browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Bir Tuna Macerası – VI (Gabcikovo Dams – Esztergom)

Posted by on 04/09/2012

12 Temmuz 2012 Perşembe

Kamp yerimizde erkenden uyanıp hazırlandık. Gece epey yağmur yağıp rüzgar esmişti ama bizim çadırımız oldukça sote bir yerde olduğundan biz bunların sadece sesini duyduk. Alain’in çadır yerinin ise o kadar iyi olmadığını, çadırının gece esen rüzgarla sarsıldığını öğrendik. Beraberce kahvaltı edip Alain’in bize ikram ettiği sıcak çayı (bizim ısıtıcımız olmadığı için bu çok önemli bir ikramdı) içtikten sonra baraj boyunca Tuna Nehri kenarında yapılmış dümdüz yolu izleyerek pedal çevirmeye başladık. Bu sabahın bize iki güzel sürprizi vardı. Birincisi, -şimdiye kadar hiç olmayan bir şey-, rüzgar arkamızdan esiyordu! Bisikletle durduğumuz zaman rüzgarı şiddetle  hissetmemize rağmen pedallamaya başladığımız gibi sakin bir havada, hızımız 30’dan aşağı inmeden rahat rahat gidiyorduk! İkinci güzel sürpriz, bisiklet yolumuz üzerine grup grup yerleşmiş martılardı. Saatin de çok erken olması dolayısıyla belli ki uzun süredir kimse onları rahatsız etmemişti. Yol boyu ilerledikçe koca martı sürülerini havalandırarak devam ettik. Görülmeye değer bir manzara ve şahane bir histi!

Küçük köylerin arkasındaki bisiklet yolları

20 km kadar dümdüz yolu takip ettikten sonra Gabcikovo’ya doğru 1,5 km’lik uzun bir köprü üzerinden nehrin Kuzey tarafına geçtik. Yine 20 km kadar bisiklet yolundan ilerleyip Sap’a, arkasından da Medvedov’a ulaştık. Buralar küçük köylerin ötelerindeki tarlaların ve ağaçlık alanların arasından giden küçük bisiklet yollarıyla doluydu. Bu arada kitabımızda Medvedov’dan Klizska Nema’ya kadar orijinal yoldan oldukça daha kısa olan alternatif bir yol görünüyordu. Bu yol, çizgi çizgi olarak gösterilmişti, bunun da anlamı “paved” yani çok düzgün olmayan, taşla döşeli olması. Unutmadan, yol üstünde gördüğümüz “Tuna Nehri Bisiklet Yolu” ya da “Eurovelo 6” şeklindeki tabelaların da Slovakya’ya girdiğimizden beri neredeyse kaybolduğunu belirtmek gerekli.

Çakıl taşıyla kaplı yollara geçiş

Tabelaların eksikliği sebebiyle alternatif yola girdik fakat fark ettikten sonra bundan çok da şikayetçi olmadık. Yol ne kadar kötü olabilir ki diye düşünmüştük. Ama kısa süre sonra tamamen çakıl taşıyla kaplı, sürerken çok dikkat isteyen, yoran ve hızlanmaya izin vermeyen bir satıh ile karşılaştık. Gün sonuna kadar da bu tip yollardan bir türlü kurtulamadık.

Klizska Nema’ya vardığımızda yoldan geçen bir köylünün önerisine uyarak bu küçücük yerde bir kafe bulduk. Köy küçücük olmasına rağmen kafe içine girdikçe derinleşiyordu. Adeta tüm köy nüfusunu içine alabilecek kadar genişti. Bol çeşitli, kalabalık, ilginç bir dekorasyonu vardı.

Küçücük köydeki kafeden bir görüntü

 

Burda sadece 1 €’ya kahve içip, tertemiz tuvaletinde elimizi yüzümüzü yıkayıp su şişelerimizi de doldurduktan sonra keyfimize diyecek yoktu. Dinlenmiş halde Velke Kosihy köyüne yaklaşırken yine bir köprüyü görmememiz sebebiyle küçük bir kaybolma olayı yaşadık. Sonrasında da yine çakıllı yollardan ilerlemeye devam ettik. Nova Straz köyüne geldiğimizde öğle yemeği vakti çoktan gelmişti. Yine tavsiye edilen bir restoranda uygun fiyatlarla yemek yedikten sonra Komarno (kuzey Slovakya kıyısında) / Komarom durağına doğru yola çıktık. Bu kentler bugünkü yolda geçtiğimiz en büyük kentlerdendi. Biz Kuzey kıyısında ilerliyor olmamıza rağmen nehrin üstünde uzun bir yarımadayı takip edip bu yarımadanın burnundan köprüyle Komaron’a doğru geçtik. Günlük yolculuğumuzun 80. km’sine gelmiştik. Bu güzel kentin sokaklarından dolaşmak keyifliydi.

Sanki Budapeşte'ye çok yaklaştık ama bisiklet yolumuz daha uzun.

Komarom’da alışverişimizi de yaptıktan sonra (Pazar günü yaşadıklarımızdan sonra yanımızda hep bolca yemek bulunduruyorduk) Güney yakadan ilerlemeye başladık. Günün gerisi artık motor trafiği olan yollardan ilerliyordu. Neyse ki bazı kısımlarda yol üstünde ayrı şeritler vardı. Olmayan kısımlarda da Macar ve Slovak sürücülerin saygılı yaklaşımı sayesinde çok rahatsız olmadık, koca kamyonların bile bizi gördüklerinde hız kesip arkamızda kaldığına çok defa şahit olduk. Aslında ne zaman Macaristan, ne zaman Slovakya’da olduğumuz birbirine karışıyordu, çünkü Tuna’nın kıyıları arasında geçiş yaptıkça ülke de değiştirmiş oluyorduk.

Bisiklet yolu bitiyor ve 10 m sonra başlıyor 🙂

 

Anayolları takip etmeye başlamamız aslında yolculuğumuza değişik bir hava kattı. Şimdiye kadar yerleşim yerlerinin uzağından ya da kenarından geçiyorduk. Şimdi ise birden tam ortalarından geçmeye başladık. Böylece Szony, Almasfüzito, Kötelek, Neszmely, Sütto, Nyergesujfalu’da kentlerin, evlerin, insanların arasından geçerek ilerledik. Burada yerleşimleri, insanları görmek çok güzeldi. Yaşlı teyzeler köylerde sepetli bisikletleriyle geziyorlardı. Küçük bir dondurmacıda yol boyunca yediğimiz en ilginç ve güzel dondurmayı yedik: peynirli dondurma!

 

 

Nyergesujfalu’dan geçtiğimizde tekrar ayrık bisiklet yoluna girmiştik. Hava da geç olmaya başlamıştı, 120 km’ye yaklaşmıştık bile. Tat’a doğru ilerlerken Tuna ve biraz yanındaki küçük nehir boyunca insanların yeşillikler arasında piknik yapmakta olduğunu gördük. Kıyılardaki tarlaların gerisindeki yoğun yeşilliklerin kamp yapmak için uygun olacağını düşündük. Esztergom’a sadece 10 km kalmıştı ama artık yorulmuştuk. Nehir kenarındaki düzlük alanlardan insanların olmadığı bir tanesini seçtik. Tarlalar arasındaki dar patikalardan ilerleyerek buraya ulaştık. Uzaktaki anayoldan geçen arabaların gürültüsü bize kadar ulaşıyordu, çevrede de piknik yapıp gezmekte olan insanlar vardı. Ayrıca yolun karşı kıyısındaki Tat kentini yeni geçmiştik ve etrafımızda yerleşim yerleri bulunuyordu. Bu haldeyken sabaha karşı başımıza gelebilecekleri hiç tahmin edemezdik!

Kamp yerimizde hava kararıyor

Çadırı gözden uzak olması için nehrin tam kenarına, yapraksız ağaçlarla dolu alana kurduk. Ama bu alan resmen bataklıktı, o anda bile bastıkça hafif hafif batıyordu. Her gece yağmur yağdığını düşünerek bu gece de yağarsa çamurun içine saplanabileceğimize karar verdik. Çadırı alıp, gelmiş olduğumuz patika üstünde, daha yüksek ve zemini sert toprak olan bir yere koyduk. Saldıran sivrisineklerin etkisiyle hemen tüm eşyalarımızı alıp çadıra kaçtık. Aceleyle bir şeyler yiyip yattık.

 

Sabah çadırın ordaki bataklık alanın görüntüsü

Sabaha karşı saat tam 4’te çadırın çevresinde dolaşıp acayip bir şekilde bağıran hayvanı duyarak kabuslardan uyandım. Deniz beni sakinleştirip fısıldayarak “sırtlan” dedi, ve hiç kıpırdamamamı işaret etti. Çantasından yavaşça çakıyı çıkarıp eline aldı, nerdeyse nefes bile almadan beklemeye başladık. Hayvan acı acı, aynı sıklıkta bağırarak biraz uzaklaşıyor, sonra dönüp dolaşıp geri geliyordu. Belgesellerde izlediğimiz vahşi sırtlanları düşündükçe heyecandan ölüyor ancak çaresizce duruyordum. Yaklaşık bir saat böyle çevremizde döne döne, bağıra bağıra gezdi. Saat artık 5 civarında biz de yorgun düşerek uyuyakaldık. 6 olmadan uyandığımızda hayvanı artık duyamaz olmuştuk. Kalkıp paldır küldür hazırlandık; zaten bataklık gibi olan, su kıyısında acayip yaratıkların zıplayıp durduğu bu yerden hızla uzaklaştık. Kafamızda, yerleşim yerlerinin bu kadar yakınında,  yaşam alanı Afrika olması gereken vahşi bir hayvanın ne aradığı sorusu dolaşıp duruyordu. Sorunun yanıtı ancak gün içinde gelecekti…

 

Bugünün sabahında Alain hazırlanırken video çekimimiz:

Bu günün sonuna ait istatistiklerimiz ve GPS kaydı aşağıda.

Yol Değerleri
Tarih Günlük mesafe (km) Günlük Ortalama hız (km/saat) Günlük sürüş süresi (saat)
6 Temmuz 21,85 19,3 1:07
7 Temmuz 108,95 18,6 5:52
8 Temmuz 145,8 18,2 8:00
9 Temmuz 112 17,8 6:20
11 Temmuz 110 21,3 5:10
12 Temmuz 133,3 16,4 8:07
Kümülatif 632 18,27 34:36

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *