browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Hollanda Macerası: AT Challenge

Posted by on 23/09/2015

İş sebebiyle uzun süreler geçireceğimiz Hollanda’da da rahat duramadık ve geçtiğimiz haftasonu 8 saatlik bir macera yarışına katıldık. Bonus oyunlar, farklı beceriler gerektiren bulmacalar ve alışık olmadığımız etaplar ile dolu bir yarıştı.

Hollanda Macera Yarışı Serisi’ne katılmış olduk.

All Terrain Challenge (AT Challenge), toplamda 10 macera yarışından oluşan Hollanda macera yarışı serisinin (Dutch Adventure Race Series) 7. yarışı. Ne yazık ki bu yarıştan biraz geç haberimiz oldu ve doğru düzgün hazırlık yapma fırsatı yakalayamadık. Yine de gitmeden önce yarışın web sayfasında Hollandaca yazan kuralları ve zorunlu malzemeleri Google Translate aracılığıyla çevirerek okumuştuk. Tabii ki ve ne yazık ki bu yeterli olmadı.

schema_van_de_route_2

Yarış sabahı tren ile Eindhoven’a ulaştık.

Tren istasyonundan yarış başlangıç noktasına kadar bisikletle gittik. Olası kural değişiklikleri ve önemli noktaları İngilizce olarak öğrenebilmek için erken varmaya özen gösterdik ve hızlıca kaydımızı yaptırdık. Bir organizasyon yetkilisi bize biraz zaman ayırdı ve bazı çevirileri yaptı. Ne yazık ki bu çeviriler bazı ağaç türlerinin isimleri ile sınırlıydı. Aynı yetkili brifing sunumunu yapan teknik organizatör olmasına rağmen en önemli kuralları bize İngilizce olarak söylemedi. Bu noktadan sonra yarış esnasında sorduğumuz sorulara hızlı ve geçiştirmek amacıyla yanıtlar verdiler ve ısrarla bize tüm kuralların kural kitabında (tabii ki Hollandaca) yazdığını vurguladılar.

21456225700_6881628b89_b

 

Yarış başlangıcındaki giriş etabı bizim için sürpriz oldu.

 

21457638430_5bea37bbe8_bWeb sitesinde yazdığına göre yarış MTB etabı ile başlayacaktı. Ama brifing bittiği gibi farkettik ki Prolog (giriş bölümü) diye bir etap varmış. Diğer etapların çoğundan farklı olarak bu etabı atlamak mümkün değilmiş. Tabii ki biz etrafımızda olan bitenden haberdar olmadığımız için, 3km’lik oryantiring parkuru başlarken ayağımızda SPD bisiklet ayakkabılarıyla kalakaldık. Çanta çıkar, ayakkabıları bul, giy, diğer çifti bırak derken yarış başlayıverdi. Normalde 15 dakika sürecek olan prolog bizim için yarım saatten fazla zaman aldı. Prolog etabı 400m’lik olimpik koşu pistinde 1 tam tur ile başladı. Tur bitince aldığımız, üzerinde 3 nokta işaretli olan 1/25.000’lik harita ile yaklaşık 3 km’lik oryantiring parkuru koştuk. Ulaştığımız her noktada ne bulmamız gerektiği (çam ağacı, piknik masası, vb.) ile ilgili ipuçları Hollandaca olarak yazıyordu. Bulduğumuz her noktada bir koordinat, bazı eksik haneler ile yazılı olarak asılmıştı.

Birinci noktada: 155.XX , 398.YY yazıyorken, ikincisinde 15X.7X , 3Y8.1Y yazıyordu. Üçüncüsünde de XX5.70 , 39Y.Y5 yazıyordu. Tam olarak ne yapacağımızı bilmememize rağmen, koordinatlardaki eksikleri tamamlayarak elimize geçen tek koordinata gitmek üzere bisikletleri bıraktığımız başlangıç noktasına döndük. Bu aşamada bazı takımların yanlarına kalem almadığını ve bundan ötürü büyük zorluk yaşadıklarını gördük.

 

Bisikletleri aldıktan sonra giriş etabında oluşturduğumuz koordinata gittik.

Yarışın ilk etabının koordinatlarının burada verildiğini gördük. Bu noktadan sonraki hedeflerde puan kazanmamız için, şeffaf asetatlarda ilgili hedefe ayrılmış yeri asılı olan zımbalarla işaretlememiz bekleniyordu. Vurgulamam gereken noktalar, zımbaların garip garip yerlere çok iyi gizlenmiş olduğu ve zımba yanında renkli bir şerit, hedef bayrağı veya herhangi kolay görünen bir şeyin bulunmadığı. Bu zımbaları gördükçe Kurabiye Macera Yarışı’nda Caner’e hedefleri küçük karton plakalarla işaretlediği için kızdığımı hatırlayıp gülümsedim. Yarışın giriş bölümü 38 dk. sürdü ve 4.6km yol katettik.

21023257053_d783c68412_b

Defalarca kontrol ederek hedefleri haritamıza işaretledik.

Koordinatları aldıktan sonra, yarış başında bize verilmiş olan 1/25.000 ölçeğindeki haritalarımıza dikkatlice ve defalarca kontrol ederek işaretleme yaptık. Koordinatlar XXX.XX, YYY.YY biçiminde verilmişti. Ancak elbette o koordinatta ne bulmamız beklendiği bilgisi Hollandaca olduğundan anlayamıyorduk.

Sonunda, -gerçek- bisiklet etabına başladığımızda yarış başlangıcından 45 dakika geçmişti bile.

Garipsediğimiz, okumakta zorlandığımız haritamızla yolumuzu bularak ilerlemeye başladık. Tüm ülke dümdüz olduğu için herkes bisikleti son sürat kullanıyor. Haliyle bu hızlarda oryantiring yapmak bana zor geldi. Haritadan bazı yolların ne özellikte olduğunu, geçilip geçilemeyeceğini anlayamıyordum. Yine de hedefleri hatasız ve nispeten kısa sürelerde bularak kendimi şaşırtmayı başardım. İlk MTB etabında 01:45 sürede 24.4 km yol katederken 5 hedefin hepsini bulduk.

İlk bisiklet etabı WP1 değişim noktasında sona erdi.

Burada bisikletleri bırakıp, koşu ve kano etaplarına başlayabileceğimiz nokta idi. Ancak WP1’e vardığımızda oradaki görevli (brifingi veren adam) bize koşu için sadece 15 dakika süremiz kaldığını söylediğinde iyice sinirimiz bozuldu. Acaba bilmediğimiz daha neler vardı? Aklıma gelen iki kritik soruyu hızla sordum ve kısa yanıtlar aldım:

-Kanoda cut off var mı? -Yok

-Koşu etabında en az bir nokta almamız bekleniyor mu? -Hayır

Banu’yla kısa bir değerlendirme yapıp, koşudan 1 hedef toplamak üzere en yakındaki hedefe doğru koşmaya başladık. Hedefe ulaşmak için bir çiftliğin çitlerinin etrafından dolaştık ve bu esnada çok sayıda dikenli çalıyla mücadele ettik. Sonunda hedefi bulduğumuzda kötü bir sürprizin bizi beklediğini farkettik. Hedef noktasında, asıl hedefe giden azimut ve mesafe bilgisi vardı ve gönye (veya ölçekli pusula) ile asıl hedefi bulmamız gerektiği belirtilmişti. Cut off’a çok az kaldığı için riske atmak istemedik. Eğer belirtilen süre içinde dönemezsek ne kaybedeceğimizi bile bilmiyorduk, belki yarış başından beri topladığımız puanlar silinebilirdi. Bu yüzden puan alamadan geri döndük.

Kanoya başlayacağımızı belirttiğimizde bize yeni bir skor kartı verdiler.

Tabii ki elimizdeki skor kartını da bizden aldılar. Kıyıda duran kanoyu suya indirmeden önce, kano hedeflerini haritaya işaretlemek için biraz zaman harcadık. Sık sık hedef işaretlemek alışık olmadığımız bir durumdu. Bu sürede bedenimiz soğuyor, kalp ritmimiz düşüyor ve bir sonraki aktivite için daha az hazır duruma geliyorduk. Ayrıca sürekli atıştıran yağmur yüzünden haritanın ıslanmasını engellemeye çalışmak da kolay olmuyordu.

21023079153_0663e02d63_b

Kanoyu suya indirdik indirmesine ama dengede durup kürek çekmek için pozisyon almak başlı başına ayrı bir beceri istiyordu. Diğer takımların gözü önünde debelenerek sonunda oturmayı başardık ama bir şeyler yanlıştı: Banu bana, ben ona bakıyor durumdaydık. Pozisyon değiştirmek için tekrar kıyıya çıktık! Detaylarına girmek istemeyeceğim kadar oyalandıktan sonra kürek çekmeye başlayabilmiştik.

21633948412_338bdc6491_b

Oldukça hızlı gidiyorduk. Ancak diğer takımların aksine, nehirde bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerliyorduk. Bir sola, bir sağa derken katettiğimiz mesafe uzuyordu. Uzun bir süreden sonra istediğimiz doğrultuda ilerleyebilmeye başladık. İlk hedefimiz derenin üstünden geçen eski bir tren yolu köprüsündeydi. Köprüyü ötemizde görebiliyorduk. Sonradan öğrendiğimiz üzere yılın bu mevsiminde dereler yüksek olurmuş. Bu sayede kano üstünde ayağa kalkıldığında köprüye bir karış mesafe kalacak kadar yakınlaşabiliyorduk. Tabii ki bu yeterli değildi. Kıyıya çıktık. Banu kanoya sahip çıkarken ben de dikkatlice tamamen yosun tutmuş olan köprüde ilerlemeye çalışıyordum. O sırada rakip takımlardan bir kadın derenin ortasındaki kanoda ayağa kalktı ve zıplayıp köprüye tutundu. Hedef zımbasına benden daha yakındaydı. Yardım etmeyi teklif edecektim ki ayağım kaydı. Güçlükle tutundum ve dereye düşmekten kurtuldum. Ben dengemi bulup zımbaya ulaştığımda kadın çoktan kanoya geri inmişti ve derede hızla ilerlemeye başlamışlardı. Paşa paşa geldiğim yerden geri döndüm ve yine büyük mücadele ve stresle kanoya bindim. Bir sonraki hedefe doğru kürek çekmeye başladığımızda Türkiye’de alışık olduğumuz hafif siklet macera yarışlarından birinde olmadığımızı tam olarak anlamıştım. Burada parkur daha zorlayıcıydı ve takımların büyük çoğunluğu yaptıkları işi çok ciddiye alıyordu. Birkaç yüz metre ileride kıyıdaki bir hedefi çok zorlanmadan bulduk ve geri dönüş yoluna geçtik.

Dereler de aynı tepeler gibi; eğer bir yönde ilerlemek size kolay geliyorsa, diğer yön zor gelecek demektir. Akıntı hafif olmasına rağmen bizi zorluyordu. Kısa süre sonra üçüncü kano hedefi için bir kanala girdik. Bu sefer ben kanoyu sabit tutma görevini aldım ve Banu kıyıya çıkarak hedefe gitti. Ancak hedef yerinde yine azimut ve mesafe bilgisinden başka bir şey yoktu. Biraz arandıktan sonra vazgeçerek kanoya döndü. Daha sonra bu hedefi hiçbir takımın bulamadığını öğrendik. Kano etabını tamamladığımızda, kanoyu kıyıya çıkararak yan çevirmemizi ve kürekleri istiflememizi istediler. Tüm kano etabında 01:18 dakika harcayarak 3,6km yol katedip yalnızca 2 hedef bulmayı başarabilmiştik.

 İkinici bisiklet etabı için koordinatları aldığımızda bir sürprizle daha karşılaştık.

Bir sonraki aşama olan 2. bisiklet etabı için, bize verilen koordinat listesindeki üç koordinattan ikisinin üstü çizilmişti. Yani WP2’ye gidene kadar sadece tek hedef alabilecektik. İlk başta bazı hedeflerin kaybolmasından ötürü iptal edildiğini düşünmüştüm ama sonradan öğrendiğimize göre geriden gelen takımlara zorunlu olarak kestirme yaptırmak için bu uygulamayı yapıyorlarmış.

Haritamıza işaretlediğimiz tek hedefe doğru yola koyulduk. Bisiklette akıcı bir biçimde yolumuzu bulabiliyorduk. Zaman zaman girdiğimiz toprak yollarda çamur ile karşılaşıyorduk ama genelde bunlar bisikletten inmemizi gerektirmiyordu.

WP2’ye vardığımızda burada bizi sonunda bonus puan olan özel bir görevin beklediğini gördük. Görev, takım üyelerinden birinin bisiklet üstündeyken, elinde tuttuğu 2m uzunluktaki sopayı kullanarak yüksekte asılı olan 5 adet plastik simidi yakalayarak, ayağını yere değmeden karşı tarafa geçebilmesi idi. Hızla görevi yerine getirmeye başladığımda kendimi orta çağda kargı ile kapışan şovalyeler gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Bu küçük oyun için ayarlanmış bölgenin hemen ardında bisiklet bırakma noktası vardı. İkinci bisiklet etabı 6.4km mesafeyi 25 dk içinde 2 hedef toplayarak tamamlamamız ile sonlanmış oldu.

İkinci koşu etabına başlamak için bisikletleri çimlere yerleştirdiğimizde yağmur dinmiş, güneş açmıştı.

Skor kağıdımızı yenisiyle değiştirdik ve yine (yine, yine) haritaya hedef işaretlemeye koyulduk. Bu koşu etabı büyükçe yeşillik bir alanın içinde geçecekti. En uygun olduğunu düşündüğümüz hedef ziyaret sırasını kafamızda oluşturduk ve başladık koşturmaya. Genelde patikaları izlemeyi tercih ettik çünkü yeşil alan bazen geçilemeyecek kadar sık çalılarla kapanmış oluyordu. Bazen de haritada belli olmayan bir hendek ile son buluyordu. Böyle birkaç durumla karşılaşıp bileklerimize kadar suya girdiğimiz oldu. Hatta bir seferinde bastığım çalılık yarım metre kadar içeri göçtü ve çalıların gizlediği suyla dolu hendeğe oturdum. Dediğim gibi bu yarış bizim için yalnızca zorluk çıtasının arttığı değil aynı zamanda rezillik sınırlarımızın da ötesine geçtiğimiz bir tecrübe oldu. Koşu hedeflerini oldukça hızlı ve pürüzsüz bir biçimde buluyorduk, şansımız dönmüş gibiydi. Hedeflerden ikisi tren yolunun öteki tarafındaydı ve haritada her biri bir hedefe yakın olan iki küçük geçit görünüyordu. Bu geçitlerden ilkini bulmak zor olmadı. Ancak bulduğumuz geçidin insanlar için değil de, aslında hayvanların güvenli geçişi için yapılmış olduğunu farkedince biraz şaşırdık. Oyalanmadan hedefimizi bulup alt geçidi tekrar kullanarak geri döndük. Tren yolunun öteki tarafındaki ikinci hedefe gitmekte kararsızdık. Yine de denemek için alt geçidin yakınından geçmeye karar verdik. Bir süre sonra kendimizi sık otların ve dikenlerin arasında buluverdik. Patikalardan uzaktaydık ve alt geçidi bulamıyorduk. Beş dakika kadar kaybettikten sonra ilerideki sık çalılığın ardından gelen seslere doğru yöneldik ve alt geçidi bulduk. Sesler karşıdan gelmekte olan yarışmacılara aitti. Üç farklı takım bellerine kadar suya gömülmüş, bir buçuk metre genişliğinde, basık tavanlı alt geçit boyunca ilerliyorlardı. Şaşkınlığımızı gördüklerinde doğru yolda olduğumuzu belirttiler. Yiğitliğe toz kondurmamak için takımların yagılayıcı bakışları altında suya girdik. Su pek de temiz kokmuyordu. Ayrıca tabanda ayakkabı derinliğinde balçık çamur vardı. Otuz metre kadar ilerleyip tren yolunun öteki tarafına geçtiğimizde, hedefi nasıl bulacağımızı değil de, nasıl geri döneceğimizi düşünüyorduk. Mısır tarlalarının öteki tarafındaki hedefe gidip gelmemiz belki 10 dakikamızı aldı ama toplamda bu hedef için harcadığımız zaman ve katlandığımız stresin bedeli oldukça ağırdı. Sonuç olarak elbette aynı alt geçitten bir daha geçtik ve koşu etabının son iki hedefini almak için yola devam ettik.

Bir sonraki hedefimizde yine ufak bir oyun vardı.

21645368675_0e988d48c5_bHedef zımbası yerden 10 m. kadar yüksekte, iki ağaç arasına gerili geniş bir file alanının en tepe noktasındaydı. Bu filenin yere en yakın noktası 2,5 m. yükseklikteydi. Ben nasıl çıkacağımı düşünürken Banu yine sosyalleşmekle meşguldü. Zıplayarak fileye tutundum ve Banu’dan zar zor aldığım yardımla kendimi yukarı çektim. Bir gergedan çevikliğiyle (!) tırmandım ve hedef kartını zımbaladım. Genelde bu yüksekliklerde rahatsız olurum ama yarış psikolojisi ile pek etkilenmemiştim. Aynısı Raidlight Aladağlar Sky Trail’da da başıma gelmişti ve şaşırmıştım. Filenin ucuna kadar geri indim, sıkıca tutunarak aşağıya sarktım ve kendimi bıraktım. Vakit kaybetmeden bir sonraki etaba başlamak için WP2 noktasına geri dönmeye koyulduk.

 

 

 

Sıradaki etap “Step Bike” idi.

21024099983_35a459d1a5_bBu bizim için tamamen yeni bir mücadele olacaktı. Step Bike dedikleri araç, aslında bizde daha çok çocuklar tarafından kullanılan, scooter da denilen gidonlu kaykay. Tabii ki çok basit modelleri olduğu gibi toprak yollarda gidebilecek, kocaman tekerleri olanları da var. WP2 noktasına ulaştığımızda kullanacaklarımızın oldukça iyi durumda ve ileri modeller olduğunu gördük. Rotamızı çizdik ve doğaçlama yoluyla step bisikletlerimizi kullanmaya başladık. Bisikletler hızlı ve akıcı biçimde ilerliyorlardı ama kullanmak yoğun çaba gerektiriyordu. Verim artırmak için birkaç farklı teknik denedim ve sonunda bir ayak ile step üstünde dururken, diğer ayağımı açabileceğim kadar ileriye açıp, sanki koşuyormuşcasına hızla yere vurup kendimi ileriye doğru itmeye başladım. İşe yaradı. Sanırım bu şekilde saatte 20km kadar hıza çıkabiliyordum. Banu ise daha zor durumdaydı. Alışık olmadığı bu yeni araç onu fazlasıyla zorluyordu. Belli aşamalarda, step bisikletinden inip, yanında koşmayı bile tercih etti. Yine de bu etapta 1 saatte 8.9km yol katedip 4 hedef toplamayı başardık.

Step’leri teslim ettiğimizde bize yeni koordinat listesi verdiler.

Yine işaretlemeye başladık. 1,5 saatten biraz daha fazla zamanımız vardı. Hedeflerden yalnızca bir tanesi WP2’ye yakındı. Diğer 6 hedef ise güneyde, bitiş noktasının 5 km uzağında kümelenmişlerdi. Yakındaki ile oyalanmayıp, hızla hedef kümesine yaklaşmaya karar verdik. Yanımızda organizasyondan bir görevli vardı ve ona bitişe geç gidersek ne olacağını sorduk. Diskalifiye olmayacağımızı, geciktiğimiz her dakika başına 1 puan kaybedeceğimizi söyledi. Dakika başına 1 puan… Ne kadar kötü olabilir ki? Bu aşamada yaptığımız en kritik karar hatasını yapıp (tabii ki eksik bilgilendirme yüzünden) gecikmek pahasına fazla nokta toplamaya karar verdik. Bu kararın altında yatan mantık, bugüne kadar katıldığımız bütün yarışlarda hedef puanlarının 10 – 50 arasında değişiyor olmasıydı. Ayrıca; kano, step, koşu ve bisiklet gibi çok farklı disiplinlerden oluşan bir yarışta hedeflerin hepsinin ağırlığının birbirinden farklı olması beklenmez mi? Sonuç olarak durum bu değilmiş. Her hedef 1 puan imiş… Ve ortalama 20 dakikada bir bulabildiğimiz hedeflerden kazandığımız puanları, geciktiğimiz her dakikada birer birer kaybedecektik.

 Step bisikletinden inip, dağ bisikletlerimize bindiğimizde yaşadığımız konforu tahmin edemezsiniz.

Karar verdiğimiz üzere güneydeki hedef kümesine doğru hızla sürdük bisikletlerimizi. Bu konforumuz hedeflerin yerleştiği, ince sahil kumuyla kaplı ormana girene kadar sürdü. Çoğunlukla, zor da olsa, bisikletlerimizi sürebiliyorduk. Ancak bazı yerlerde bisikletleri taşımak zorunda kaldık. İlk üç hedefi bulmak pek zor olmadı ancak ormanın ilerlerinde haritada olmayan yollar açılmıştı ve (doğal olarak) hiç eşyükselti de olmadığından yol bulurken zorlanmaya başladık. Bir noktadan sonra gereksiz yere oyalandığımıza kanaat getirdik ve dönüş yoluna geçtik. Zar zor kendimizi asfalta attığımızda gruplar halinde takımların son sürat bitiş doğrultusunda gittiklerini, hedeflere uğramayı artık bıraktıklarını farkettik. Bitişe 5 km kadar vardı. Elimizden geldiğince önlerdeki gruba yakın ilerlemeye çalışıyorduk. Ancak doğuştan beri her gün bisiklet kullanan bu insanlarla aynı tempoyu korumak kolay olmuyordu. Bir noktadan sonra takımların haritanın kenarında son bulan (ancak tahminen bitişe doğrudan giden) bir yolu izlediklerini görüp durduk. Biz harita dahilindeki dönemeçli yollara saptık. Artık etrafımızda kimse yoktu. Kırmızı ışıklarda dura kalka bol bol zaman kaybettik.

Bitişe ulaştığımızda bisikletleri koyup koşu yolundaki şişme oyun parkına girmemizi söylediler. Bu da bizim için sürpriz bir etaptı. Etraftaki kalabalığı izleyerek atladık, zıpladık, bir şeylerin altından, başka şeylerin üstünden geçtik ve sonunda bitiş çizgisinden geçtik. Birileri numaramızı kağıda yazdı. O kadar… Ne bir madalya, ne bir kurabiye… Islak, pis ve şaşkın olarak yarışı tamamladık.

 Yarış sonrasında müthiş bir barbekü partisi bizi bekliyordu.

Doyurucu miktarda (şanslıyız, çünkü her zaman böyle olmuyor) sunulan hamburger ve salatalarımızı yiyerek yeni edindiğimiz arkadaşlarımızla bol bol sohbet ettik. Bizim gibi Hollandaca bilmeyen bir takım daha vardı. Onlarla dertleştik. Tecrübeli bazı takımlardan öneriler aldık. Hava kararmaya başladığında takımlar birer birer yarış alanını terk etmeye başladı.

Yarış ile ilgili izlenimlerimiz olumluydu.

Dil sorunu sebebiyle talihsizlikler yaşadık ama kimsenin bilinçli olarak bizden bilgi sakladığını düşünmüyorum. Yarışmacılar işlerini çok ciddiye alıyorlardı ve çoğu oldukça başarılıydı. Toplamda 45 takım yarıştı. Bir takım hariç hepsi yarışı tamamlayabildi. 45 takımın 18’i karma, 2’si ise kadın takımıydı. Yani neredeyse erkek takımları ile diğer takımlar birbirine eşit sayıdaydı.

Biz toplamda 22 puan topladık ancak gecikme sebebiyle 7 puan kaybederek 15 puanla yarışı karma kategoride 8. sırayla tamamladık. Kürsü gören üç karma takımın puanları ise 27, 25 ve 24. Yani aramızda kapanmayacak bir fark yok ve bunu görmek çok güzel.

Yarıştaki puanlama yönteminin çok mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Bu kadar farklı disiplinden oluşan yarışlarda en azından hedeflerin puanlarının birbirlerine eşit olmamasını beklerdim. Eğer bu bilgiye yarış başında sahip olsaydık, kano etabını tamamen atlar, stratejimizi buna göre belirlerdik ve çok yüksek ihtimalle yarışı ilk sıralarda tamamlayabilirdik. Olsun, bir dahaki sefere…

Gün sonunda hem organizasyondan hem yarışmacılardan birçok yeni arkadaş edindik. Şimdiden bazılarıyla antrenman yapmak üzere anlaştık ve diğerleriyle sonraki yarışlarda görüşmek dilekleriyle ayrıldık.

Prolog   38dk   4,6km
MTB-1   01:45dk   24,4km (5)
Run-1   11dk   1,2km (0)
Kano   01:18dk   3,6km (2)
MTB-2   25dk   6,4km (1+1)
Run-2   01:08dk   6,1km (6)
Step   01:01dk   8,9km (4)
Bike   01:40dk   19,6km (3)

 

12030359_423219831211080_1848201951747542477_o

2 Responses to Hollanda Macerası: AT Challenge

  1. Sabiha Sungur

    Merhaba Sevgili Banu ve Deniz,

    Tebrik ederim gerçekten zorlu bir yarış olmuş. Azminize ve enerjinize hayranım. Çok güzel yazmışsın Denizcim büyük bir heyecanla okudum.
    Yeni yarışlarda başarılar dilerim.
    Öpüyorum ikinizi de.
    Sabiha

  2. Deniz

    Çok teşekkürler Sabiha. En büyük destekçimiz sensin. İnan bu güzel dileklerin ve yazdıkların o kadar motive ediyor ki bizi… Çok özledik seni de tüm Gezginder ailesini de… Umarım yakında görüşürüz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *