu ve kullanılmaz haldeydi. İkinci bolt en az 3 m daha yüksekte bize gülercesine parıldıyordu. Denenecek tarafı yoktu. Belki birileri tırmansın diye değil, çaylakları ürkütüp geri dönmelerini sağlasın diye boltlamışlardı bu duvarı.

Deniz’in lider açtığı ilk rotamız olan üçgen kayada Banu renkleriyle kayalarda kamufle olmuş, tepeye varmak üzere.

Moralimiz bozuktu ama merakımız dinmemişti. Başka rotalar da olmalıydı. Bu kadar zor olsalar bile onları görmek, elimizi kayalarına sürtmek istiyorduk. Devam ettik. Sapsarı, dikenli otlarla bezeli bir patikayı izledik. Tehlikeli kabul edilebilecek bir dizi yan geçişten sonra, vadiye doğru alçalan yüzeye dimdik yerden fırlamış kaya sütunlarının önüne geldik. Dikkatle aramamıza rağmen ilk boltu görmemiz beş dakikadan fazla vaktimizi aldı. Heyecanla ekipmanı yere bırakıp koşumumu giydim. Henüz güneş, kayanın bize doğru olan tarafına vurmamıştı, buna rağmen hava sıcaktı. On beş dakika kadar sonra hiç bilmediğim bu rotaya lider tırmanış için girmiş olacaktım. Yükseklik ve bilinmeyenin yarattığı heyecan, güneşin kavurucu etkisi ile birleştiğinde üzerimde oluşacak stresi hayal etmek bile istemiyordum. Ateş, ben ilk bolta ekspressi takana kadar ipi tutmadı ve altımda bekledi. Emniyetçinin durabilmesi için yalnızca küçük bir alan vardı. İlk ekspresi takmadan düşecek olursam Ateş’i de alıp aşağıya yuvarlanma riski taşıyordum. Rotanın başlangıcında güzel tutamaklar yoktu. Bu sebeple ayaklarıma güvenmeliydim. La Sportiva Miuralarımı ayağımı iyice sıkacak şekilde bağlamıştım. Bu iyiydi. Ayaklarım ayakkabılar içinde kesinlikle kımıldamıyorlardı ve en küçük çatlaklar üzerinde ayakta durabiliyordum. Kollarım henüz yorulmamış olduğundan, ilk ekspresi takmak için uzandığımda, ağırlığım ile diğer koluma yüklenebildim. İlk ekspresi takıp, beni Ateş’e bağlayan 9mm’lik fosforlu ipi karabinden geçirdiğimde büyük bir rahatlama hissettim. Sonraki bolt sol üstte idi. Ayaklarımda yükselip kendimi dengelemek için küçük bir kaya çatlağını tutmak istediğimde ellerimin terlemiş olduğumu farkettim. Omuz hizamda geniş bir yarık sola doğru ilerliyordu. Ellerimi arkamdan sallanan magnezyum kesesine sokmadan önce ayaklarımı bu yarığa yerleştirebilirsem rahatça dengede durabileceğimi düşündüm. Dişimi sıkıp kendimi yükselttim. Kayada lider tırmanış yaparken, koşumuma attığım sekizli düğümü, en son taktığım ekspresin seviyesinden yukarı çıktığı her seferde nefesimi kesecek bir dehşet hissine kapılıyordum. Bu his ipimi bir sonraki eksprese takana kadar artarak devam ediyordu. Sanırım dağcılık ile ilgili en büyük mücadeleyi bu hisse karşı verdiğimi söylersem bu yalan olmaz. Bir gayret, sol ayağımı yarığa kadar kaldırdım. Kendimi iterek yükseldim ve yarığın içinde durdum. Bu pozisyonda, hafif pozitif eğimli kayaya yapışarak iki elimi birden bırakabiliyordum. Nefeslendim, ellerimi beyaz magnezyum tozuna batırıp çıkardım.

Ateş yüzey rotasına ayaklarına bulduğu minik çıkıntılarla ustalıkla tırmanıyor.

Rotanın devamı bulunduğum yerden rahatça görünebiliyordu. Üzerinde durduğum yarık, sol yukarıya doğru devam ediyordu. Kayaya tırmanmanın en kolay yolu gibi görünüyor olmasına rağmen, rota bu değildi. Sağ elimi hafifçe yükselttiğimde, kayanın yüzeyinden sanki bir kabuk gibi soyularak ayrılmış büyükçe bir tutamak buldum. Güven vermiyordu. Biraz ağırlığımı vererek denedim. Her iki ayağımı iki tarafa genişçe açarak ağırlığımın büyük kısmını ayaklarıma verebiliyordum. Bu sebeple gözüm kesti ve parmaklarımı tutamağa geçirdim. Sert ve keskin kabuk  dört parmağımı sonun kadar içine aldı. Ayaklarımdan birisi kayarsa olacakları aklıma getirmek istemiyordum. Ayaklarımı birer birer yükseltip tekrar dengeye geldim. Rotanın bundan sonrası kolaydı. Bir boy ötemde derin ama biraz yatay bir baca başlıyor ve rotanın sonuna kadar devam ediyordu. Kolayca çıktım. Tırmanışın bundan sonraki adımları, bacanın yatay olmasından ötürü, sandığım kadar kolay olmadı. Bacanın içine güçlükle sığdığımda, yerimde kalabilmek için dönüp kayaya yapışmam gerekiyordu ve bu duruş ile yüzüm vadinin ötesindeki Peksimet ve arkamdaki Ankara manzarasına dönmüştü. Boşluk hissi ürkütücüydü. Neyse ki fazla uzun sürmeden tepedeki karabine ulaştım ve ipimi geçirebildim. Her adımımı dikkatle izleyen Ateş, son hamlemle birlikte ipi sıkı aldı ve ekspresleri toplayarak aşağı indim. Benden sonra sırasıyla Banu ve Ateş aynı rotayı tırmanırken üstlerine yakıcı güneş gelmeye başlamıştı. Arabadan fotoğraf makinesini almak için geri dönmem gerektiğinden detaylı olarak tırmanışlarını izleyemedim. Ancak uzaktan güzel fotoğraflar çekmek için fırsat yakalayabildim.

Yanlarına geldikten kısa bir süre sonra yeni rotalar aramak üzere eşyalarını sırtlandılar. Altımızdaki geniş boşluğu kaplayan sararmış otlar arasında yavaşça yürürken gözlerimiz kayalarda bolt arıyordu. Tırmandığımız rotanın çok yakınında duvara çakılmış iki siyah sikke gördüm. Yüksekte idiler. Oraya ulaşabilmek için geleneksel tırmanış yapmak gerekliydi. Kayanın gölgesinde birbirimize baktık. Bir kişi tırmanalım dese diğerleri balıklama atlayacaktı. İstiyorduk ancak daha geleneksel tecrübemiz yeterli değildi. Gelecekteki günleri hayal ederek yürümeye devam ettik. Hava iyice ısınmıştı. Dış katmanlarımızı taşımamız gereksiz geliyordu, bu sebeple onları bulunduğumuz noktaya bırakarak ilerledik.

Tırmandığımız kayalığın arkasına doğru yan geçiş yaptığımızda yirmi metre ileride yeni bir rota daha bulduk. Bu rota belli ki iki parçadan oluşuyordu. İlk bölümünün üzeri likenlenmiş ve kurumuş olduğundan tırmanılması oldukça güç görünüyordu. Dahası beş metre yüksekteki sete çıkana kadar yalnızca bir bolt görebiliyorduk. Sete çıktıktan sonra her şey bitmiyordu. Yükselen duvar üzerinde, tepeye kadar üç bolt daha vardı ve bunların ilki en az üç metre yukarıda idi. Riskli ve çirkin bir rotaydı. Acaba gözden kaçırdığımız bir şey mi vardı? Anlamak için epey kafa patlattık ama sonra vazgeçerek tepenin öteki tarafına doğru yaptığımız yan geçişe devam ettik.

Teknik tırmanış değil, aslında sadece rotaya girmek için sete ulaşmaya çalışıyor.

Bu esnada, sağımızda, oldukça yüksekte duran bir sivrinin ucunda parıldayan bir karabin farkettim. Altına doğru birkaç bolt görünüyordu ancak rota epey uzakta olduğundan zorluğunu kestirmek olanaksızdı. Rotanın altına gidecek bir yol bile yoktu. Sırf girişine ulaşmak bile bir dizi tehlikeli tırmanış gerektirecekti. Geri dönüşte ilgilenmek üzere devam ettik. Aşağı yukarı iki saat etrafta dolaştık, iki kısa rota bulduk ama tırmanmaya çalışmadık. Aklım sivride kalmıştı. Banu ve Ateş’i ikna ettim ve sivriye ulaşmak için bir yol aramaya koyulduk. Rota girişi iki set üzerimizdeydi. Ulaşmak için kolay olmasına rağmen emniyetsiz iki tırmanış yapmamız gerekecekti. Ateş ile iki farklı açıdan setlere tırmanmaya çalışırken Banu da  bize yiyecek hazırladı. Fazlasıyla uzun uğraştan sonra Ateş ile son setin önünde buluştuk. Sadece bir boy üzerimizde sivri görünüyordu. Arkamız boşluktu, altımızdaki setler ise küçüktü. Son adımı tırmanmaya cesaret edemedim. Ateş hiç zorlanmadan kayanın üzerinden geçti ve çıkabilmem için bana ip uzattı. Peşi sıra tırmandım. Rotanın girişindeydik. Burada yalnızca bir kişinin ayakta durabileceği kadar yer vardı ve eğimli zemindeki toprak  her an ayaklarımızın altından kayıyordu. Dehşet ile kayaya yapıştım. Etrafta istasyon kurup emniyet alınacak bir yer yoktu. İstasyonu, duvardaki ilk bolta taktığımız bir kapalı perlon ile kurduk. İpi aşağıya salladık. Ben korku ile duvar kenarında dururken Ateş, Banu’nun yanımıza çıkışına yardım etti. Sinirlerim iyice gerilmişti. Üç tarafım boşluktu ve zemin topraktı. Lider tırmanmak isteyip istemediğimi bana sorduklarında kesin bir dille reddettim. Yerimde oturup korkulu gözlerle Banu’yu izlemeye koyuldum. İlk iki boltu kolaylıkla geçti. Rotanın teknik zorluğu çok yüksek değildi. Ancak insan üzerinde kurduğu boşluk baskısı inanılmazdı. Banu da korkularımı paylaşıyor olacak ki, ikinci ekspresi taktıktan sonra devam etmek istemedi. Geçen sürede biraz sakinleşmiş, en azından ayağa kalkıp emniyet alabilecek ruh haline gelmiştim.

Boşluk hissi çok yüksek bu rotada tepeye az var.

Ateş tırmanmaya başlarken Banu fotoğraf çekmek için kayaya iyice yapışmıştı. Ateş, likenler ile yeşermiş kaya yüzeyini sıkıca kavrayabiliyordu. Ayaklarını yüzeyde en iyi kullanabilenimiz Ateş idi. Bu becerisi, bu rotada özellikle işine yarıyordu çünkü ilk basamaklar oldukça küçüktü. İkinci ekspresin üzerine çıktığında vücudunu döndürerek sola doğru yanaşmaya başladı. Rota, sağdaki güven veren kayalıktan, sola uçurumun üzerine doğru ilerliyordu. Ateş buraya çıksa bile, bizim top-rope ile tırmanmamız olanaksız olacaktı. Çünkü tırmanıcı eğer düşerse, bi alttaki eksprese doğru değil, tepedeki karabinin izdüşümüne, yani uçurumun üzerine doğru sallanacaktı. Hiçbirimizin böyle bir olayı tecrübe etmek istediğini sanmıyordum. Üzerine gelen güneş ışıkları Ateş’in gözlerini kamaştırıyordu. Sık sık durup tek eliyle alnındaki teri siliyor, sonra da elini magnezyum kesesine batırıp çıkarıyordu. İki buçuk metre yukarıda üçüncü bolta ekspresi taktı. Aşağıdan görebildiğim kadarıyla basamaklar çok küçüktü ve Ateş sadece ayak ucu ile bunlara basarak dengede duruyordu. Güzel görünen tutamaklar ya sağlam değildi, veya bir sonraki hamleyi imkansız hale getirecek şekilde konumlanmıştı. Bacaklarını genişçe açarak dengesini sağladı. Koşumundan gelen ip bir bacak boyu altındaki ekspresten başlayarak bir dizi kıvrım yapıp benim elime kadar uzanıyordu. Her hamlesini dikkatle izliyor, gerektiğinde ipte boşluk verip, hemen toplamaya hazırlanıyordum. İster istemez, ara sıra, yaptığı hamlelerde ip verme hızım, onun çekme hızından düşük oluyordu. Bu bütün hamleyi bozmaya yetiyordu. Kayanın Güney Doğu yüzü oldukça pozitifti ve nispeten daha kolaydı. Ancak Ateş o tarafa geçmiyordu. Doğrudan rotayı izliyordu. Karabin üç metre üzerinde göz kırpıyordu. Sağ ayağını geçirdiği yatay çatlağa yüklendi, sol ayağını yükseltti ve omuz hizasında tuttuğu güvenli bir tutamağı bırakarak sağ elini tepeye attı. Rotanın en tepesinde, karabine yakın bir seviyede koskoca bir kova gibi duran bir kaya açıklığı vardı. Ateş rahatlamıştı. Kendini yukarı çekip, karabine kolayca erişeceği bir yerde durdu. Karabini açıp, ipini içinden geçirişini soluksuz izledim. Ateş’in aşağıya inişi bize top-rope olarak çıkmamızın olanaksızlığını bir daha gösterdi. Sürekli kendini gelen ipten çekerek pozisyonunu ayarlamak zorunda kalıyordu. Ekspresleri toplayarak aşağı kadar indi. İpten çıkarak istasyonda emniyete girdi.

Sola kayan rotada pandül yemeden top-rope için mühendislik harikası çözümümüz

Banu da ben de lider çıkmak istemiyorduk. Ama top-rope da olanaksızdı. Düşen kişinin uçurum üzerine doğru yapacağı salınım, herhangi bir lider tırmanış düşüşü kadar korku verici geliyordu. Bu yüzden farklı bir teknik uygulamaya karar verdik. Üç mühendisin tırmanışı, problemlerin çözümüne analitik yaklaşım ile oldukça keyifli oluyordu. Geliştirdiğimiz teknik, Banu’nun, biri lider, diğeri top-rope olmak üzere iki emniyetçi ile desteklenmesi prensibine dayanıyordu. Tek ipimiz olduğundan, Banu, ipin iki ucuna da girecekti. Ateş asıl emniyet olan top-rope tarafı tutacak ve Banu tırmandıkça boşu alacaktı. Ben ise Banu tırmanıp, ipini ekspreslerden geçirdikçe ona ip verecek ve olası bir düşüşün salınım ile sonuçlanmamasını sağlayacaktım. Banu geliştirdiğimiz tekniğe güvenerek, rotayı rahatça tırmandı. Ekspresleri toplayarak indi.  Sabırsızlık ile “iplere” girdim. İki farklı emniyet ve emniyetçiye rağmen yüksekliğin baskısını hissediyordum. Buna rağmen sonuna kadar tırmanabildim. İndiğimde yüzümdeki şapşal gülümsemeye hakim olamadığımı hissettim. Kollarım da epey yorulmuştu.

Buradan iniş kolay olmayacaktı. İp kullanmaya karar verdik. İstasyona bir yardımcı ip bıraktık ve ipimizi aşağıya savurduk. Birbirimizin ardına ip inişi yaparak iki set aşağıya iniverdik. Yorulmuş ve acıkmıştık. Bir gün önceden tur bisikletçisi misafirimiz Alain’in bize hazırladığı peksimetleri yedik. Tam bulunduğumuz noktada bir başka rota vardı. Kısa olmasına rağmen oldukça zor görünüyordu. Ayaklarım çok acıyor olmasına rağmen, denemeye karar verdim. İlk iki ekspresi takmak kolaydı. Ancak üçüncüye ulaşabilmek için bir tavanı geçmek gerekiyordu. Bunu yapabilmek için insanın daracık bir çatlağa iki ayağı ile birlikte basarken, vücudunu yay gibi kıvırması ve yükselmesi gerekliydi. Beceremedim. Ayaklarımın acısı dayanılmaz olmuştu. Kollarım da ağrımaya başlamıştı. Benden sonra tırmanmak isteyen olmadığından taktığım ekspresleri söküp geriye doğru tırmanarak indim.

Arabaya binip eve doğru sürmeye başladığımızda aklımızda Maden sektörünün ötesindeki bulamadığımız diğer rotalar kalmıştı. Kısa sürede geri dönmek üzere sözleşiyorduk. Tabii birilerinin bize şu rotaların bir listesini vermesi çok iyi olabilirdi.

Rotadan panoramik Hüseyin Gazi

One Response to Hüseyin Gazi Kayalıkları – Maden Sektörü

  1. Kamil Sandıkcıoğlu

    İzlemeye yeni başladım.
    Kolay gelsin . Başarılar .

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *