browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Bir Tuna Macerası – IV (Krems – Viyana)

Posted by on 22/08/2012

9 Temmuz Pazartesi

Rehber kitabımızda Passau-Viyana arası rotanın son etabı Melk-Viyana 115 km olarak gösteriliyor. Bu bölümün, bisikletçiler tarafından Avusturya içindeki en güzel kısım olarak anıldığını belirtiyor. Biz bir önceki gün aç kalma ve kamp alanı bulma telaşesi içinde bu kısmın 40 km kadarını zaten almıştık. Viyana’ya çok da yolumuz kalmamıştı. Kamp alanında gitar çalan izciler sayesinde sabahın köründe uyandık. Önceki gecenin festival alanından sotelediğimiz sosisli sandviçleri güzelce mideye indirdik. Bugün nehrin güneyindeki sakin bisiklet yollarından gitmeye karar verdiğimiz için Krems’e geldiğimiz köprüden aynen geri geçip güney tarafa indik.

Uzun kilometreler boyunca solumuz Tuna Nehri, sağımız ormanlık alan,  sakin bir şekilde yol aldık. Günlerden  Pazartesi olduğu için ortalık da daha sakindi. Bomboş yollarda yeşillikler arasında pedal çevirmenin keyfini çıkarıyorduk. Yaklaşık 35 km sonra Zwentendorf’u geçer geçmez  sağ tarafımız çeşit çeşit tarlalarla kaplandı. Zaman zaman sol tarafımızda sıkı bir orman, sağımızda ise göz alabildiğine uzanan mısır tarlalarının içinden gidiyorduk.

Civardaki en büyük yerleşim birimi Tulln kentiydi. Tulln’e  vardığımızda sabah yola çıktığımızdan beri 3.5 saati geçmişti ve 50 km kadar yol almıştık. Fazla dinlenememiş olmanın verdiği yorgunluk üzerimize iyice çökmüştü. Karnımız da çok acıkmıştı. Şehir merkezinde başka turcuların da yer kapmaya çalıştığı bisiklet parklarından birine park edip hemen en yakındaki marketi bulduk. O açlıkla buradan sağlam bir alışveriş yaptık. Bu sıralarda tüp domates püresi gibi pratik ürünlerle sandviçlerimizi iyice zenginleştirmiştik. Dönüp Tuna nehrine nazır, heykellerle süslü geniş parkta yayılıp karnımızı doyurmaya başladık. Erken saatte Viyana’ya varacak olmanın rahatlığıyla burada iyice dinlenmeye karar verdik. Fakat birazdan, biz bisikletleri bir ağaç altına taşımaya ancak vakit bulmuşken ince bir yağmur indiriverdi. Bu yağmur dursa da havadaki bulutlar devamının geleceğini söylüyordu. Bulut hareketlerine bakıp hızlıca ilerlemeye devam edersek yağmurdan kaçabileceğimize kanaat getirdik. Bunu birkaç keredir yapıyorduk ve hep işe yaramıştı!

Bu heyecanla hemen Tulln sonrasında GPS’imizin biten pilini fark etmemişiz. Bir sonraki istasyon Klosterneuburg’un ilerisine kadar da bunu görmedik. Ancak bu zamandan sonra pili değiştirip devam ettik. Klosterneuburg aslında Viyana’nın hemen dışında bir dinlenme alanı gibiydi. Piknik alanları, ızgaracılar hemen göze çarpıyordu. Her zaman birşeyler yeme isteği ve potansiyeline sahip olduğumuz için gelen kokulara zorlukla dayanıp, Viyana’ya bu kadar yakın olmanın verdiği heyecanla devam ettik.

Viyana yakınlarında bir bisiklet atlayış yarış sahası

Viyana’ya yaklaştığımızda bizi bekleyen zorluğun da ancak farkına varıyorduk. Viyana’nın bir şehir olarak oldukça ilginç bir şekli var. Nehrin sol, özellikle de sağ yanı boyunca geniş bir alanda yerleşim bulunuyor. Bu yerleşim yeri boyunca nehrin ortasında yaklaşık 20 km boyunca uzanan Donauinsel yani Tuna Adası var! Daha da garibi Viyana boyunca tek taraflı (adayı bir tarafa bağlayan) köprüleri saymasak bile 10’a yakın köprü var!

Bu karmaşa bizi bezdirmeye yetmişti. Viyana’ya yaklaşır yaklaşmaz kendimizi adanın üstünde bulduk; ama adadan şehre hangi köprüden nasıl çıkacağımızı bir türlü keşfedemiyorduk. En sonunda, hem kitap hem de GPS’te işaretli kamp alanına gitmeye karar verdik. Ancak geçmeye çalıştığımız köprünün ters tarafına girmiş olduğumuzu fark edince nehrin karşısında, GPS’te işaretli kamp alanını denemek durumunda kaldık. Uzunca kilometreler bu kamp alanına ulaşmaya çalıştıktan sonra o çevrede attığımız uzun turlar da bir işe yaramadı, bu kamp alanı artık yoktu! O yorgunluk ve stresle moralimizin ne kadar bozulduğunu siz düşünün. Üstelik burası kocaman bir şehir ve diğer kamp alanı için yolumuzu bulmak da hiç kolay değildi.

Trafik lambasında bisiklete nasıl binileceği de gösteriliyor 🙂

Bol bol yol sorduk ve sonunda kendimizi Viyana’nın ortasında kocaman bir park alanında, Prater Strasse’de bulduk. Ama nasıl bir park alanı! Düşünün ki 5 şeritli kocaman bir otoyoldasınız, ama bu otoyol sadece bisikletçi ve patencilere ayrılmış; ve hala bu yolda çok dikkatli olmak zorundasınız çünkü yoğun bir trafik var! Ayrıca tali yollarda koşucular, dağ bisikletçileri, yürüyüşçüler de yer alıyor. Her taraf yemyeşil, aşırı yoğun ağaçlar ve bitkilerle kaplı. Böylesi bir yerde şaşkınlıkla çevremize bakınırken oturduk ve bir şeyler atıştırdık. Biraz dinlendikten sonra diğer kamp yerine ulaşmaya çalışmaktan başka bir çaremiz olmadığından yola çıktık.

Kamp yerine vardık varmasına da, Viyana’da bisikletle ilerledikçe bu şehrin bisikletle olan bütünleşmesine sürekli şaşırmadan edemedik. Bütün yollar çok düzenli bisiklet yollarıyla kaplı. Hem geliş hem gidiş için düzenlenmiş bu tek şeritli  yollarda çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü yoğun bir trafik var, hızlıca gelen bir bisiklet her an çarpabilir. Tüm ışıklar bisiklete özel şekillendirilmiş. Bize en ilginç gelen de, onlarca köprüye yapılmış çok katlı otoparklara yapılanlar gibi döne döne köprüye çıkan bisiklet yollarıydı. Karşıdan ilk gördüğümde böyle bir şey olduğundan kuşkulanmış ama inanamamıştım. Yakına geldiğimizde bunların bir sürü bisikletle dolu olduğunu gördük. En az 5 kat bu yollardan çıkılıp köprüye ulaşılıyordu, köprünün altında arabaları bile görmeden ilerleyebileceğiniz ayrı bir bisiklet yolu olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Viyana'ya son bir bakış sağlayan dönme dolap

Kamp alanını bulup çadırımızı kurduktan sonra saat oldukça geç olmuştu. Burası gördüğümüz en geniş ve yerleşik kamp alanıydı. Neyse ki geç saatlere kadar açık güzel bir kafesi vardı ve karnımızı güzelce doyurabildik (Viyana’ya gidip gezmeyi düşünmüştük ama artık halimiz yoktu). Ertesi gün boş günümüzdü, Viyana’yı gezmek ve dinlenmek için tüm bir gün ayırmıştık. Sabah kalkıp, meşhur adada kahvaltı molası verip hemen şehir merkezine, eski kent merkezini daire şeklinde saran, çoğu ilgi noktasının içinde bulunduğu Ring Strasse’ye gittik. Bisikletleri park edip gezmeye başladık. Saatlerce bir oraya bir buraya, Viyana’nın bilinen meşhur noktalarına gittik. Gezdiğimiz yerler güzeldi ama Viyana şehri tarz olarak bizi o kadar da etkilemedi aslında. Saatlerce gezip yorulduktan sonra hava kararmaya başlarken deli gibi bir yağmur indirdi. İki saate yakın bir süre yağmurun dinmesini bekledik. Dönüşe geçmişken dönme dolaba binip Viyana manzarasını son bir kez görmeden edemedik. Viyana’dan ayrılırken aklımızda özellikle kalan bir şey vardı, Viyana’nın gerçek bir bisiklet şehri olduğu.

Sürüşümüzden bir video var bugün, bisiklet yollarının, ortamın nasıl olduğunu görmek için ideal:

Şurada da kampingde sabah 6’da gitar çalan manyak izci grubu ve bizim yorumlarımızı görebilirsiniz 🙂

Ve her zamanki sabah videomuz, önceki günün özeti ve o günden beklentiler

Bu günün sonunda güncellenen istatistiklerimiz ve eksik bir kısım olsa da GPS kaydı şu şekilde:

Yol Değerleri
Tarih Günlük mesafe (km) Günlük Ortalama hız (km/saat) Günlük sürüş süresi (saat)
6 Temmuz 21,85 19,3 1:07
7 Temmuz 108,95 18,6 5:52
8 Temmuz 145,8 18,2 8:00
9 Temmuz 112 17,8 6:20
Kümülatif 388,7 18,2 21:19

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *