browser icon
You are using an insecure version of your web browser. Please update your browser!
Using an outdated browser makes your computer unsafe. For a safer, faster, more enjoyable user experience, please update your browser today or try a newer browser.

Bir Tuna Macerası – II (Passau – Linz)

Posted by on 07/08/2012

7 Temmuz 2012

İlk gün uzun sürüşe başlamışken

Tuna maceramızın ilk sabahında saat 06:00’da uyandık. Nehrin, bulunduğumuz Kuzey yakasında yol kamp kurduğumuz alandan 20 km sonra bitiyordu. Bu noktada Tuna Nehri, doğuya doğru usul usul akarken dev granit bir dağ kütlesi ile karşılaşıp, garip bir biçimde, bu kütlenin etrafından S biçiminde kıvrılarak yoluna devam ediyor. Rehber kitap rotaları aşağı yukarı 100km uzunluğunda parçalara bölerek anlatmış. Her rota başladığı kent ile bittiği yerleşim biriminin adı ile anılıyor. Kitap her rotayı hem Kuzey yakasından hem Güney kıyılarından giden bisiklet yollarına odaklanarak anlatıyor. İşte bu Tuna’nın S çizdiği garip nokta ve sonraki birkaç kilometre, rehber kitapta da anlatıldığı gibi sadece Güney yakasından geçişe izin veriyor. Önceki günlerde yolculuğu planlamak için bu rotaya bakmış, özellikle de bu bölümüne dikkat etmiştik. Yakınlarda köprü yoktu. Bu sebeple karşıya geçmek için bisiklet feribotunu kullanmamız gerekiyordu ve feribotlar saat 09:00’da çalışmaya başlayacaktı. Bunu bildiğimizden uyandıktan sonra hiç acele etmedik. Oyalandık. Ayaklandığımızda saat 07:20 olmuştu. Yavaş yavaş eşyalarımızı topladık. Yola çıktığımızda saat 08:20 olmuştu bile. Nehir kenarında kahvaltı etmek için uygun bir yer arayarak pedalladık. Kısa süre sonra Tuna ile aramızı boylu boyunca kaplayan sık çalılarda bir açıklık bulduk ancak oturacak yer olmadığından devam etmeyi seçtik. Ehi tabii ilk uzun sürüş günümüzde hala “oturacak yer” gibi aristokrat ihtiyaçlar peşindeydik. Çok geçmeden bisiklet yolu Niederranna köyüne doğru dönerek kıyıdan ayrıldı. Bavarya tarzı müstakil küçük ve güzel bahçeli evler arasında bisikletlerimizi sürmeye başladık. İğne yapraklı ormanlarla kaplı Kuzey tepelerinden kalın bir sis tabakası inmeye başlamıştı.

Niederranna’nın küçük kilisesi

Niederranna’nın küçük kilisesinin önündeki bir banka oturduk. Bankın üzerinde kırmızı bir kutu vardı. Merakla yanaştım, etrafımı kontrol edip kutuyu açtım. İçinde tek bir sayfa vardı. Sayfada birbirleriyle çizgiler ile ilişkilendirilmiş bir dizi çember içine yazılmış sembol ve Almanca yazılar vardı. Ne olduğunu çözemeyeceğimi bildiğimden daha fazla vakit harcamadım, kağıdın fotoğrafını çektim ve yine kırmızı teneke kutunun içine koydum. Yiyecekleri sol yan çantamın arka gözünde yerleştirmiştim. Banu ise içecek şişesini taşıyordu. Kahvaltılıklarımızı çıkarıp bir güzel yedik. Alman tren garlarını sık ziyaret edenler Yorma’yı bilirler. Yorma raylı sistemlere karşı bir sitem sözcüğü değil, bir büfe franchising markası. Tren yolculuklarının vazgeçilmez uğrak yeri Yorma’dan aldığımız mozarellalı sandviç yanında kan portakalı suyu ve şaşırtıcı derecede lezzetli çikolatalı muffin menümüzdeydi. Kahvaltıyı mideye indirince yola koyulduk.

Daha bisiklete yeni binmiştik ki önden giden Banu yaptığı ani bir hareket sonucu büyük çantalardan dengesi tamamen değişmiş bisiklet üzerinde dengesini kaybetti ve devrildi. Kendi kilitli pedallarımı çıkarmakta zorlandığım için müdahale etmekte geciktim. Neyse ki ciddi bir sorun yoktu. Sadece yüzeysel çizikler ve dizinde ufak bir yara ile kurtardık bu kazayı. Sağ tarafımızda muazzam genişliğiyle akan Tuna nehrinde balık tutmaya çalışanları görüyorduk. Güneş önümüzde bir yerlerde yükselmişti ancak kalın ve koyu gri bulut tabakalarının ardından bir türlü çıkıp yüzünü göstermiyordu.

Bisiklet feribotuyla karşı kıyıya geçiyoruz

Kısa süre sonra Tuna nehrinin S dönüşü yaptığı noktaya geldik. Burada tıpkı Tuna gibi, yolumuz granit dağ tarafından kesiliverdi. Nehir kıyısı boyunca bisikletlileri farklı noktalara taşıyan küçük feribotların yanaştıkları iskeleleri görüyorduk. Hangi feribotun bizi en ucuza karşı kıyıya götüreceğini keşfetmek için kısa bir araştırma yapmamız gerekti. Yarım yamalak Almancamızla iletişim kurmak çok da kolay olmuyordu. Sonuçta bisiklet başına €1,5 ödeyerek Tuna’nın güney kıyısına geçmek üzere feribotçu ile anlaştık. Feribot, bisikletlerin rahatça yüklenmesi için iskeleyle aynı seviyede birleşebilen bir biçimde yapılmıştı. Ahşap güvertesi en az otuz bisikletçiyi bisikletleri ile alabilecek kadar genişti. İki kıyı arası yalnızca yüz, belki iki yüz metre idi. Bisikletlerimizi yüklediğimizde feribot, yemyeşil bir kıyıdan, yine yemyeşil bir kıyıya bizi taşımak üzere harekete geçti. Rehber kitaba göre Kuzey kıyıdaki rota sadece bisiklet yollarından oluşuyorken Güney kıyıda ise düşük motorlu araç trafiği olduğu belirtilmişti. Bu sebeple planımız ilk gün için mümkün olduğunca Kuzey rotalarını tercih etmekti. Buna rağmen bir süre Güney kıyısından sürdüğümüzde bu yolun oldukça daha güzel olduğunu farkettik ve bir sonraki feribot iskelesini pas geçtik.

Tepelerin gökyüzüyle birleştiği yerleri koyu sisler kaplamış

Arada sırada Kuzey kıyısındaki bisikletçileri görüyorduk. Üstlerinde yükselen yemyeşil tepelerin gökyüzüyle birleştiği yer koyu sis sebebiyle görünmüyordu. Kendi tepemize baktığımızda durum yine aynıydı. Sisler ardında kayıp bir gökyüzü, çıkışı yalnızca kıvrılarak ormanlar içinden giden ince yollar ile mümkün olan kabussu bir hapishane hissi veriyordu. Güney kıyısına geçişimizden 19 km sonra Kuzey kıyısındaki Neuhaus kalesini gördük. Bir sonraki kasabaya kadar 8 km kadar daha yolumuz kalmıştı. Yol trafiğe açık olmasına rağmen şimdiye kadar sadece bisikletçilerle karşılaşmıştık. Sonunda Aschach kasabasına vardık ve Kuzey yakasındaki Feldkirchen göller bölgesini görmek istediğimiz için köprüden tekrar bu yakaya geçtik.

Arkamızdaki gölde yüzdükten sonra gitmeye hazırız

Batı Avrupa hakkında sahip olunması gereken kritik bilgilerden biri ülke çapında musluklar ve çeşmelerden akan tüm suların (aksi açıkça belirtilmedikçe) içiliyor olması ve yine aksi belirtilmedikçe bütün göllerde yüzülebiliyor olması. Her ne kadar günün planlanan mesafesini katedememiş olsak da göller bölgesi çok hoşumuza gittiği için buradaki kamping işletmesine fiyat sorduk. Etrafı biraz izledikten sonra göle girmek için kampingde kalmamız gerekmediğine karar kıldık. Gölün kıyısında dik bir yamaca bisikletleri birbirlerine bağlayarak bıraktık ve mayolarımızı giyip bir çırpıda göle atlayıverdik. Öğleden sonra açan gökyüzü ve parlayan güneş sebebiyle epey sıcaklamıştık. Göle girmek iyi gelmişti. Serin sularda açılırken kıyıyla aramızdan yüzerek ördekler geçiyordu. Tepemizde eğitim yapan planörler ve onları yerden çekerek kaldıran tek pervaneli traktör uçaklar geçiyordu. Ancak oyalanmamak zorundaydık çünkü gitmemiz gereken 40km kadar daha yol vardı. Giyindik, ıslak mayolarımızı ve havlularımızı bisikletin arkasına asarak yola koyulduk.

Tuna'nın kararan sularında kuğular yüzüyor

10km sonra kıyıda insan yapısı bir set ile oluşturulmuş limanın kenarına vardığımızda güneş tam arkamızdan batmaktaydı. Gökyüzü hafif bir kızıla çalıyordu. Seti oluşturan kayaların arasındaki karanlık sularda kuğular yüzüyordu. Kamp kuracak bir yer bulmak için çok süremiz kalmamıştı. İlk gördüğümüz ara yoldan Kuzeye doğru pedalladık. Asfalt yol bitmiş, sert toprak yol başlamıştı. Civarda çalışmayan iş makinalarını görebiliyorduk. Sağımızda, solumuzda ağaçlar arasına ince yollar açılmıştı. Hafifçe yağmur çiselemeye başladığında bu ince yollardan birine girme kararı aldık. İşaretler göllerin özel mülk olduğunu, yüzme ve balık tutmanın yasak olduğunu gösteriyordu. Çakıllar ile kaplı bir yoldan ilerledik. Sol yanımızda balık tutulması yasak gölde balık tutanlar vardı. Yer yer arabalarını çekmiş, çadırlarını kurmuş, kovalarını hazırlamış, beklemekteydiler. Hepsini geçip yolun sonuna kadar geldiğimizde buranın oldukça uygun bir kamp alanı olduğuna karar verdik.

Muhteşem Tuna Nehri manzarasında günün son pedallamaları

Şimdiki işimiz yiyecek birşeyler bulmaktı. Geldiğimiz yoldan asfalt bisiklet yoluna geri döndük. Yüklü bisikletlerimizi Tuna kıyısından doğuya doğru sürmeye başladık. Abwinden sapağından içeri girerek bir restoran aramaya başladık.

Uyanınca karşımızda bulduğumuz nefes kesen manzara

Abwinden küçük bir kasaba olmasına rağmen çok ziyaretçisi vardı. Ertesi gün nasılsa buradan tekrar geçeceğimiz için geziyi uzatmayarak kasabanın girişinde gördüğümüz bir restorana geri döndük. Burası belli ki bisikletli gezginlerin uğrak yeriydi. Duvarlarda çeşitli ülkelerin bayrakları asılıydı. Birer Viyana Şinitzel sipariş ettik ve yemeklerimizin gelmesini beklerken yol hikayelerimizi yazmaya koyulduk. Yemeklerimiz geldiğinde hava iyice kapanmış ve kararmıştı. Hızlıca yemeklerimizi yedik. Kalkarken Almanca bilgimi son haddinde kullanarak sabah için birkaç ekstra ekmek edinmeyi başardım.  Bisikletlerimize atlayıp geldiğimiz yöne doğru son sürat pedallamaya başladık. Kamp alanına 4 km mesafemiz vardı ki sağnak yağmura yakalandık. Arkamıza bile bakmadan önce asfaltı sonra toprak yolu ve sonunda çakılları geçtik. Balıkçıların ikisi hariç hepsi gitmişti.

Çadırımız bu güzel yerde tek damla ıslanmadı!

Mümkün olduğunca ilgi çekmeden son koya kadar ilerledik. Bu koyda bulunan, depoyu andıran bir kulübenin verandasında çadırımızı kurarken yağmurdan korunuyorduk. Çok sayıda sivrisinek olduğundan elimizi iyice çabuk tuttuk ve hızla çadırımızı kurduk. Bisikletleri verandanın sütunlarına kilitledik ve çadırımıza çekildik. Gece boyu yağmur devam etti ama verandanın çatısı altındaki çadırımız ıslanmadı bile. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyandığımızda karşılaştığımız manzara ise tek kelimeyle mükemmeldi!

 

Güneşin ilk ışıklarında "çadırımıza özel" manzara

İşte günün istatistikleri ve Endomondo’dan GPS kayıtları:

Yol Değerleri
Tarih Günlük mesafe (km) Günlük Ortalama hız (km/saat) Günlük sürüş süresi (saat)
6 Temmuz 21,85 19,3 1:07
7 Temmuz 108,95 18,6 5:52
Kümülatif 130,80 18,7 6:59

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *