browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Bir Tuna Macerası – V (Viyana – Bratislava)

Posted by on 29/08/2012

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Viyana’daki bir günlük mola kendimizi kaptırıp geç saatlere kadar gezmemiz ve yağan yağmur yüzünden pek de dinlendirici olmadı. Sabah uyan, kamp alanında sessizce hazırlan, kahvaltı et, çıkış yap derken ancak saat 9’da -herhalde bu güne kadar en geç saatte- yola çıktık.

Tuna'da kürekçiler

Pırıl pırıl bir günde, tenha yolda Tuna Nehri üzerinde kürekçileri izleyerek yol aldık. Kamp alanımız Tuna’nın kuzey tarafındaydı, biz de o taraftan devam ettik. Viyana’ya girerken olduğu gibi çıkışta da kaybolduk. Elimizdeki rehber serisinin 3. kitabına geçmiştik ve bu kitabın haritalarının ölçeğinin düşük olması bizi şaşırttı. Çıplaklar kampından geçerken çırılçıplak bir amca yolumuza çıkıp bizi durdurmaya kalkınca da kafamız iyice karıştı. Küçük bir nehir köprüsünü geçmeyi atlayınca bir petrol rafineri tesisinin içinde dönüp durmaya başladık. İşin garibi aralarından geçtiğimiz işçiler dönüp de bize siz kimin nesisiniz, burada ne işiniz var, demedi.

Bu labirentten kurtulduktan sonra çevresi yemyeşil, küçük göl ve nehirlerle dolu, düzgün yollardan sakince ilerleyişimize devam ettik. Bu kısım zaten Tuna Nehri boyunca upuzun bir milli park. Saatlerce küçük molalarla pedal çevirdikten sonra öğle saatlerinde nehrin güney kenarına Hainburg kentine doğru tam 2 km’lik bir köprü üzerinden geçtik. Burada hızlıca alışveriş yapıp karnımızı doyurduk.

Güney taraftan tarlaların arasından uzun bir süre Bratislava’ya ulaşmayı bekledik. Tam Bratislava’ya varmadan önce Avusturya sınırından Slovak sınırına geçtik. Sınırın varlığının somut işareti sadece eskiden kalma sınır kontrol binalarıydı, ama köylerin yavaş yavaş köhneleşen havası bize ülke değişikliğini gösteriyordu.

Bratislava'ya yaklaşmadan önce molada

Bratislava, yemyeşil tepelerin aniden kesilmesi ve bloklar halinde binalarla doldurulmuş manzarası ile bizim alışık olduğumuz çarpık kentleşmenin güzel bir örneğini sunuyordu bize. Bu görüntüye üzülmüş, biraz yorulmuş ve zengin havasını kaybeden köyleri de gözlemlemiş olmanın etkisiyle biraz morali bozuk girdik Bratislava’ya. Tam köprünün altına geldiğimiz sırada yola bakmak için dururken uzun süredir hiç durmadan pedallamış olmanın etkisiyle kilitli pedalı çıkarmayı unutup yere serildim (Banu). Yerde boylu boyunca yatarken başımın dibinden bisikletler vızır vızır basıp geçti. Toparlanırken Deniz’le bir an buruk bakışlarımız kesiştiğinde ikimiz de ne düşündüğümüzü anladık. Avusturya’da, hele de Almanya’da böyle bir şey başımıza gelse dikkatsizce geçmek şöyle dursun, bir sürü insan yardım etmek için seferber olurdu. Karadeniz’e, memleketimize yaklaştıkça şu pek övdüğümüz doğu misafirperverliği ve yerdiğimiz batı insanı soğukluğunu nasıl yorumlamamız gerektiğini daha fazla düşünür olduk.

Bratislava merkezdeki kule

İşte böyle bir ruh haliyle Bratislava’ya girdik. Beklentimiz çok düşükken köprüden iner inmez kendimizi hareketli bir parkın içinde bulduk. Bisikletlerimizi kilitleyip önceden aldığımızın üçte biri fiyatına, kocaman ve lezzetli birer dondurma aldık. Biraz yürümeye başlayınca yerleri taş kaplı, dar sokak geçişleri olan, kendine özgü taş binalarla çevrili alanlara ulaşıverdik. Küçük bir lokantada yerel yemeklerin de tadına baktık. Tabelaları izleyip küçük kent merkezinin en tepesine ulaştığımızda çevre yapılara bağlı bir kule karşıladı bizi. Umulmadık ölçüde şirin kent, bir saatlik gezi sonunda keyfimizi yerine getirmişti.

Aynı köprüden güney tarafına geri geçip araç geçmeyen bisiklet yollarından, küçük göl kenarlarından yolumuza devam ettik. Yollar burada öyle bir hale geldi ki şaşırıp kaldık. Bisiklet yollarının 4 şerit (yan yana giden iki çift karşılıklı geçebilecek şekilde) olmasının ötesinde, yamaçta iki ayrı seviyede refüjle ayrılmış iki ayrı bisiklet yolu vardı.

Gölde yüzerken

 

Bu paralel yollardan birini seçip devam ederken diğer yolun kenarında insanların durup hayal gibi, turkuaz renkli, yeşillikle çevrili küçücük bir gölde yüzüyor olduğunu gördük. Biz de yüzmeliydik! Hava biraz serinlemişti ve diğer yola geçebilmek için en az 2 km yolu geri dönmeliydik ama buna değerdi. Geri dönüp hemen kendimizi suya bıraktık ve yemyeşil huzurun keyfini çıkardık.

Bu uzun gün bize sürprizler sunmaya devam ediyordu. Bir süre sonra nehrin delta yaptığı alanda nehre doğru çıkıntı yapan dörtgenin köşesinde, adeta nehrin ortasında karadan bağımsız duran “Danubiana Art Museum”a ulaştığımızda artan sağanaktan müzenin çatısına sığınarak korunduk. Başka bir bisikletçi de bizimleydi, yolda ara ara da görünüp kaybolan ağır yüklü bir turcu dikkatimizi çekiyordu.

Nehir boyunca kilometrelerce dümdüz ilerleyen yol

Müzenin devamındaki yol, zamanında Tuna Nehri ve çevresindeki doğal ortamı bozacağı kuşkusuyla zamanında yapımına karşı çıkılan, Slovakya tarafından tamamlanan “Gabcikovo-Magymaros Barajları” boyunca devam ediyordu. Bisiklet yolu tam nehrin kenarında, çevreden oldukça yüksekte ve dümdüz şekilde kilometrelerce ilerliyordu. Akşam yaklaşıyordu, gün boyunca aldığımız yol 110 km’ye yaklaşmıştı. Yolun sağında yandaki küçük nehir boyunca yayılan yeşillikli alanlar kamp alanı bulmak için iyi bir fırsattı.

Bayır aşağı inip tarla yolunu takip ettikten sonra bulduğumuz düzlükte hızlıca çadırımızı kurmaya başladık. Bizi bekleyen diğer sürpriz biraz sonra gelen, bizi görünce özür dileyerek gitmeye hazırlanan Fransız turcu Alain idi. Kendisine kamp alanımızı paylaşmaktan memnun olacağımızı söyleyip, çadırları kurduktan sonra akşam yemeklerimizi beraberce yedik. Kendisi Fransa’dan tura başlamış, 2000 km yol almış ve doğuya doğru yola devam ediyordu. Belki de Türkiye’de tekrar görüşeceğimizi düşünüp iletişim bilgilerimizi paylaştık. Uykuya dalarken günün bize gösterdiği doğal güzellikleri ve beklenmedik tanışıklıkları düşünüyorduk. Gece boyunca esen şiddetli rüzgar ve yağmur, başarılı çadır alanı seçimimiz sayesinde bizi neredeyse hiç etkilemedi. Uyandığımızda iyi dinlenmiştik.

Viyana’da bulunduğumuz sabah nehrin ortasındaki “Tuna Adası”nda yaptığımız konuşma:

Viyana’dan Bratislava’ya doğru yola çıkarken kamp alanından çıkış:

Bu günün sonuna ait istatistiklerimiz ve GPS kaydı aşağıda. En altta güne ait birkaç fotoğrafa göz atmayı unutmayın.

Yol Değerleri
Tarih Günlük mesafe (km) Günlük Ortalama hız (km/saat) Günlük sürüş süresi (saat)
6 Temmuz 21,85 19,3 1:07
7 Temmuz 108,95 18,6 5:52
8 Temmuz 145,8 18,2 8:00
9 Temmuz 112 17,8 6:20
11 Temmuz 110 21,3 5:10
Kümülatif 498,7 18,5 26:29

Sürüş sırasında

Bratislava'nın şirin sokaklarından

Bratislava sokaklarından başka bir görüntü

Nehirler arasında bir yol

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *