browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Haftasonu Maceraları: Yenice Ormanları Şeker Kanyonu

Posted by on 11/08/2012

23 Temmuz Pazartesi akşamı iki çift Kertenkele daha etkinliklerden yorgunluklarını atamadan hemen bir araya geldik. Henüz önceki gece Banu ve Deniz Tuna Nehri macerası ve sonrasındaki İtalya seyahatlerinden; Mert ve Ateş de DASK Anadolu Dağ Maratonu yarışından dönmüşlerdi. Eşyalarımızı bile toplamamıştık ama birbirimizi çok özlemiştik ve maceraları dinlemeye can atıyorduk. Hikayeler havada uçuşurken bir arada bir şeyler yapmanın özlemi iyice arttı ve kendimizi haftasonu için plan yapıyor bulduk. İşte Yenice Ormanları’na gidiş planı da böyle çıktı.

Yenice ormanlarından yemyeşil bir manzara

Yenice Ormanları Karabük’ün batısında, yoğun ve çeşitli orman örtüsüne sahip, sulak, bol yükseltili ve yaylalı, göletli, kanyonlu yani kısaca türlü türlü doğal güzelliği bir arada bulabileceğimiz özel bir bölge. 1999 yılında Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından Avrupa’nın biyolojik çeşitlilik açısından en değerli ve acil korunması gereken 100 orman alanı belirlenmiş ve bunları “Avrupa Ormanları’nın Sıcak Noktaları” olarak tanımlamış. İşte Yenice Ormanları da bu noktalardan bir tanesi. Yenice ırmağı ve kolları bölgeyi sarmış durumda. Ihlamur, akçaağaç, göknar, sarıçam, karaçam, porsuk, kayın ağaçları o kadar yüksek ve sıkı ki çoğu yerde güneş içeri geçemiyor. Dağların arasından geçen nehirlerin oluşturduğu yüksek kayalarla çevrili üç büyük kanyon var. Bütün hafta boyu yaşadığımız sıcağı da düşündüğümüzde serinlemek için büyük bir fırsat burası.

Kitap çok güzel ancak böyle genel bir harita yok

Yenice Kaymakamlığı bu bölgede yol işaretleme çalışmaları yapmış, ve internetten de indirilebilecek çok güzel bir kitap hazırlamış. Biz de bu kitaba güvenerek orada yolumuzu bulacağımıza karar verdik ve Ateş’in minibüsüne bisikletlerimizi ve kamp eşyalarımızı yükleyip Cumartesi erkenden yola çıktık. İşte Şeker Kanyonu geçişini içeren ilk günün yol güncesi kayıtlarından…

5 bisiklet ve eşyalar panelvanda

08:10     Tüm bisikletleri panelvana yükleyip Ankara’dan yola çıktık.

13:15     İnce bacaklar mahallesinden çıktık. Kanyon yolunu arıyoruz. İleride sarp yamaçları gördük. Her tarafımız yemyeşil ormanlar. Derenin kıyısına indik. Kanyonun bittiği yerden pınara doğru çıkmaya başladık. Serin sular, üstümüzü kaplayan yeşil ağaçlar ve devasa yapraklar karşıladı bizi. Kanyonda çok su olmayacağını düşünüyoruz. Ama okuduğumuz raporlara göre yılın bu mevsiminde kanyonu geçenler yer yer yüzmek zorunda kalmış. Su derin görünmüyor. Ayaklarımızı ıslatmama hevesi ile bir sağa bir sola zıplıyoruz. Dereyi geçerken anlayacağız herşeyi.

Güneş tepemizde bizi yakarken, buz gibi suların arasında kanyonda geçiş yapıyoruz. Banu ve Canan böğürtlenleri yiyorlar. Dere geçişimize izin vermeyecekmişcesine gürül gürül akıyor.

13:50    Yer yer şeker deresinin bizim için hazırladığı havuzları görüyor, küçük ama serin akıntılarından geçiyoruz. Etrafımızda kocaman yapraklı bitkiler ve sık bir orman var. Her taraf dikenli dallarla çevrili böğürtlen çalılarıyla dolu.

Ormanın içinden kestirme yolu kullanmaya çalıştık ama dikenler yüzünden geri dönmek zorunda kaldık. Vakit kaybettik. Tekrar suya döndük. Yüksek ağaçların bile ötesinde heybetli dağları görebiliyoruz. Hepimizin bacaklarında diken yaraları var. Ayaklarımızı soğuk suya sokarak biraz olsun acımızı hafifletmeye çalışıyoruz.

Yükselen kayaların arasındaki koridordan ilerlemeye devam ederken, artık güneş ışıkları bize ulaşamamaya başladı. Suyun içinden belimize yaklaşan uzun geçişler yapmak zorunda kalıyoruz.

Bu sıralarda soğuktan uyuşan ayaklarımızı küçücük taşlar üzerinde tüneyerek hareket eder hale getirmeye çalışıyoruz. Suların en geçit vermediği bir alanda, taşkınla yıkılmış bir su taşıma sisteminin beton balkonu ve havada duran uzun demir boruları üzerinden geçişle kurtarıyoruz.

15:45     1, 5 saat önce ODTÜden gelen üç kişiyle karşılaştık. Bize kanyonun geri kalanının 9 km olduğunu söylediler ve yer yer yüzmek zorunda kaldıklarından bahsettiler. Üstüne üstlük onlar suyun akış yönünde geldiklerinden daha hızlı yol alabildiklerini, bizim ise epey uzun sürecek yolumuz olduğunu söylediler. Onlardan ayrıldıktan sonra derin vadilerden uzun geçişler yapmaya devam ettik. Bir süre önce güneşi tekrar gördük. Herkesin morali yerinde. Yiyecek paylaştık. Şimdi de ayaklarımızı sıcak bir su havuzunda ısıtıyoruz. GPS sinyali alabildik. Geldiğimizin 3 katı yolumuz var kanyon sonuna kadar. Belki de ODTÜlüler haklıdır.

Saat 16:40. İki büyük kayanın üzerinden geçmek için önlerindeki göleti yüzmek zorunda kaldık. Neyse ki pınardan sonraki etaptan itibaren su oldukça sıcaktı.  Yol epey rahatladı. İki kere suda yüzmek zorunda kalsak da önünden geçtiğimiz kayaların üstüne rahatça çıktık.

Eğer bu şekilde ilerlersek kanyondan hava kararmadan çıkmamız çok zor. Çıksak bile aşağıya panel vana varışımız karanlıkta olacak. Kampı kurmamız ise iyice zor olacak. Bunları düşünerek çıkış yolu bulmak umuduyla Ateş ve Mert ince bir suyun aktığı yamaçtan yukarı çıkmaya başladı. Aşağıda kalanlar da bu arada yemek hazırladı. Ateş ve Mert’in çantasından yiyecek çıkmadı. Gerçekten de yanlarında başka yiyecek getirmedilerse bir sorunumuz var demektir.

17:50     Ateş ve Mert’in gittiği yoldan dik yokuştan, devrilmiş ve çürümüş ağaçların arasından zorlukla tırmanarak sonunda toprak yola vardık. Kanyonun girişine doğru geri dönüyoruz. Kanyon etkinliğinin GPS kaydı şuradan görülebilir. Kanyonda GPS bazen çekmediğinden kayıtlar çok hassas değil.

Kanyon yanındaki toprak yolu takip edip İncebacaklar köyüne geri döndükten sonra kendimize sakin bir kamp yeri aramaya karar verdik. Haritayı inceleyip Arboretum (açık anıt ağaç müzesi) yoluna doğru araba ile devam etmeye başladık. 11 km tabelası olmasına rağmen burası hiç de arabayla çıkılacak gibi değildi. Ateş’in panelvanı jip gibi kullanma becerisi sayesinde çakıl taşlı, yanı uçurumlu ve sürekli virajlı yollarda 150 metreden 1080 metreye kadar tırmandık. Arboretum’a vardıktan sonra orman işlerinin binasının biraz ilerisinde sık ağaçlar içerisinde dümdüz ve çim gibi otlarla kaplı harika bir kamp alanı bulduk.

Müthiş kamp alanımız

Hava karardıkça orman iyice gizemli hale geliyordu. Her tarafımızdan ayak sesini andıran çıtırtılar geliyordu. Bu bölgede yaşadığını öğrendiğimiz ayı, çakal, kurt, domuz gibi hayvanları düşünmeden edemedik tabi ki. Dağcıyız ama dağlar arasında bu kadar sık ve el değmemiş bir orman içinde, herhangi bir yerleşim yerinden böyle uzakta kalmamıştık hiç herhalde. Doğru hareket ettiğimiz sürece hayvanların bize bir zarar vermeyeceğini hatırlattık kendimize. Kamp alanımızdan uzakta makarnalarımızı pişirip ateş yaktık. Karnımızı iyice doyurduğumuzda herkes uyuklamaya başlamıştı bile.

Kanyona gitmeyi düşünenlere faydası olacağını düşünerek zaman zaman kesilmiş de olsa GPS kaydımız aşağıda.

 


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *