browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Bir Tuna Macerası – VII (Esztergom – Budapest)

Posted by on 07/09/2012

13 Temmuz 2012 Cuma

Karşıdaki Esztergom kalesine bisikletle ulaşılacak!

Tuna’nın güney kıyısındaki kamp yerimizden, sabaha karşı yaşadığımız “macera” sebebiyle erkenden ayrıldık. 10 km kadar uzakta olduğumuz Ezstergom’a ulaştığımızda saat 8 olmamıştı. Tarih kitaplarımızda sıkça adını duyduğumuz Ezstergom’a vakit ayırmaya karar vermiştik. Bu şirin kentin köklü bir tarihi var aynı zamanda. Geçmişte çok önemli konumlarda yer alıp bu önemi nedeniyle de sık sık saldırıya uğrayıp zayıf düşmüş. Şimdi turizm en önemli gelir kaynaklarından. Erkenden kentin merkez alanına vardık, bir kafede oturup birer kahve içip kendimize geldik. Hala sabaha karşı yaşadığımız olayın stresini hissediyorduk, buna ihtiyacımız vardı. Neyse ki burada herkes erkenciydi, saat 8’de dükkanlar açılmaya başladı. Exchange ofise uğradık. Burada Euro kullanamadığımızı, Macar parası almamız gerektiğini acı şekilde öğrenmiştik. Görülmesi gereken yerleri gösteren bir broşür de bulduktan sonra geziye başladık.

 

Esztergom kalesinde bazilika

Kentin en önemli noktası kuzeyde kalenin ve bazilikanın bulunduğu yüksek tepe. Buraya azimle bisikletimizle tırmandıktan sonra (Türküz ya, madem atalarımız kaleyi fethetmiş biz de bisikletle çıkarız dedik : P) bazilikayı gezdik. Tuna nehri boyunca manzarayı tepeden izledik. Bazilikanın önündeki açıklık alanda devasa sütunlarla çevrili merdivenlerin üstünde çello çalan kızı, sabah sessizliğinde huşu içinde dinledik. Diğer yandaki flütçü de “Tuna Nehri akmam diyor etrafımı yıkmam diyor” şarkısını çalıyordu. Bu şarkı Osmanlıların değil miydi, buradaki insanlara karşı verdiği savaşlara atfen çalınmıyor muydu diye düşünürken artık doğuya yaklaştıkça kültürlerimizin de yakınlaştığını fark ediyorduk.

Bazilika sütunlarının altında cello çalan kız

Ezstergom’dan çıkıp güney kıyıdan sürüşümüze devam ettik. 10 km kadar sonra haritamızda görünen feribot alanına (Avusturya’da anında kalkan feribotları düşünerek) rahat rahat vardık. Feribotun kalkmasına 10 dk kalmış, feribot ise saatte bir kalkıyormuş! Sırada önceki feribotu son dakikada kaçırıp beklemekten sıkılmış bisikletçiler doluydu. Biz de feribotu beklerken bir sürü tur bisikletçisiyle tanıştık. Büyük bir tur grubundaki genç çocuk sabahki soru işaretlerini açığa kavuşturdu:

–          (Deniz) Buralarda vahşi hayvanlarla karşılaştınız mı hiç? Sabaha karşı çadırımızın çevresinde acayip şekilde bağıran bir hayvan vardı, sırtlan olduğunu tahmin ediyoruz.

–          (Turcu genç) Hiçbir tilkiyi bağırırken duydunuz mu? Onlar da bazen acayip sesler çıkarıyor.

–          (Deniz) Bizim çevremizde de (ODTÜ kampüsü) bol bol tilki var, hiç böyle bir ses duymadık. Yine de bir kontrol edelim.

Esztergom kalesinden manzara da çok güzel

Akşam Budapeşte’de arkadaşımızın yanına vardığımızda internetten ilk baktığımız şey youtube’da tilki sesleri idi. Bir tilkinin alarm halinde bağırma sesini içeren videoyu duyduğum an tüylerim diken diken oldu, işte bu sesti! Küçük tilki muhtemelen bizi arkadaşlarına haber vermek için bir saat bağırmıştı sabah, biz de korkudan tir tir titredik! Youtube’da “vixen alarm barking” diye aratıp bu sesi duymanızı tavsiye ederim; küçücük hayvandan bu sesin nasıl çıktığı şaşırtıcı.

Feribot bisikletçilerle dolu

Szob’a doğru kuzey kıyıya geçtiğimiz feribot tamamen motorsiklet ve bisikletçilerle doluydu. Bol muhabbetle dolu kısa seyahatten sonra yola çıktığımızda, 20 km ötedeki feribotu yakalamak isteyen bisikletçiler yanımızdan basıp geçti. Bu yol yemyeşil, karşı kıyıda şahane bir orman manzarası, dağ tepelerinde kaleleriyle çok güzeldi. Biraz ileride kıyıda yeşillik bir alanda öğle yemeğimizi yedikten sonra bir sonraki feribotun da saatte bir olacağını akıl ettik ve buna yetişmek için Vac’a doğru tüm gücümüzle pedal çevirmeye başladık.

Karşı kıyıda manzaraları esirgemeyen yemyeşil bir yol

Ama rüzgar olanca şiddetiyle tam karşımızdan esiyordu. Ara ara da hafif yokuşlar vardı. Yetişmek için kendimizi resmen hırpalamaya başladık, ama ne yaparsak yapalım rüzgar yüzünden hızımızı 20’nin üstüne çıkaramıyorduk. Bir süre sonra gereksiz bir şey yaptığımıza karar verip, biraz dinlenip sakince Vac’a ilerledik. Vac’ta feribot yerini bulduktan sonra biraz da bu şirin kenti gezecek zaman bulduk.

Zaten bugünkü son durağımız olan Budapeşte’ye çok da yol kalmamıştı. 40 km bizi strese sokacak bir mesafe değildi. Karşı kıyıya geçtikten kısa süre sonra Szentendre isimli yazlık bir köy havasındaki yerleşime geldik. Şöyle bir baktıktan sonra buranın etraflıca gezilmesi gereken bir yer olduğunu anladık.

Szentendre'den bir sokak

Aslında bunu ilk düşünen biz değildik, anlaşılan Budapeşte turları da buraya geliyordu ve bol bol Türk vardı sokaklarda. Satıcılar bile Türk olduğumuzu anladı (buna çok bozulduk, kimsenin Türk olduğumuzu anladığına rastlamamıştık, özellikle de bisikletçi halimizle…). Şirin sokaklarda gezinip, annemizin yaptığı “pişi”ye benzeyen şeyden yiyip, küçük dükkanlardan da turcu usulü minicik hediyeler aldık. Arada yağan yağmurdan sonra günü kurtardığımızı düşündük.

Szentendre’yi geride bıraktıktan kısa bir süre sonra yağmur tekrar hızlandı. Çadırımızın dış tentesini çıkarıp ağaç altında yağmurun dinmesini bekledik. Baktık bu iş böyle olmuyor, biraz ileride çantalarımıza “çöp poşeti yağmurluklarımızı” takmak zorunda kaldık. Budapeşte’ye 20 km kadar yol kalmıştı, dönmesi gereken bir sapağı kaçıran bir turcu dikkatimizi çekince hemen uyardık. Daha sonra Budapeşte’ye kadar beraber sürdüğümüz bu Münih’li turcu ile epey muhabbet ettik. Yüzü, sabah ağzını ısıran bir arı yüzünden ciddi biçimde gibi şişmişti. Budapeşte’ye yaklaştıkça yolları bulmak gittikçe zorlaşıyordu. 3 kişi çeşit çeşit yolları denerken bir çift daha bize katıldı. Demiryollarını takip edip bir oraya bir buraya giden 5 tur bisikletçisinden oluşan bir grup olmuştuk.

Budapeşte'ye yaklaşırken hızlanan yağmurdan korunmak zorunda kaldık

Budapeşte’ye ulaştıktan sonra ilk köprüden arkadaşımızın evine gitmek üzere gruptan ayrıldık. Ancak Saat 8’den sonra varabildiğimiz Nando bizi evde en ihtiyacımız olan şeylerle karşıladı: sıcak bir duş, güzel bir yatak ve sıcak yemek! Bu kadar rahatlıktan sonra fazla dayanamayıp hemen uyuduk.

Ertesi gün Nando bize kendi bisikletiyle eşlik ederek yapabileceğimiz en harika Budapeşte turunu yaptırdı. Sabah tavana kadar şarap şişeleriyle dekore edilmiş şirin bir kafede kocaman bir kahvaltı yaptıktan sonra Nando bize herhangi bir taşıtın ulaşamayacağı bir hızla Budapeşte’nin tüm güzel yerlerini gezdirdi. Yine bisikletle kaleye çıkıp manzaranın keyfini çıkardık. Arada Deniz’in vites ayarlarını bile yaptırdık.

Budapeşte'den

Öğleden sonra Pazar günü dönüş için tren garına bilet almaya gittiğimizde acı bir sürpriz bizi bekliyordu. Buradan Trento’ya trenle makul bir şekilde ulaşmak imkansız gibi bir şeydi. Maliyeti de kişi başı 90 €’dan fazlaya geliyordu. Viyana’dan daha makul şekilde tren bulabileceğimizi düşünüp direk bilet almadan aktarmalarla gitmeye karar verdik. Cumartesi akşam 8’de trene binmek üzere evden çıkmak zorunda kaldık. Geceyi bir sınır istasyonunun terasında çadır tentemizin üzerine serilmiş tulumlar içinde geçirdikten sonra sabah Viyana’ya ulaştık. Bisiklet üstünde eşyalarla bin bir macerayla bir o trene, bir bu trene yetişmeye çalışıp durduk. Sonuçta başta belirlediğimiz maliyetten pek de az olmayan bir miktar ödemiş olarak, öğleden sonra 6’da (yani 22 saatte!) Trento’ya varmıştık. Bu yolculuk boyunca kafamızdaki “tren yoluyla bisikletinle her yere rahatça ulaştığın Avrupa” imajı yerle bir oldu.

Avusturya treninde bisikletimizi "astık"

 

 

Trento’ya ulaştığımızda hala gerçek dünyaya dönmemiştik. 8 günde (6 gün bisiklet sürerek) tamamlamış olduğumuz turumuz bitmişti. Bizim için harika güzelliklerle dolu, sanki başka bir dünyada yaşamamızı sağlayan bir dönemdi. İlk turumuz olmasına rağmen hiçbir ciddi sıkıntımız olmadan turu tamamladık. Bundan sonra biz de artık kendimizi “tur bisikletçisi” sayacaktık.

 

 

 

 

 

İşte son gün “korkunç tilki” ile geçirdiğimiz sabahtan sonraki röportajımız:

Ve artık Budapeşte’ye ulaştıktan sonra arkadaşımız Nando ile güzel bir kafede kahvaltımızı ederken turun son değerlendirmeleri:

Bu günün sonuna ve artık tüm turun sonuna ait istatistiklerimiz ve GPS kaydı aşağıda. Son birkaç fotoğrafı da en aşağıda görebilirsiniz.

Yol Değerleri
Tarih Günlük mesafe (km) Günlük Ortalama hız (km/saat) Günlük sürüş süresi (saat)
6 Temmuz 21,85 19,3 1:07
7 Temmuz 108,95 18,6 5:52
8 Temmuz 145,8 18,2 8:00
9 Temmuz 112 17,8 6:20
11 Temmuz 110 21,3 5:10
12 Temmuz 133,3 16,4 8:07
13 Temmuz 95,4 18,0 5:20
Kümülatif 727,4 18,27 34:36

Vac'a giden yoldan

Szentendre'de bir dar sokak

Budapeşte kaleden manzara

Yeşillikler arasında giderken

6 Responses to Bir Tuna Macerası – VII (Esztergom – Budapest)

  1. Onur Erden

    Merhabalar;

    Grubunuzu keyifle takip ettiğimi söyleyerek yorumuma başlamak istiyorum. 2012’de gerçekleştirmiş olduğunuz Donauradweg turu da gerçekten keyifli olmuş.

    Bu sene ben de arkadaşlarım ile benzer rotada pedallamayı planlıyorum, lakin aklımda bir soru var. Dönüşte uçağa koymak üzere bisikletinizi içine sığdıracağınız kolileri bulmakta sıkıntı çektiniz mi? Bu bilgiyi makalelerin arasında bulamadım.

    Ekip olarak tek çekincemiz bu; yanıtlayabilirseniz seviniriz.

    • Banu

      Selamlar. Evet bisiklet taşımak büyük zorluk oluyor böyle etkinliklerde. Biz bu turda son durağımız Budapeşte’den sonra akademik bir çalışma için trenle İtalya’ya gidip bir hafta kaldık. Burada ilk işimiz bisikletçi dükkanlarına gidip bize kutu ayırmalarını rica etmek oldu. Kutuyu bulmak zor olmadı ama bir de taşıma derdi var. Bisikletinizi sürerek havaalanına gidip kutuyu bir şekil bisiklet üstünde taşısanız bir dert (biz böyle yaptık), paketleseniz öyle taşımak ayrı dert. Sadece pıtırcıklı baloncuk, biraz sünger ve koli bantıyla bisikletleri taşımak da mümkün. Bunların avantajı marketlerden kolayca edinilebiliyor ve kolay taşınıyor olması. Böyle yapan arkadaşlarımız var ama biz henüz cesaret edemedik. Hatta bazıları bu şekilde bisiklet göründüğü ve tuhaf bir biçime sahip olduğu için taşıyıcıların daha az atıp tuttuğunu bile söylüyor.

      • Onur Erden

        Banu Hanım, tekrardan merhabalar;

        Size yazdıktan hemen sonra yaptığım ilk iş Budapeşte’deki bisiklet mağazalarına ve küçük bisikletçilere bakmak oldu. Sanırım biz de sizin yolunuzu izleyeceğiz; kutuyu alıp bisikletin üzerinde taşımaya çalışacağız. Paketli çok eziyet olur gibi; diğer eşyalar ile birlikte üstelik.

        Bununla birlikte baloncuklu filmler de fena fikir değilmiş; internet üzerindeki araştırmamı derinleştirdiğimde ben de bu şekilde yapanları gördüm. Ancak bahsettiğiniz üzere, birazcık cesaret işi.

        Son olarak, hızlı cevabınız için çok teşekkür ederim; okuduklarımın çok faydası oldu.

        Sevgiler,

  2. Deniz

    Bir de warmshowers topluluklarından yardım alınabilir. Eğer geri dönüş için uçağa bineceğiniz şehirde bisikletçi gezip kutu arayacak vaktiniz olmayacaksa, warmshowers üzerinden, o şehirdeki tur bisikletçileri ile iletişime geçip onlardan sizin için önceden kutu bulmalarını rica edebilirsiniz.

    Bilmeyenler için söyleyeyim, warmshowers, tur bisikletçileri için yapılmış bir çeşit yardımlaşma topluluğu. Tıpkı couchsurfing ve hospitalityclub gibi…
    https://www.warmshowers.org/

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *